Etiket: kropotkin

kropotkin’in lenin’e mektubu

Saygıdeğer Vladimir İlyiç,

Birçok posta-telegraf bölümü çalışanı bana gelerek, içinde bulundukları gerçekten de çaresiz durum hakkındaki bilgileri sizin dikkatinize sunmamı istedi. Bu sorun yalnızca posta ve telegraf komiserliğini değil, dahası Rusya’daki günlük yaşamı ilgilendirdiği için, onların bu isteklerini yerine getirmekte hiç zaman kaybetmedim.

Biliyorsunuzdur, tabii ki, bu çalışanların aldığı maaşla Dimitrov ilçesinde yaşamak tamamen imkansızdır. Bu (maaşla) bir kile [bush, 36 litrelik ölçü birimi] patates almak bile imkansızdır; kişisel deneyimlerimden bunu biliyorum. Karşılığında sabun ve tuz almak istiyorlar, ki bunların esamesi bile okunmuyor. Unun (fiyatı) yükseldiği için –tabii ki onu da bulabilirseniz–, sekiz libre [pound, 454 gramlık ölçü birimi] arpa ve beş libre buğday almak imkansızdır. Kısacası, erzak yardımı olmaksızın çalışanlar gerçek bir kıtlığa mahkumdurlar.

Bu arada, böylesi [yüksek] fiyatların yanısıra, posta ve telegraf çalışanlarının Moskova Posta ve Telegraf Tedarik Merkezi’nden aldıkları yetersiz erzak yardımları (15 Ağustos 1918 tarihli kararnameye göre: bir çalışana verilmek üzere sekiz libre tutarında buğday, ve ailenin iş yapamaz durumdaki üyelerine beş libre tutarında buğday) iki aydır zaten verilmemektedir. Yerel tedarik merkezleri ellerindeki erzakları dağıtamamaktadır, ve çalışanların (Dmitrov ilçesinde 125 kişi) Moskova’ya yaptıkları başvuruya bir yanıt gelmemiştir. Bir ay önce çalışanlardan birisi kişisel olarak size yazmış, ancak şu ana kadar hiçbir yanıt almamıştır.

Bu çalışanların gerçekten de umutsuz olan durumlarının tanıklığını yapmayı bir görev olarak addediyorum. Çoğunluk gerçek anlamda açlık çekiyor. Bu yüzlerinden açıkça anlaşılıyor. Çoğu nereye gideceklerini bilmeden evlerinden ayrılmaya hazırlanıyor. Ve bu arada, işlerini özenle yerine getirdiklerini samimiyetle söyleyebilirim; işlerini kavradılar ve bu işçileri kaybetmek yerel hayatın hiçbir şekilde çıkarına olmayacaktır.

Diğer bölümlerde çalışan Sovyet çalışanlarının hepsinin aynı çaresiz durum içinde olduğunu eklemek istiyorum.

Sonuçta, genel duruma dair bir şeyler söylemekten kaçınamayacağım. Büyük bir merkezde –Moskova’da– yaşarken, ülkenin gerçek koşullarını bilmek imkansızdır. Bir kimsenin mevcut deneyimler hakkındaki gerçeği bilmesi için, güncel yaşamla, gereksinimler ve talihsizliklerle, –yetişkinlerin ve çocukların [çektiği] açlıkla, ucuz bir kerosen lamba edinmek için bürolar arasında gidilip gelinmesiyle, vb. ile yakın ilişki içinde olacağı illerde yaşaması gerekir.

Bu sınavlardan başarıyla çıkmamız için bir yol vardır. Daha normal günlük yaşam koşullarına geçişte aceleci olunmalıdır. Uzun süre böyle gidemeyiz, ve kanlı bir felakete doğru gidiyoruz. Bizim için zaruri olan müttefiklerin lokomotifleri, Rus arpasının, kendirinin, keteninin, hayvan derisinin ve diğer şeylerin ihracatı, halka yardımcı olmayacaktır.

Bir şey su götürmezdir. Parti diktatörlüğü kapitalist sisteme darbe indirmek için uygun bir araç olsa bile (ki bundan fazlasıyla şüpheliyim), bu yeni bir sosyalist sistemin yaratılması için zararlıdır. Gerekli olan şey yerel kurumlar, yerel kuvvetlerdir; ancak bunlar yoktur, hiçbir yerde. Bunun yerine, insan ne yana dönerse dönsün, gerçek yaşam hakkında hiçbir şey bilmeyen, kendisini binlerce hayata ve ilçelerin tahrip olmasına mal olan en ağır hataların [tekrar tekrar] işlenmesine adamış kişilerle karşılaşıyor.

Yakacak odun arzını ele alınız, veya aynı amaçla baharlık tohumluklara bakınız…

Yerel kuvvetlerin katılımı olmaksızın, köylü ve işçilerin kendilerini tabandan örgütlemeleri olmaksızın, yeni bir yaşam kurmak imkansızdır.

Sovyetlerin tam da bu tabandan yükselen örgütlenmeler oluşturma işlevini yerine getirmiş olması beklenirdi. Ancak Rusya halihazırda yalnızca ismen var olan bir Sovyetler Cumhuriyeti haline gelmiştir. “Parti”, yani genellikle yeni gelenlerin doluşması (ideolojik komünistler daha çok şehir merkezlerindedir) ve halkın idaresini ele geçirmesi, bu umut verici kurumun –sovyetlerin– etkisini ve yapıcı enerjisini halihazırda tahrip etmiştir. Şu durumda, Rusya’da yönetimde olanlar sovyetler değil parti komiteleridir. Ve onların örgütlenmesi bürokratik örgütlenmenin kusurlarından muzdariptir.

Bugünkü düzensizlikten kurtulmak için, Rusya, görüşümce yeni bir yaşamın yaratılmasında bir etken olabilecek, yerel güçlerin yaratıcı niteliklerine geri dönmelidir. Ve bu yolun gerekli olduğu ne kadar erken erken fark edilirse, o kadar iyi olacaktır. İnsanların o zaman (yeni) toplumsal yaşam biçimlerini kabullenmesi çok daha olası olacaktır. Eğer bugünkü durum sürerse, “sosyalizm” kelimesinin bizzat kendisi bir küfre dönüşecektir. Jakobenlerin kırk yıllık yönetiminin ardından Fransa’da “eşitlik” kavramının başına gelen şey buydu.

Yoldaşça selamlarımla,

P. Kropotkin
Dmitrov, 4 Mayıs 1920

pyotr kropotkin . anarşi – felsefesi, ideali

tek kelimeyle, eşitlik istiyoruz: fiili eşitlik; herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre özgürlüğün gerekçesi olarak, daha doğrusu temel koşulu olarak – işte bizim samimi olarak istediğimiz şey budur!

anarşizmin en önemli teorisyenlerinden pyotr kropotkin’in bu kitabı üç ayrı metinden oluşuyor. siz de indirip okuyorsunuz.

  • birinci metin: anarşi -felsefesi, ideali- 1896 yılında paris’te verdiği bir konferansın metnidir.
  • ikinci metin: anarşizm- 1905 yılında yazıldı, ilk kez 1910 yılında Encyclopaedia Britannica’da yayımlandı.
  • üçüncü metin: anarşist komunizm- 1887 yılında yayımlandı.

pyotr kropotkin . anarşi (.pdf)

william godwin

toplumları etkilemiş şahsiyetler dizisine william godwin ile başlayalım istedik. 1756 – 1836 yılları arasında yaşamış bu abimiz her ne kadar kendini anarşist olarak nitelendirmese de anarşizmin genel ilkelerini ilk kez ifade eden kişi olarak anılır. ayrıca devlet kontrollü eğitimin sıkıntısını dile getirip, alternatif, bağımsız eğitimin önemini vurgulayan ingilizler içerisinde de öncü olmuştur.

akılcı olarak anılmıştır. insan bilgisinin her zaman sınırlı olduğunu bu sebeple mutlak doğru diye bir şey olmadığını savunur. john locke üzerinden giderek “tabula rasa”ya inanır. yani zihnimizde doğuştan gelen bir fikir yoktur; tüm bilgiler deneyimler sonucu oluşur. bu sebeple de otorite doğaya aykırıdır. ayrıca faydacı (utilitarianist) bir ahlak anlayışını benimsemiş, faydacılık üzerine önemli katkıları olmuştur.

fransız devriminden esinlenerek iki ciltlik “politik adalet üzerine bir inceleme” (enquiry concerning political justice) (1793) adlı kitabında politik kuramlara olan karşıtlığını dile getirmiş, açık bir biçimde devletin ortadan kaldırılmasını istemiştir. ona göre baskıların en büyük kaynağı devlettir. devlet sayesinde kişinin kendi öz yargısından ve öz bilincinden vazgeçtiğini vurgular. devlete karşılık maddi kaynakların gönüllü bir şekilde dağıtıldığı küçük özerk topluluklar ile herhangi bir yönetimin olmadığı bir toplumsal hayat tasarlamıştır. bu toplumda üretiminde küçük ölçekli işletmeler tarafından yapılmasını önerir.

babasının etkisiyle kalvinist mezhebin görüşleriyle büyüyen godwin, bu görüşlerin etkisiyle devletsiz toplumun gerçekleşmesi için sade bir hayatın ve fedakarca bir ahlak tarzının benimsenmesini bir zorunluluk olarak görmüştür. bu sebeple iktidarın kaynağı olarak gördüğü özel mülkiyeti eleştirmiştir. mülkün, özellikle kilise ve devletin ittifakıyla, biriktirilmesinin toplumsal bir güce dönüştüğünü; bencilliği, suçu, açgözlülüğü, ve yoksulluğu beslediğini söyler.

yasaların atalarımıza ait bilgeliğin ürünleri olmadığını ancak; tutkularının, korkaklıklarının ve kıskançlıklarının ve hırslarının ürünleri olduğunu belirtmiştir. bu sebeple hukuğu aklın düşmanı bir baskı aracı olarak görmüştür. zenginlerin her zaman doğrudan veya dolaylı yoldan kanunları yapan kimseler olduğunu vurgulamıştır.

kalvinizmden başlayıp deizm, sosyanizm, agnostisizm ve atheizmi benimsemiştir. klasik anarşistlerden de kendisini ilk kropotkin sallamıştır, diğerlerinin adını bile duymadıkları söylenir.

muhtemelen sıkıldığınız bu bilgilerden sonra sosyal ortamlarda entelektüel bilgi birikiminizi yansıtabileceğiniz bir bilgi de verelim, frankenstein‘ın yazarı mary shelley godwin’in kızıdır. “evlilik bir yasadır, üstelik yasaların en kötüsüdür.” diyen godwin’in gizli bir evlilik yapması da ironiktir.

godwin bir dönem radikal çevrelerde baya etkili olmuş, gelenekselci kitleden baya tepki çekmiş, malthusla kapışmıştır. özetle politik adalet üzerine bir inceleme‘yi okumak muhtemelen faydalı olacaktır. kendisinden alıntılar yapacak olursak;

  • devlet en iyi şekliyle bile kötü bir organizasyon olduğundan mümkün olduğu kadar az devlete sahip olmalıyız.
  • insanlar, yukarıdan dağıtılan yasalara değil, kendi vicdanlarına göre davrandıkları, emeğin ve ürünlerin paylaşıldığı yöneticisiz bir toplumda özgür ve mutlu olabileceklerdir.
  • cezalandırma oldukça yanıltıcı bir isim olup bir varlığa, tesadüfen daha güçlü olan bir başka varlık tarafından uygulanan şiddetten başka bir şey değildir.
  • devletler ya da onların maşası bürokratik hükümetler, zengin ile yoksul arasındaki anlaşmazlığı yasallaştıran ve yıkılması gereken kurumlardır.
  • yürekten itaat edeceğim tek bir iktidar var, kendi aklımın kararı, kendi vicdanımın emrettiği.
  • davranışlarımızı anlamayı ve kontrol etmeyi sağlayan tek şey akıldır; bu sebeple sadakat borçlu olduğumuz şey otorite değil mantığımızdır.

okumaya devam etmek isteyenlere;

türkiye’de anarşizmle ilgili ilk yayın 1935’te çıktı. Etika (p.a. kropotkin) adlı eseri rusça orjinalinden ahmet ağaoğlu çevirmiş, dün ve yarın yayınları basmış. 340 sayfalık kitap, tarih boyunca geliştirilen ahlak teorilerini inceliyor ve esas olarak hıristiyan ahlak anlayışını inceliyor.