Etiket: komunizm

children underground . 2001

children underground. izledikten sonra bir kaç dakika sizi yerinizden kıpırdatmayan ve tokat gibi çarpan belgesellerden biri. 2001 yılında çekilmiş. romanya’nın tarihinin kaybolmuş evsiz çocuklarını anlatıyor. komünist lider çavuşesku’nun ülkenin iş gücünü arttırmak amaçlı doğum kontrolünü ve kürtajı yasaklamasından sonra binlerce istenmeyen çocuk çok kötü koşullar altında yetimhanelere yerleştiriliyor. komünizmin yıkılması ile birlikte de bu çocuklar sokaklarda yaşamaya başlıyor. çocukların bir kısmı bu yetimhanelerden, bir kısmı ise yoksul ailelerinden kaçıyor. filmin çekildiği dönemde sokakta bu şekilde 20.000 çocuk olduğu söyleniyor – güncel rakamı bilmiyorum. bu belgesel ise 20.000 çocuktan 5 tanesinin hikayesini anlatıyor bükreş’te bir metro istasyonunda yaşayan.

ülkemiz için de farklı hikayeler olmadığını biliyoruz her gün sokakta gördüğümüz ve uzaklaştığımız çocuklardan. izledikten sonra belki daha dikkatli bakarsınız.

“… ve yine… bu hayar zor. oldukça zor. çok zor.”

izle . children underground @ youtube

sovyetler uzayda

sovyetler komunizmin sadece dünyamıza değil, diğer gezegenlere de yayılacağını düşünüyordu. 1949 sonrasında sovyet sanatçıların uzay temalı konularla ortaya çıkardığı illüstrasyonlar, sosyete farkıyla sizin.

Dünya Gezegeni | 27 Aralık 2008, Cumartesi

A. İçinde yaşadığımız şirketçi devlet yapısı

Gezegenimiz şirketlerin kuşatması altında. Şirketlerin sahipleri (nevrotik, suça yatkın azınlık) parasal kaynaklarını maksimuma yükseltmek, kendi arzularını beslemek, otorite sahibi olmak, Dünya Gezegenini denilen postmodern endüstriyel ürününe sahip olmak için devleti araç olarak kullanıyorlar.

Hiç şüphe yok ki devlet bankaların kontrolü altında (tam tersi değil!), şu sıralar pasifçe gözlemlediğimiz gibi, devlet kapitalizminin doğuş yerinde maskeler düşmüş durumda: Birleşik devletler hükümeti şirketçi rejimin paniklemiş davranışlarını destekliyor ve ordusunu ‘yaklaşan bir krizin neden olabileceği bir sosyal kargaşa’ ya hazırlıyor.

Ayrıca, devletler bireyleri bölünmüş ve yararsız bir devletin içinde tutuyorlar, böylece insanlığın bariz düşmanına karşı ayaklanmak yerine birbirleriyle yarışıyorlar. Otorite sahipleri bireylere birbirlerinin/yanındakilerin farklılıklarını öğretiyor, onlara millet, cinsiyet, başarı, tüketim, sağlık, güzellik ve akıl sağlığı gibi “değerleri” aşılıyorlar. Bu evrensel düzeyde görülebilen ve bilinen davranışlara neden oluyor: milliyetçilik, ırkçılık, tüketicilik, cinsiyetçilik, fiziksel güç ayrımcılığı (ableism), yaş ayrımcılığı ve fiziksel görünüş ayrımcılığı.

Eğer polis gücü yararına olmasaydı, devletler bireyleri bu tip belirleyicilerle işaretlemeyeceklerdi, her çeşit Tıbbi Rejim, Eğitim Rejimi, Müessese Medyası, Dinler ve Bürokrasi.

İnsan evladı, biricik bir heterojen kimlikler olmaya başladığından beri hiper-vurgulu egosuyla insanlığı bitirdi. Proleter ve Müslüman, saygıdeğer bir ev hanımı ve lezbiyen, öğrenci ve bezgin, cinsiyetçi ve komünist, başarılı/yükselme hırsıyla dolu bir genç ve çevreyle ilgili meselelere duyarlı, kadın ve milliyetçi. Binlerce minik parçaya ayrılmış hali onu bastırılmış sınıf kimliğine zorlayanın kim olduğunu görmesini engelliyor. Daha önemlisi, aynı hal kendisinin daha kolektif olduğunu anlamasını engelliyor, evrensel neo-proleter gibi: gezegendeki bütün insanların günlük olayları karanlık ve sıkıntı içinde deneyimlemelerinden engellenmelere ve gönülsüz ölüme kadar. Bu tip bir proleter, sadece adet üzeri üstün gelir.

Bu bolca önceden tasarlanmış kimlikler, gezegendeki bütün toplumlarda ‘kültürel savaş’ durumuna yol açıyor (ayrıca uluslararası), kimlerin rejim lehinde yarış içinde oldukları gezegende. Ayrıca, bu durum saygıdeğer vatandaşların daha sıkı güvenlik önemlerini talep etmelerine de neden oluyor.

Şirketçi Burjuva Demokrasisinin diktatörlüğü gücüne karşı her türlü direnişi bastırıyor: direnişin sosyal esaslarını ölüm kokuları saçan politik partiler, ticaret birlikleri ve diğer politik oluşumlar içine hapsediyor. Hiç duraksamıyor, sadece sıklıkla özgürlükçü hareketleri bastırmak ve özgür irade hakkını reddetmek için gezegenin bölümlerini ‘demokratikleştiriyor’. (Irak’taki AB, Filistin’deki İsrail, Makedonya’daki Yunanistan)

Dünyanın doğal dengesini yok etmekte, bütün eko sistemi imha etmekte, doğayı başlaştırmakta ve bedenlerimizi yemeklerin niteliğiyle bozmakta sakınca görmüyor. Hepsi ilerleme, bilim ve medeniyet adına.

Bütün bu otoriter modellerin karışımı içinde zamanla medeni dünya bizi, insanların eskiden sahip olmadan (ironik bir biçimde) daha iyi şartlarda yaşadıkları bir yaşam kalitesine sahip olduğumuza ikna ettiler.

Tıbbi Rejimin nimetleri artan nüfus ve ortalama yaşam standartlarıyla basitçe ücretli kölelerin sayısını artırıyor ve aynı zamanda bu ücretli kölelerin yaşam standartlarını mutlak asgari seviyede tutuyor.

Şehirdeki yaşam insanları hayatın deneyimlerinden, doğanın fenomeninden gözlemleme ve öğrenme deneyiminden uzaklaştırıyor, fiziksel alan deneyimini yok ediyor ve bunları eskiden sıradan olan deneyimlerken (fiziksel işçilik, dışarıda hayatta kalma gibi.) sonradan kırılgan deneyimlere dönüştürüyor.

B. Dünya Devrimi medeniyete karşı olmalı

– Dünya iletişim ağındaki organizasyonumuzun katalizörü: bütün küskünleri ve başkaldıranları kendi seslerini yükseltmeleri için çağırıyoruz, ister makalelerini karşı-bilgilendirici medyaya yollayarak, ister kendi bloglarını oluşturarak, kolektif tartışma ortamları yaratarak, kapitalist web sitelerini çökerterek.

– Kendi çalışma ortamlarını kendileri organize etmeleri, kendi sistemlerini üretmeleri, konsensüs güvencesi altında, üretim mekânlarını ele geçirmek ve yatay bir sistem üretmeleri için bütün işçileri çağırıyoruz.

– Kendi binalarını ele geçirmeleri, bütün parti yardakçılarını kovmaları, teori ve pratiği kendi hayal güçlerine, tabiatlarına ve düşüncelerine göre yeniden oluşturmaları için bütün lise ve üniversite öğrencilerini çağırıyoruz.

– Bir araya gelmeleri, ilaç şirketlerinin ilaçlarını reddetmeleri, beyinlerimizi hırpalayan medeniyeti yok etmeye yarayacak fikirler üretmeleri için bütün Klinik Depresyonun yükü altında yaşayanları çağırıyoruz.

– Kurumlar onları yersiz yurtsuz insanlar haline getirdiği için onları yabancılaştıran medeniyeti yok etmeleri ve öfkelerini birleştirmeleri için bütün göçmenleri çağırıyoruz.

-Bilim Rejiminden istifa etmeleri, özgürce kolektif bir halde nasıl zararsız ve tükenmez enerji (güneş, rüzgâr ve jeotermal enerji gibi) üretilebileceğinin yolunu bulmaları için bütün bilim insanlarını çağırıyoruz.

-Kendilerine ait her şeyi mümkün olan maksimum düzeyde, üretim düzeyinde kamulaştırmak ve sabote etmek için devrimin olabileceğini unutan herkesi çağırıyoruz. Başarabiliriz ve buna değer!

-Burjuva yaratıları içinde hayal güçlerini harcamaktan vazgeçmeleri, mücadelemize katılmaları, hayal güçlerini Dünya Devrimini şekillendirmeye harcamaları için bütün burjuva sanatçıları çağırıyoruz.

– Üretimlerini kolektifleştirmeleri, kapital için aşırı tüketime son vermeleri, insan dostu üretim tekniklerini ve tarım sayesinde özgürce yaşamayı öğretmeleri için bütün çiftçileri ve zirai üreticileri çağırıyoruz.

– Et üretimine derhal el konulmalı ve bütün hayvanlar özgür bırakılmalı! Et üretimi cinayettir!

Özgürleşme hareketini ve çok önemli olan yandaş-bilgilendirmelere devam ettirmeleri için bütün anarşistleri, komünistleri ve özgürlükçüleri çağırıyoruz.

Üretim sürecini sabote etmek ya da kendimize göre tekrar oluşturmak, bağımsız yiyecek üretimi oluşturmak, var olan kaynaklara el koymak, şehirlerde bağımsız mekânlar oluşturmak ve bağımsız enerji biçimleri planlamak, tarihi geçmiş paraları karşılık olarak verebiliriz. Özgürlüğün sıcak rüzgârı gibi yayılacak değişik biçimlerde ve çokça anarşist kültür ürünü, yandaş-bilgilendirici iletişim ağları yaratabiliriz.

Devletlerin bize yönelik her türlü saldırısı isyanımızla karşılaşacak, fakirliğin, depresyonun, mahrum edilmenin isyanı. Zamanı avuçlarımız arasına alacağız!

Atina’nın aralık ayının isyanına dünyadaki devrimcilere esin olmaları için izin verin!

Dünya insanları, birleşin!

Anarşi ve özgürlükçü komünizm için!

Özgürlük için!

Sınırsızlık için!

Çok yaşa Dünya Devrimi!

kapitalizm için kızılyıldızı takip et!

Efendiler, bilenler bilir ben bir süredir Asya-Pasifik ülkelerinde fink atmaktayım! (Atılanın ne olduğunu bilmesem de şık geliyor kulağa “fink” atmak)

Ne mutlu ki bana dünyanın en kapitalist ülkesini an itibariyle görmüş bulunmaktayım: Çin!

Neden olduğunu açıklamadan size Çin’le ilgili birkaç rakam vereyim – yorumlarıyla birlikte.

Nüfus: 1,338,299,500 kişi (Nüfusu 1.3 milyar kişi civarlarında zapt etmek için uygulanan katı her-aileye-en-fazla-bir-çocuk politikası an itibariyle nüfusun yaşlanmasından ve yaşlı nüfusu idame ettirecek kaynak yaratılamayacağı korkusundan yavşatılmış durumda. Yakın zamanda yeniden çoğalmaya başlayacaklar yani. Haberiniz olsun)

Kişi başına düşen milli gelir: 4,393 dolar (Komunist Parti teşkılatındaysanız bu rakam 6 hane ve üstünü kolaylıkla bulmakta)

İşsizlik oranı: %6.1 (siktirin lan herkesi günlüğü 0.7 dolardan tarlada/fabrikada çalıştırırsanız tabi bu kadar düşük gözükür)

Efendiler Çin’in 2015 itibariyle dünyadaki lüks marketin %46’sını tüketmesi bekleniyor. Bizim çılgın Arapları çıkardığımızda dünyanın geri kalanı lüks marketin sadece %37’sini tüketmekte. Yani anlayacağınız Çin dediğiniz yer, fakir ülke, gelişen ülke, dünyanın en zenginlerinden daha fazla zengin-tüketimi yapacak.

Şimdi neden kapitalist diyorum ben bu cancağızım ülkeye?

Efendiler, ülke nüfusunun yaklaşık  %0.8’ini oluşturan zengin kısım ( ki bunların tamamı komünist parti üyeleri/akrabaları çünkü Mao tahta çıktığında mevcut zenginleri doğrayıp, ülkeyi partinin hesabına geçirmiş) ülke gelirlerinin tam % 47’sini elinde bulundurmakta. Bu insanlar aynı zamanda ülkedeki seçimlerde oy-kullanma hakkına sahip elit azınlığı da oluşturmakta.  Bu kesimin dışındaysanız sadece komünist partinin sizin için belirlediği 3 muhtar adayından birini seçmek için oy kullanabiliyorsunuz!

Hong Kong, Shanghai (Şangay), Beijing (Pekin) dediğiniz memleketler tahayyül edemeyeceğiniz sayıda çok lüks alışveriş marketi barındırmakta.  Bizim Ankara’da Panora ; Istanbul’da Kanyon/Istinye Park falan inanılmaz mütevazi kalır diyeyim siz düşünün gerisini. Ben 300 metrelik bir sokakta (ki bu Hong Kong için herhangi bir sokak) 14 tane Rolex, 4 Chanel, 6 Burberry, 6 tane Louis Vitton, 5 tane Prada ve çok daha fazlasını gördüm.

Ve ülkenin bir kısmı bunları tüketirken, geri kalanı aylık 21 dolara çalışıyor! 21 dolar aq!

Umarım bir Pazar günü Hong Kong şehir merkezine gitmek nasip olur hepinize. Neden mi Pazar? Pazarları şehirde oturma/çalışma izni ve birçok hakkı olmadan evlerde hizmetçi olarak yaşayan yaklaşık 400 bin Filipinli merkez sokaklarını işgal etmekte. Amaçları mı? Eylem falan değil oğlum, Asya’da öyle aykırılık yok hiçbir yerde. Amaç arkadaşları/akrabaları görmek, güzel vakit geçirmek. Peki bunu nasıl yaparsın? E para yok, ev yok – sokakta oturursun! 400 bin Filipinli kaldırımlarda otururken, lüks mağazaların kuyruklarında bekleyip az sonra ortalama olarak 6700 dolar harcama yapacak Çinliler dünyada görebileceğiniz en büyük kontrastı oluşturmakta.

Komunist/sosyalist Çin’miş! Siktirin gidin lan!

Not: Bu yazıdaki fotoğraf benim otelimin tuvaleti.Tabi en lüks otelde kalıyorum lan, fakir miyim ben aq! Tuvaletin kıçınızı yıkamak için sunduğu seçeneklerden lükslüğün boku ne kadar çıkabiliyor bir memlekette görebilirsiniz!!!!!)

caps ver

komünizm yüzünden 20. yüzyılda 100 milyon insanın öldüğü ileri sürülüyor. kapitalizm muhtemelen bunun iki katı olmakla birlikte, faşizm bile bu rakamların gerisinde kalabilir. ideolojiler yüzünden bu kadar insan hayatını kaybederken öteki siyasi örgütlenmelerden çok daha az şiddet kullanan anarşizm, şiddet sözcüğü ile eş anlamlı kullanılıyor. malatesta, neçayev ve bakunin‘in elbette farkındayız fakat caps ver demeden de duramıyoruz.