Etiket: kürt

Kara Basma Kürt Olur

Cümlede tek başına anlamı olmayan bir kelime gibi varlığım
Ondan sebep her sabah armağan edilişim
Günde bir öğün aç karnına andlar içişim
Yalnızlığımın suçlusu çoğul eki almamama sebep dil bilgisi
Ana dilim bile olmayan bir dilde
Yazım yanlışlarına savaş açıp
Çocuğumun adını Şahap koymak için
Nedenler arıyorum
Bibexşîn Daye…*

*: Affet Anne…

ölen kimden diye sormadığımızda …

ülke olarak düzenli olarak bombaların patladığı ve tepki olarak altyazılarda geçen ölü sayılarının toplandığı bir ortadoğu ülkesi olma konusunda yerimizi sağlamlaştırmak üzereyiz. belirli bir zat ve kendisinin peşinden gelen zümrenin çıkarları ve hırsları uğruna toplum içerisinde oluşturulan kutuplaşmanın etkileri kanımca tarihte görülmemiş seviyelere yaklaşmak üzere. sosyal medya ortamlarında ve iktidar propogandası yapan basın organlarında paylaşılanlara ise akıl sır erdirmek mümkün değil. dolayısıyla bazı şeyleri tekrar hatırlatmak isteriz;

  • linç tayfası yazmaya başlamadan belirtmek isteriz ki ne pkk ve benzeri örgütlerin ne de devletin savunucusuyuz. değerlendirmemiz saf insani değerler üzerine kuruludur.
  • devlet: vatandaşın taptığı, gözünde en yüksek mertebe olarak gördüğü devlet özünde toplumun bir arada yaşarken sağlanması gereken düzenden ve topluma verilmesi gereken genel  hizmetlerden sorumlu bir tüzel varlıktır. burada hizmeti de yine toplum içerisinden seçilen bir grup insan verir. devletin en büyük gelir kaynağı yine o toplum içerisinde yaşayan kişilerin verdiği vergiler ve toplum içerisinde yer alan mülk ve topraklardan elde edilen gelirlerdir. yani devlet sizin vermiş olduğunuz para ile sizin ihtiyaçlarınızı karşılayıp huzur içinde yaşatmak ile yükümlüdür. “ekmeğini yediğin devlet” diye bir kavram yoktur. devlet vatandaşın ekmeğini yer ve her vatandaşa eşit hizmet vermek zorundadır.
  • barış: her ne kadar son dönemde barış isteyenlerin linç edildiği bir toplumda yaşasak dahi dünyanın herhangi bir bölgesinde barış kelimesi negatif olarak anılmaz genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür. vakti zamanında adı bile “barış süreci” olan ilgili parti ve örgüt görüşmeleri, akil adamlar, davullu zurnalı karşılamalar, megri megri türküsü vatanseverlik olabilirken, başkaları deyince terörist ve/veya katil olabilmektir.
  • terör: siyasal, dinsel, ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. devletin kendi politikası ve hedefleri doğrultusunda yaptığı hareketlerde suçu ve sorumluluğu olmayan vatandaşta zarar görüyorsa bu devlet terörüdür. bir takım örgütler yine kendi hedefleri doğrultusunda sivillere şiddet uyguluyorsa da bunlar terör örgütleridir.
  • insan: taksonomik adıyla homo sapiens, homo cinsi içerisinde yaşayan tek canlı türüdür. türk halkı da aynı tür içerisinde bir gruptur, kürt halkı da aynı tür içerisinde bir gruptur. devletin “müdafaa” yaparken öldürdüğü kürt bebek de insandır, terör örgütlerinin misilleme yaparken öldürdüğü türk bebek de insandır. belirli bir ideoloji doğrultusunda masum sivilleri öldürmek insanlık dışıdır. savunulacak herhangi bir yanı yoktur.
  • savaş: bloklar ya da bir ülke içerisindeki büyük gruplar arasında gerçekleşen topyekün silahlı mücadeledir. savaş yanlısı bir grup karşı gruba saldırdığında karşı gruptaki insanların benzer ya da daha şiddetli tepki vermesi şaşırılacak bir durum değildir. savaşları grupları yöneten güçler başlatır fakat savaşan bu gruplar içerisindeki en alt kademeler ölenler ise masum insanlardır.
  • milliyetçilik: düşüncelerini ve buluşlarını her daim övdüğünüz albert einstein’ın sözleriyle “bir çocukluk hastalığıdır. insan ırkının kızamığıdır. eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.”
  • çözüm: öncelikle ölen kimden diye sormamaktır. ardından son hamleyi hangi taraf yaptı ya da geçmişte kim kaç kişi öldürdü tartışmasından uzaklaşabilecek toplumsal erdeme sahip olabilmektir. fakat bu durumun güçlüğü konusunda kafka’nın yorumu da unutulmamalıdır. “bütün erdemler kişisel, bütün kötülükler toplumsaldır. toplumsal erdem gözüyle bakılan şeyler, örneğin; sevgi, bencil olmayış, hakkaniyet duygusu, özveri, gücünü şaşılacak ölçüde yitirmiş toplumsal kötülüklerdir.”

savaşın tanıkları

kürt meselesi ile binlerce kelime kullanmaya gerek yok. pek güzide ülkemizde “filistin için mücadele ediyorum” denildiğinde insanlar “çok şahane” diyor. basklar için her daim bir sempati, her daim bir destek mevcut. birebir aynı yapı olmasa da benzer bir mücadele için toplumun genelinde kürt halkına olan bakış açısını anlamak pek mümkün olmuyor. kimse gerçekten empati yapamıyor.

yukarıda izlemenizi rica ettiğim video, belki bazı şeyleri anlamlandırmanıza yardımcı olabilir. yorum yok, sadece güneydoğu’da yaşananları birinci ağızdan dinleyin ve görüntüleri görün. bugün için harcayacağınız belkide en anlamlı 1 saat olacaktır.

uçurtmam tellere takıldı

ahmet kaya’nın ölümünün 10. yılında gösterilen ümit kıvanç tarafından hazırlanmış belgeseldir. diğer bir deyiş ile – biz bu adama ne yaptık? – hikayesi. ya da bu adamı nasıl öldürdüklerinin.

biz ülke olarak bu güzel adama insanlık dışı şeyler yaptık. o “ben klasik bir hikaye olmak istemiyorum.öldükten sonra anlaşılmak istemiyorum, şimdi anlaşılmak istiyorum” demişti. öldükten sonra bile hala anlayamadık. belgesel biraz olsun anlayabilmeniz için harika bir yapım. bir çok şeye ışık tutuyor yorumsuz bir biçimde. kendisinin aşağıda söyledikleri de her şeyin özeti.

kan ve kin bir kenarda dursun. barış olsun, kardeşlik olsun, dostluk olsun,yoldaşlık olsun. istediğimiz küçücük bir şeydi. deryada bir damlaydı. ulusal kültürden bahsettik.kültürel kimlikten bahsettik. onlar bunu nufus cüzdanı anladılar.

ayrıca belgesele anlamsız tepki yorumları da görüyorum dönem dönem. bu yorumlara da en güzel cevabı ümt kıvanç kendisi vermiş;

– belgeselde, ahmet kaya’nın konserlerde yaptığı “bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz” vurgusunun altını özellikle çiziyorsunuz. bunun nedeni ne?

– bunu mahsus yaptım tabii ki. adam her dakika bunu söylüyor, bizi sıkacak kadar aynı laflarla söylüyor üstelik. sonra birdenbire bölücü ilan ediliyor; ama “o, türkiye’de de yurtdışında da verdiği konserlerde her fırsatta ‘bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz’ diyen, barışa ve kardeşliğe vurgu yapan biriydi” diyen tek kişi çıkmıyor. bana bazı çevreler kızıyor şimdi, “ahmet kaya’yı ehlileştirmeye çalışan bir film yaptı” filan diyorlar. “apo’yu özledim” diye şarkı söyledi, onu niye koymadın diyorlar. birincisi koyamam, koyduğum zaman film yasaklanır, kimse seyredemez. ayrıca, bunları herkes biliyor, siz bunları yüz bin kere milletin kafasına kaktınız; ama adamın bu dediklerini hiçbir şekilde aktarmadınız. bu ehlileştirme suçlamalarının -bu bir eleştiri değil çünkü, suçlama benim için- bir temeli yok bence. bana hiç ehli gelmiyor çizdiğim ahmet kaya portresi.

şimdi oturun bir saatinizi bu güzel belgesele ayırın. emin olun pişman olmayacaksınız. başta serdar ortaç alçağı olmak üzere, çok övdükleri askerlikten kaçıp 10. yıl marşı ile vatan kurtaran medya maymunlarına hala zerre saygınız var ise en az onlar kadar suçlusunuz. çünkü bu ülkede sanatçı diye adlandırılanlar “kürt diye bir şey yok” diye bağırabildi. basın mensubu diye adlandırılanlar “vay şerefsiz” diye manşet atabildi. pişmanlığınızı ve özrünüzü kabul etmiyoruz.

 

ama üzülerek bitirmeyin belgeseli, kendisi gibi gülümseyi bilin. daha içilecek rakılar var.

bu adamlar zaten devrimi yapmışlar bu adamlar rakı içse ne olur ki yani.

 

hepimiz tekneyle geldik

bildiğiniz gibi medya maymunu okan bayülgen diskotava programında emenikenin fotoğrafını gördükten sonra şu cümleyi sarfetti; “ne bu ya, tekneyle gelen arkadaşlardan mı?”. üzerine de herhangi bir özür dilemeden saçmalamaya devam etti. tekrarlamaya gerek yok, ziyadesiyle kendi kalitesini ortaya koydu.

ardından ali atıf bir denilen şahıs ilkokul seviyesinde bir yazıyla RTÜK Pascal Nouma’yı engelle… diye yazdı. kimmiş bu adam diye baktığımda sıfatları “prof. dr., şovmen, reklam danışmanı ve köşe yazarı”. okuduğum en trajikomik yazılarından biri. şu tarz cümleler mevcut; “Adam gavurluğuna, zenciliğine bakmadan üç reklamda birden oynuyor, bir de yarışmada para üzerine para kazanıyor.”

basında bu tür örneklere alışığız, vakit zamanında “dingiltere” “bir baba hindi ingilizce bindi” “o. çocukları” manşeti atılabilen bir ülkedeyiz. cnn türk spor müdürü barış kuyucu twitter üzerinden niang ve dia için “beyaz atalarınızı da böyle paketlemiştik” yazabiliyor. ahmet çakar bey efendinin yine nouma üzerine “zenci” saçmalığı tekrarlansa şaşırmayacağımız hareketlerden.

tribünlerin de basından aşağı kalır yanları yok, detaylı araştırmadan ilk fırsatta aklıma gelen örnekler şöyle;
  • trabzonsporlu taraftarlarının, “ayağa kalkmayan ermeni olsun” tezahuratı, kendilerinin ayrıca ogün samast beresi yaklaşımları
  • elazığspor taraftarlarının, hrant dink’in malatyalı olması sebebiyle “ermeni malatya” diye bağırması
  • bursaspor taraftarlarının, diyarbakırspor maçında “pkk dışarı” söylemi
  • dönemin trabzonspor başkanı mehmet ali yılmaz’ın kendi oyuncusu kevin campbell’a “yamyam” demesi
  • galatasaray taraftarlarnın, sivasspor maçında “kahrolsun israil, orospu çocuğu balili” tezahuratı
  • yine bursaspor taraftarlarının alen’in ermeni olmasından dolayı inönü stadında dile getirdikleri “ermeni köpekler, beşiktaş’ı destekler” tezahuratı
    gibi…

işin daha da kötü tarafı bu olaylardan sonra yaşanan tartışmalara bakıldığında vatandaşın büyük çoğunluğunun “büyütülecek bir şey yok canım”, azımsanamayacak bir kısmının da “hakettiler” diyebiliyor olması (ermeni ve kürt meselelerinde). toplumun gözünde ırkçılık denildiğinde hala akla asmak, kesmek, öldürmek geliyor – “ee o kadar nazi filmi izledik”. asıl ırkçılığın gündelik hayatta farklı olana karşı tahammülsüzlük olduğunu ne zaman anlayabileceğiz merak ediyorum.

unutturmadan bu ülkede festus okey öldürüldü. arkadaşlarının topladığı parayla ülkesine gönderilen fotoğrafının üzerinde şöyle yazıyordu;

“festus okey: gidiyoruz. teşekkürler türkiye”

bazı şeyler ingilizce söylenince daha bir önem gösteriliyor ülkemizde artık, bize de o zaman “stay sharp” demek düşüyor.