Etiket: kuş

uyuyan düzenin yırtıcı kuşları

şimdi bir rüzgar.
bir akıl.
masmavi.
sancılı bir değirmen.
güzegahı dost bir salyangoz.
güneşe doğru yürümekte.
elleri karanlığa yığılı.
insanlar beyhude yüzlerde.
kenar alev almış.
bir hıdırellez gecesi belkide.
kana susamış bir kaç köpekbalığı.
aklımız bombalarda.
yağızlar, sümerler, etiler, babiller.
ve kımıldamaz bedenler bu rüzgarda.
susuyoruz.
susuyoruz ama bir bildiğimiz var oluşundan değil.
büyük bir halka var güneşin dış çeperinde.
ışıksız susuyoruz.
bir kadın eli değmiş berrak bir erik ağacına.
kargalar yanasmaz olmus dallara.
siyahlar, kelaynakar, rumuzlar, etlikler, sosyeteler mantığına gömülmüş halkın direnci.
bir bildiğimiz yok elbette.
ama herkesin hülyasına doğmuş geceden kalan muhabbetin iniltileri.
biz sarhoşuz.
orman güvencede.
kediler ay ortası uykusunda.
ve parıldar zaman aydınlatmak için geceyi.
ağlamak yakışmaz bundan gayri hiçbir düşünceli yüreğin gözüne.
medeniyet bu olsa gerek.
bir kelebeğe bağladığımız renkli bir paçavra medeniyet.
renkleri bize ait.
ve biz yalan tamamlayıp bir ömür bitiriyoruz yine.
eyy gamsız zaman.
sana kin borçlu her bir birey.
alıp gittikklerine dair düşündüklerimiz.
ve bizi biz yaklaşımlar için sana kin borçluyuz.

birds on the wire

24171751_640_620x349

Brezilyalı Jarbas Agnelli gazetede kuşların elektrik telinde dizilmiş bir fotoğrafını görüyor ve bu kuşların bir nota defterindeki notalar gibi dizildiğini düşünüyor. Agnelli şöyle demiş, “Gazetedeki fotoğrafı kestim ve bir şarkı yapmaya karar verdim. Kuşlar tam olarak nerede durduysa oraya notaları yerleştirdim. Evrendeki en orijinal fikir olmadığını ben de biliyordum fakat sadece bu işin sonunda kuşların nasıl bir melodi oluşturacağını çok merak ettim. Bu melodi benim icadım değil. Kuşların fikriydi.”  Pek tabii etilen farkı ile sizlere sunmak istedik. Esen kalın.

Kullandığı enstrümanlar, ksilofon, fagot, obua ve klarnet.

Hayatla ilgili ilk algılamam, onun devinim içinde olduğu, yükseldiği ve annemin kalbinde çarptığı olmuştu. Daha sonra babamın aklının ışığına bıraktım kendimi. Gözlerimi kapadığımda dünyanın döndüğünü hissedebiliyordum. Elimi uzattığımda kaygının nefesini duyumsayabiliyordum. Kanımın içindeki sınır onların sevgisi, parıldayışları ve uyumsuz dualarıydı.

Zaman hepimizin aç kurtlarını hızla yaratıyormuş gibi onların anlayışından kaçtım. Deniz bir camdı. Gökyüzü ölçülemez bir yol.

Onların bilgilerinin gösterdiğine göre ben, zincirlenmiş olarak özgürce seyahat ediyordum. Ve soru sorabilme yetkisine minnettar kalarak, benden önceki herkes gibi sorguladım: Benim işim ne? Neden varız? Bütün cevaplar farkındalığın acısını, boşluğu ve eğlenceyi üretiyordu.

Durgunlukta avlanmak, acı çekmek şafakta
Tanrının huzurunda eğilmek, zarafeti yönetmek
Boşluğu ortaya çıkartmak, ruhları kaçırtmak
Bir çocuğu kaldırmak

Asılı duran,
Cennetin sesinin
Bir kuş gibi cıvıldadığı
Gökyüzüne.

Patti Smith / 1992

özgür olmak için yakalanman gerek!

apartmanda aydınlığının üstünü kapattılar. 100 tane güvercin yuva yapıyor diye. 3 tanesi içerde kaldı. Çatıya çıkıp telleri kanırttım. Sonra işe çıkıp unuttum. Sabah 5 tane girmiş. Yönetici öyle olmaz dedi. Kapattık deliği. Tuzak kurdu oraya. Tek tek yakalayıp dışarı salacak. Bakıyorum “hadi yakalanın” diye bekliyorum. Yakalanınca özgür olcaklar. Tabii bu arada yemekleri var, suları var, belki de orada hallerinden memnunlar. Ben de öbür taraftan düşünüyorum, acaba bu yönetici 26 yıldır annemin babamın öğretmenimin hocamın veremediği terbiyeyi bana böyle çaktırmadan veriyo olmasın? Doğrusu budur dediler, kesin değildir dedim hep. Şimdi kendimi yöneticiye “haklısın tabi kusura bakma” derken buluyorum. Bir ayağım ipe mi dolandı nedir? Bu kuşlarla aramda bi benzerlik var mı yoksa bugün hayalgücüm fazlamesai mi yapıyor?

AHA bi tanesi yakalandı!!