Etiket: kolektif

mümkün ütopya

Zihinler değişiyor. Rejimler çöküyor. Yeni yapılar doğuyor. Çalkantılı zamanlar, çalkantılı değişimler yaşanıyor. Yine de zaferin kaçınılmaz olduğunu söyleyemeyiz. Peşine düşülen hedeflere erişmek için insanlar acı ve öfkeden sıyrılıp harekete geçmeli, bölünmüşlükten beraberliğe ve mücadeleden zafere yürümeli. Anlık zaferlerin ötesinde yeni toplumsal ilişkiler biriktiren ve çeşitlendiren kazanım yörüngelerine ihtiyacımız var.

fazlasıyla beğendiğimiz kapağı ile -kendisi tek başına tanıtım ihtiyacını karşılayabilir ama biz devam edelim- mümkün ütopya bu haftanın eseri. yaşanabilir bir toplum için stratejiler deniyor. bizim toplumumuzun başına yaşanabilir eklenmesi son dönemde hepimizin özlemle andığı şeylerin başında geliyor sanırım. yazarımız michael albert, aktivist, ekonomist, yayıncı gibi sıfatlara sahip. önsözünde is noam chomsky’nin harika bir girişi mevcut.

içeriği tahmin edebilirsiniz sanırım. krizlerle çevrili bir dünyada yaşıyoruz. sadece ülkemize özel değil, mevcut küresel düzeni çalkantıya sokan sayısız kriz ve çıkmaza sahibiz. bir değişiklik ihtiyacı olduğunu herkes bir şekilde ifade ediyor. bu kitabın farkı ise konuyu oldukça sistematik bir şekilde ele alması. fikirlerden başlıyoruz, toplumu ve tarihi ele alıyoruz. ardından amaçlar listeniyor – katılımcı ekonomi, katılımcı siyaset, katılımcı ekoloji ve enternasyonalizm gibi ve sonrasında yöntemlere odaklanıyoruz – stratejiler, yapılması gerekenler ve devrimin mantığı gibi.

özetle problem belli, ne istediğimizi biliyoruz, nasıl yapabileceğimiz ortada dolayısıyla en azından tartışmaya ve hareket etmeye yeterli teşvik mevcut. unutulmaması gereken tek gerçek ise başka bir dünyanın gerçekten mevcut olduğu ve içinde bulunduğumuz sistemin insanlık tarihinde çok küçük bir bölüme tekabül ettiği. yani devam edemeyeceği. yeter ki sorgulamaktan ve yanıtı alana kadar mücadele etmekten vazgeçmeyelim.

mümkün ütopya
michael albert
türkçesi: barış baysal
kolektif kitap
2018, 304 sayfa

modern avrupa halkları tarihi

tebaası olmayan kralların hüküm sürdüğünü, askerleri olmayan generallerin savaştığını veya işçileri olmayan işinsanlarının kar ettiğini düşünün. böyle saçma durumları ciddiye almak oldukça zor, öyle değil mi? oysa tarih çoğu zaman sanki toplumda yalnızca yöneticiler, savaş liderleri ve para babaları varmışçasına yazılır ya da en azından anlatılmaya değer görülen sadece bu insanlardır. kitabın yazarı bu fikre itiraz ediyor. bu kitapta, anlatılmaya değer olanın halk ve halkın hikayesi olduğu iddia ediliyor. başka türlü ifade etmek gerekirse, sıradan insanların tarihteki rolü, modern avrupa tarihinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmasına rağmen genellikle ihmal edilmiştir. tarih, gelecekte ortaya çıkacak türlü olasılıklara işaret ederken toplumların nasıl geliştiğini ve değiştiğini anlamamızı sağlar. bu, genellikle karanlık çağlarda mücadele eden insanların hikayesidir.

çoğu zaman özellikle “gelişmiş” toplumlarda yaşayan insanların doğuştan iyi ve “medeni” olduğu gibi bir yanılsamaya kapılıyoruz genellikle ülkede yaşanan saçmalıkları değerlendirirken. sanki o toplumlar başından beri iyi ve iyiye doğru ilerlerken, bizde tam zıttı mevcut algısı, genelgeçer kanı olmaya başladı. halbuki dönüp bakıldığında bu toplumların da benzer süreçlerden geçtiğini ve elde etmiş oldukları kazanımların büyük çoğunluğunu uzun yıllar süren mücadelelerin sonunda elde edildiğini görmek en basit çıkarımlardan biri. bu paragrafta bizim için ulaşmak ettiğimiz nokta daha vermemiz gereken çok fazla mücadele olduğu. günümüz şart ve koşullarında kötülüğün kazanamayacağı gerçeğini unutmayın.

konumuza gelirsek ise karşımızda william a. pelz’in modern avrupa halkları tarihi mevcut. giriş bölümünden aldığımız alıntı bizim ne olduğunu anlatmamıza gerek bırakmayacak kadar güzel özetlemiş. ortaçağın çöküşünden, 20. yy avrupasına uzanan bir yolculuktayız. fransız halk ayaklanmasına, işçi sınıfının yükselişine, faşizmin doğuşuna, soğuk savaşa, berlin duvarı’ndan prag baharı’na uzanıyoruz. ama bu sefer halkın bakış açısını ve yaşadıklarını baz alarak.

sizi yeterince düşündürüp, tarihe bakış açınızı biraz da olsa değiştireceğine emin olduğumuz harika bir eser özetle. acele etmeden ve sindire sindire okumanız dileğiyle.

modern avrupa halkları tarihi
william a. pelz
türkçesi: nil tuna
kolektif kitap
2017, 320 sayfa

robonima – robotape 1.0

Sizlere “ses” emanet etmeye, kendi dünyamızı “ses” yoluyla anlatmaya devam ediyoruz.

son dönemde etrafta gördüğümüz kolektif işlerin sayısı çoğaldı. toplum olarak saçma sapan günler geçirdiğimiz bir dönemde gülümsemek için yeterli sebebi veren bu çalışmalara ise saygımız sonsuz. bunun son örneğini ise kendilerini sanatçı kolektifi olarak konumlandıran robonima yapmış ve kendilerinin ilk ortak ürünü olan “robotape 1.0″ı paylaşmış.

robonima tarihine baktığımızda 2015 yılında gramafonia (önder kılınç)’ın girişimlerini görüyoruz. başarılı sonuçlanan bir girişim ki sanat dalı gözetmeksizin 30’u aşkın yerli sanatçlıyla omuz omuza durmuşlar. katılım gösteremediğimiz 22 Aralık 2015 COOP lansmanın da kuvvetle muhtemel pek eğlenmişlerdir ki devam etsinler. unutmadan albümün kapak tasarımını büşra üzgün mastering’ini utku tavil üstlenmiş, listede ise pek çok tanıdık isim mevcut; 2/5BZ, siyasiyabend omuz verenlerden Murat Mrt Seçkin, kargamecmua, hakan tamer, deniz pınar gibi gibi…

albüme erişim noktasında ise an itibariyle soundcloud yardımınıza koşuyor. yakında bandcamp hesabından da satışa sunacaklarmış. neyleyim dijitali diyenler ilk baskının kalan kopyalarına kadıköy – vintage records’dan ulaşabilir. siz aşağıdan dinleyerek ve facebook sayfasından takip ederek yola koyulun. ellere sağlık!

robonima  . facebook

1979:bir kolektif anı projesi

“Deru” ile ilk münasebetimizi bir müzik bloğundaki “yeni albüme yeni interaktif site” haberine borçluyum. öyle ki siteye girdikten ancak bir yarım saat sonra kendimi ‘Deru’ bestesi dinlerken bulabilmiştim. müzikten öte, müzikten ziyade bir paylaşım yaşanıyordu orada. bir parçası olmak istememek işten değil.

malum site ve diğer her şey.

 

çiçek kanı: anarşist-feminist bildiri

Biz, anarşizmin, feminizmin mantıksal olarak tutarlı bir ifadesi olduğuna inanan bir bağımsız kadın kolektifiyiz.

Bizler, her kadının kendi ezilmişliğinin yegane meşru sözcüsü olduğuna inanıyoruz. Her kadın, daha önceki siyasi bağlılığı ne olursa olsun, kendi ezilmişliğini fazlasıyla kendi içinden bilir, ve bu nedenle kurtuluşunun alacağı biçimi kendisi tanımlayabilmeli ve tanımlamalıdır.

Neden birçok kadın ‘hareketler’den bıkmış ve yorulmuş bir halde? Bizim cevabımız, hatanın tek tek kadınlarda değil, hareketlerin doğasında yattığıdır. Politik hareketler, bildiğimiz üzere, politik eylemlerimizi kişisel düşlerimizden ayrı tutar –ya düşlerimizin gerçekleşmesinin imkansızlığına inanarak onları terk edene ya da düşlerimize sımsıkı sarıldığımız için hareketi bırakana değin. Samimi anarşistler ve samimi feministler olarak, imkansızı düşlediğimizi, ve imkansızın tam olarak gerçekliğe dönüşmesinden daha azıyla asla yetinmeyeceğimizi söylemeye cesaret ediyoruz.

Kadınların kurtuluşu hareketinde iki ana eylem biçimi olagelmiştir. Birisi, en iyisinden kişisel düzeyde baskı ile uğraşmanın en anlamlı biçimlerinden olan, ancak en kötüsünden bir terapi grubu seviyesinin ötesine asla geçmeyebilecek, küçük, yerel, [bireysel] istençle örgütlenen bilinç-yükseltme gruplarıdır.

Diğer ana katılım tarzı ise, eylemlerini belirli politika çizgileri doğrultusuna odaklayan, kadınların ezilmesini somut, tek bir konuya odaklanan [ing. single-issue] programlara dönüştürmenin çok sancılı olduğu büyük, bürokratikleşmiş gruplardır. Bu tipteki gruplarda bulunan kadınlar genellikle bir süre için resmi sol politikaya katılmış, ancak diğer sol gruplar içindeki cinsiyetçiliğe tahammül edemişlerdir. Ancak solcu erkeklerin yukarıda bahsedilen tavırlarına tepki göstermelerinin ardından, resmi bir politik yönelime sahip pekçok kadın varoşlarda yaşayan kardeşlerinin ‘terapi grupları’ olduğunu düşündükleri [katılım tarzının] geçerliliğini kabul edememişler; ancak erkek-hakimiyetindeki Marksist-Leninist, Troçkist, Maoist retorik alanı içinde kalmaya devam etmiş, ve tepki gösterdikleri erkek sol grupların kullandığı siyasal örgütlenme biçimlerini kullanmaya devam etmişlerdir. Politik yetkinleşmenin tek konulu programlar etrafında bir hareket ‘inşa etmek’ anlamına gelmesi gerektiğini [söyleyen], böylece de ‘kitlelerin bilinçliliği bizim seviyimize ulaşana kadar sabırlı olmamız’ gerektiğini ima eden kadın hareketinin bir kısmında, eski erkek solun seçkinciliği ve merkezileşmesi bu sayede yerleşmiş ve zaten zehirlenmiş oluyordu. Ezilen bir insana ezildiğini söylenmesi gerektiğini varsaymak ne de büyük bir alçakgönüllülük! Onun bilinçliliğinin ancak bir konudan diğer bir konuya doğru azar azar artarak gelişeceğini varsaymak ne büyük bir alçakgönüllülük!

Geçen on yıl ve belki de daha fazla bir süre boyunca, soldaki kadınlar devamlı olarak kendi kurtuluşumuz için savaşmaktan kaçınmış, tüm kadınların ezilen bir grup oluşturduğu bariz olgusunu göz ardı etmişlerdir. Sayımız o kadar çok ve o kadar dağınığız ki, bizler hata yaparak kendimizi ‘erkeklerimizin’, babalarımızın veya kocalarımızın sınıfsal konumuna göre belirlenen sınıfların üyeleri olarak tanımladık. Böylece bizleri ezilen kadınlar olmanın ötesinde orta-sınıfa dahil olarak gören solcu kadınlar, bizim için öncelikli olan kendi mücadelemize katılmaktan alıkoymuşlardır. Bunun yerine, bizler kendimizi diğer ezilen insanların yanında savaşmaya adadık, yani bizim içinde bulunduğumuz kötü durumumuza kendimizi yabancılaştırdık. Pekçokları, yanlızca beyaz orta sınıf erkeklerin suçluluk tribinden kaynaklanan bu tavrın artık kadın hareketi içinde var olmadığını söyleyecektir; ancak bugün bile otonom kadın hareketleri içindeki kadınlar kendimizi örgütleme gereksinimine yoğunlaşmaksızın işçi sınıfındaki kadınları örgütlemek gerektiğinden bahsetmektedirler –sanki biz halihazırda o düzeyin ötesindeymişiz gibi. Bu (ilk önce ve öncelikle kendimizi özgürleştirmekte ısrar etmemiz), bizim bu [işçi sınıfından olan] ezilen kızkardeşlerimizi daha az sevdiğimiz anlamına gelmez; aksine tüm kurtuluş mücadelelerinde samimi olabilmemiz için en iyi yolun kendi ezilmişliğimizi kabul etmek ve doğrudan onunla uğraşmak olduğuna inanıyoruz.

Neden Anarşizm?

Bizler Marksist-Leninist analiz ve stratejinin reddedilmesinin politik bir naiflik anlamına geldiğine inanmıyoruz. ‘Demokratik merkeziyetçi’ bir grubun bile, bizim ‘öncü’ temsilcimiz olarak nitelendirilmesini reddetmenin siyasi olarak naif olduğuna inanmıyoruz. Hareketler ‘inşa etmek’le ilgili olan grupların doğası söyledir: 1) ‘fazlasıyla aşırı’ düşleri ‘gerçekçi’ düşlere dönüştürmek, ve 2) en sonunda bizzat tiranlığın bir organı haline gelmektir. Teşekkürler, kalsın!

Modern radikal tarih boyunca, Marksist-Leninist kuram ve pratiğe tamamen zıt giden –Bakunin’den Kropotkin’e, Sophie Perovskaya’ya, Emma Goldman’a, Errico Malatesta’ya, Murray Bookchin’e uzanan– ayrı bir radikal gelenek vardır ve bu Anarşizm’dir. Bu radikallerin çoğuna yabancı olan bir gelenektir, çünkü çok daha örgütlü olan Devlet ve Marksist-Leninist örgütlenmeler tarafından devamlı surette çarpıtılmış ve yanlış gösterilmiştir.

Anarşizm, sorumsuzluk ve kaos ile eş anlamlı değildir. Aslında, solun zamanı geçmiş örgütsel ve politika-yapıcı pratiklerine anlamlı alternatifler sunmaktadır. Temel anarşist örgütlenme biçimi [bireysel] istençle örgütlenen ve devam ettirilen küçük bir gruptur; bu grup, üyelerinin ezilmesini ve onların kurtuluşlarının alacağı biçimleri tanımlama doğrultusunda çalışmalıdır.

Kadınların örgütlenmesi, Yeni Sol’da ve Marksist solda, Devrim için birlikler oluşturulması olarak görülür. Ancak biz mücadeleye katılan her kadının bir Devrim olduğunu iddia ediyoruz. DEVRİM BİZİZ!

Toplumun bize dayatmayı hedeflediği davranışlardaki [içselleştirilen] kısıtlılığı ortadan kaldırmak için, içtepi ile hareket etmeyi öğrenmemiz gerekli. ‘Hareket’, bizlerin çoğu için bizden kopartılmış olan bir şeydi. Artık kendimizi bir hareketin üyeleri olarak değil, işbirliği içindeki bireysel devrimciler olarak düşünmemiz gerekiyor. Birbirini kişisel olarak tanıyan ve güvenen iki, üç, beş veya on bireysel devrimci, devrimci eylemler yürütebilir ve kendi politikamızı geliştirebiliriz. Lidersiz bir ilgi [ing. affinity] grubunun üyeleri olarak, her üye eşit seviyede iktidar düzeyine sahip olarak iktidarın hiyerarşik işlevini olumsuzlar. KAHROLSUN TÜM PATRONLAR! Böylece liderlerin bizim adımıza hareketin gideceği yönü belirlediği bir hareketin içinde kaybolup gitmeyeceğiz –biz kendi hareketimiziz, kendi hareketimizin yönünü biz belirleriz. Bizler, idare edilmeye, adımıza konuşulmasına ve nihayetinde de yatıştırılmaya izin vermeyi reddediyoruz.

Bazılarının öne süreceği üzere, Kadın Hareketi’nin bölünmesinin tüm devrimci etkinliğimizin sona ermesi demek olacağına inanmıyoruz. Hayır! Kadının ruhu ‘bir hareket’ tarafından yönlendirilecek ve manipüle edilemeyecek kadar geniştir. Kendi başlarına eyleyen ve kendi eylemlerine kendileri karar veren küçük gruplar, devrimci kadınların mantıksal bir ifadesidir. Bu, doğaldır ki çeşitli projeler ve konferanslar için birarada çalışan çeşitli grupların varlığı dışlamaz.

Bu amaçlar doğrultusunda ve diğer kadınlarla bağlantımızı koparmamak için, Massachusetts, Cambridge Kadın Merkezi içinde otonom bir kolektif olarak örgütlendik. Kadın Merkezi bir federasyon olarak, yani politika-üreten bir grup olarak değil, ancak çeşitli kadın gruplarının biraraya gelmesi için bir merkez olarak faaliyet gösterir. Gerektiğini düşündüğümüz zaman buna benzer bildiriler yazmaya da devam edeceğiz. Herkesten ve her türden sesleri duymaktan gerçekten de memnun olacağız.

TÜM İKTİDAR HAYAL GÜCÜNE!

Red Rosia ve Black Maria of Black Rose Anarko-Feministler

exdergi

Exdergi, internette bulunan şeylerden seçtiklerini derleyen ve bunların şu anda olduklarından daha fazla izleyiciye ve okura ulaşmalarına destek vermeye çalışan hem “kolektif”, hem de sağda solda gördüğü şeyleri topluyor olduğunu daha iyi anlatacaksa dilin kimyasıyla oynamaktan çekinmeyen başka bir deyişle “kollektif” bir oluşumun ismidir.

kolektif oluşumlar iyidir. kolektif oluşumlar güzel insanlardan oluşuyorsa çok iyidir. exdergi de bu sınıflandırmanın içerisine giriyor. 3 ayda bir yayınlanır diyorlar. 1-1.5-2 şeklinde 2.5 üzerinden 2.5 sayıları mevcut. güncel sayı 2 üzerinden bakarsak konular pek geniş. sansüre özel bir ilgi söz konusu. özgür uçkan – büyük oyununun çizgi roman tarzı gösterim tarzı bana fazla uzun ve gereksiz gelmesi dışında keyifle tükettim içeriğini. siz de tüketebilirsiniz. ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, kendileri sayesinde ortam öküzünü yeniden hatırlama şerefine nail olduk. ortam öküzüne de selam olsun.