Etiket: louis aragon

Louis Aragon – Elsa’nın Gözleri


İşte koca övgüler ülkesi olan gökler
O güzel ellerinden ışık yağar kar gibi
Yıldız yıldızım benim parmağı sanki eter
Gecelerim artık uykusuz geçer
Senden ayıran her şey sana götürür beni

Louis Aragon’u daha ziyade “Mutlu Aşk Yoktur” şiiriyle biliyor olmanız muhtemel. Bizim için Dada’nın öncüleri ve sürrealizm’in kurucularından biri olması dolayısıyla ayrı bir yeri var. Kendisi şairliğinin yanında, siyasal eylemci, komünist, romancı ve deneme yazarı gibi ünvanları da yanında taşıyor. Nerden baksan 61 kitap yayımlamış ve Fransız edebiyatı içerisinde hep önemli bir yeri olmuş.

Aragon bütün bunların yanında kendisi gibi bir çok güzel şeyler üreten ve anti-faşist hareket içerisinde görev alan eşi Elsa Triolet ile de mutlu olduğu düşünülen bir aşk yaşamış. İkili 42 yıllık bir evlilik sürdürmüşler ve bir sebep ya da sonuç olarak bu şiirler ortaya çıkmış. Sindire sindire okuyunuz.

download . Louis Aragon – Elsa’nın Gözleri – (.pdf)

maldoror’un şarkıları

“Maldoror’un Altıncı Şarkısı’nı okuyunca kendi yapıtlarımdan utandım.”
André GİDE

“Maldoror’un birazcık tadına bakınca, bütün şiir yavanlaşıyor.”
Louis ARAGON

Comte de Lautréamont (Isidore Ducasse, 1846 – 1870) yirmi iki yaşında “Maldoror’un Şarkıları” ile şiirin klasik söylemini tamamen değiştirdi ve iki yıl sonra öldü. Sürrealist şairler tarafından keşfedilinceye kadar elli yıl şiirin yeraltı dünyasında yaşadı. Özgürleşen şiirsel söylemin yalvacı olan Lautréamont, şiirin ve edebiyatın insanı (yüzü ve tersi olarak), bütünlüğü içinde yansıtabileceğini kanıtladı. Kurulu düzene başkaldırının ve “hapishane dil”e karşı ayaklanma çığlığının simgesi oldu.

Comte de Lautréamont üstgerçekçilik, psikoanaliz ve kendini araştıran yazının öncüsüdür. Bilincin ve bilinç ötesinin sınırlarının şairidir.

Hiçbir şair çağının siyasal ve Tanrısal iktidarını, toplumsal düzenini Lautréamont kadar acımasızca eleştirmemiş, onunla alay etmemiş, bir çorap gibi tersine çevirmemiştir.

download . Comte de Lautréamont – Maldoror’un Şarkıları (.pdf)

nazım hikmet için

Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey yazamam. Şimdi olmaz. Daha sonra, söz veriyorum size yazacağım. Hatta, bu dergide, daha başka bir konu üzerinde, ölümünden değil, yaşamından söz edeceğim. Pentecote yortusu için sayfiyeye giderken Cumartesi sabahı satın aldığım “znamia” dergisinin son sayısını da götürmüştüm. Dergide Nazım’ın, “Les Romantiques” “Romantikler” adlı romanının son bölümü vardı. Yortu sırasında herkes onun değil Papa XXIII Jean’ın ölümünü bekliyordu her saat radyolarının başında. Ve pazartesi sabahı daha yaşıyordu. Nazım’a gelince, hiç birşey bizi uyarmamıştı. Can çekişmedi. Şöyle ayakta bir merdiveni çıkarken ansızın ölüverdi. Yaşarken öldü. Bir ağaç gibi devrildi. Bırakın da benim için bütünüyle ölsün. O zaman yazarım derginize uzun uzun. Benim için, başkaları için, ne anlam taşıdığını burada yazarım. Belki gelecek ay, yaza kadar izin verin bana. Temmuza kadar izin verin. Bundan 18 yıl önce hapisanede büyük Türk mistiği Mevlana Celaleddin ya da İranlı Ömer Hayyam gibi Rubai biçiminde yazdığı şu dört mısra bir kehanet olmaktan çıktıklarını anlatacak kadar vakit bırakın bana.

“Paydos” – diyecek bize birgün tabiat anamız,-
“Gülmek, ağlamak bitti çocuğum”
“Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak:”
“Görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat…”

yortunun pazartesi günü, sabah, onun düşüşünden bir iki saat sonra, telefon. Nazım. Ey ölüm, günümüzde ne de hızlı gidiyorsun! İki saat bile geçmeden bütün Avrupa’yı geçmiş beni aramış Yuelines’ların evinde bulmuş, yüreğimi işlemiştin. Ey ölüm. Telefonla gelen, görünmeyen, düşünülmeyen, daha bir sözcükten, bir addan başka bir şey olmayan ölüm ve hayır diyorum. Nazım olmaz. Evet. O Nazım… ta kendisi, başkası değil. Bütün insanlar gibi o da. Ve şiirindekilerden bir çocuğu ansıdım :

Recep damdan düşer gibi karıştı söze :

“Harbe girdiğin zaman, bir gavur öldürüp
bir yudum içersen kanını
korku kalmazmış.”

Ben onun kanından bir damla içmeyeceğim. Konuşmayan… uçsuz bucaksız hayat… Nazım, senden bana ilk 1934’de söz ettiler, sen hapisteydin, o zaman bir şeyler yazabildim. Dostluğumuz otuz yıl sürmeyecekti. Ne kadar az, otuz yıl. 1950’de, bizler, yani Türk halkı, dünyanın her köşesindeki şairler seni hapisten kurtardığımız zaman, bir on dört temmuz günü dosdoğru hayatın içine daldım. Ama bu yıl, sabırsızlığından, temmuzu bekleyemedin… Hapisane dışında on üç yıl, ya da buna yakın birşey, kırksekizinden altmışbirine dek, güzel bir yaşam bu. On üç yıl, çok şey. Hapisane dışında öldün. Bu da çok şey. Çünkü öldün. Bu fikre alıştıracağız kendimizi. İnsan Manzaraları’nı sensiz hayal etmeye çalışacağız… Senin deyiminle, manzarayı bu ağaç olmadan hayal etmeye çalışacağız. Uçsuz bucaksız hayat’ı…

6 Haziran 1963 – Louis ARAGON
Çeviren : Bertan ONARAN

DADA hareketi manifestosu

Daha fazla ressam olmayacak, daha fazla yazar olmayacak, daha fazla müzisyen olmayacak, daha fazla heykeltıraş olmayacak, daha fazla din olmayacak, daha fazla cumhuriyetçiler olmayacak, daha fazla kraliyetçiler olmayacak, daha fazla emperyalistler olmayacak, daha fazla anarşistler olmayacak, daha fazla sosyalistler olmayacak, daha fazla Bolşevikler olmayacak, daha fazla politika olmayacak, daha fazla demokratlar olmayacak, daha fazla burjuvalar olmayacak, daha fazla aristokratlar olmayacak, daha fazla ordular olmayacak, daha fazla kolluk kuvveti olmayacak, daha fazla baba toprakları olmayacak, tüm bu embesillikler için artık yeter, daha fazla olmayacak, hiçbir şey daha fazla olmayacak, hiçbir şey, hiçbir şey, hiçbir şey, hiç.

İnanıyoruz ki bununla birlikte yepyeni bir şey gelecek, olduğumuz şeyi daha fazla olmak istemeyeceğiz, daha az çürümüş olanı belirleyeceğiz, daha az bencil olanını, daha az materyalist olanını, daha az duygusuz olanı, daha az devasa çirkinlikte olanı.

Çok yaşayın cariyeler ve odalık-kübistler! Dada hareketinin tüm üyeleri önderdir.

Louis Aragon
1920