Menü Kapat

Etiket: katliam (sayfa 1 / 2)

Mutlu Krizler, Mutlu Yeni Korkular

Ölümde kutsal olan bir yan yoktur. Ölen kişiye ister “Şehit” ister “Maktül” deyin, bu birileri tarafından katledilen kişinin ölmüş olduğunu ve bunun bir cinayet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ölen ölmüştür, bir gün hepimize olacağı gibi, buradaki korkunç yan bilmem kimin çıkarları için ve bilmem kimin amaçları uğruna katledilmesidir bu insanların.

Ölenler şehit değildir, onlar ölünce vatan sağ olacak da değildir. Onlar ölünce, onların birileri için sembolize ettiği umutlar, duygular ölmüştür, hayır bir daha sağ olamayacak insanlar, bir daha sağ olamayacak umutlar vardır. Ölenler şehit değildir, zira hiç kimsenin, bu insanların ölmelerinde sorumluluğu olan hiç kimsenin, bu insanlar öldükten sonra onlara bir mertebe verip, iki tane rahatlatıcı söz edip bu işten sıyrılmasına izin verilmemelidir.

Biz artık bir Korku Diyarı’nda yaşıyoruz, dışarı çıkmaktan korkuyoruz, kalabalıkta bulunmaktan, toplu taşımayı kullanmaktan dahi. Daha da korkuncu, biz artık bu tür ölüm, cinayet, tecavüz haberlerine alıştık veya daha doğrusu alıştırıldık.

En kötüsü de, bana dokunmayan bin yaşasın mottosuyla yaşayan insanlar. Oysa insanlar sanıyor ki, her zaman ötekiler, yabancılar öl(dürül)ecek.

Hepimiz buradan kaçmak için birçok şey verebiliriz ama, ya burada bırakacağımız sevdiklerimiz? Kötü olan duygularımıza ihanet etmek değil midir?

Bugün onlar öldü, yarın ben, sen, bir başkaları ölebilir. Geride bırakınca sevdiklerini, onlar ölebilir. Zira bir başka yere dahi gitsek, geçmiş gökyüzü gibidir, asla bırakmaz peşimizi.

Şimdi istihbaratının haberi halkıyla birlikte öğrendiği, seçilmişlerinin kendi kaderlerinden korktuğu, vatandaşlarının monoton bir devirde, ne idüğü belirsiz bir savaşın bombalarını duyduğu bu “cennet vatanda” yaşamaya devam ediyoruz, sanırım şans eseri.

Bir duvar yazısından alıntı yaparak,
Merry Crisis, Happy New Fear.

Üç gün yas ama ya sonra ?

Bir kez daha, yine yine ve yeniden. Ne kısır döngü ama. Bilgiler, akabinde hedefler ve bilinçler ve nihai kalan acı, korku ve elbette ölüm.

Gerçektende yakın ya da uzak bir yerlerde bir vahşet daha yaşandı. Ne hissettiğimizi bile anlayamayacak kadar şaşkınız. Ben de buna şaşkınım. Yaşanmamışlık üstü bir şaşkınlık ve keder içindeyiz. Ayrıca ilginçtir ki bizim için yaşanmamışlık olarak kalması temennisindeyiz ama gizlice. Üzgünüz ama benciliz de. İtiraf etmek zorundayız ki o bombanın bir kilometre dahi yakınlarında olmadığımıza şükrediyoruz. Bunu, kabul gören toplum hissiyatlarıyla da süslüyoruz.Milliyetçiyiz, insancıyız, barışçıyız ama götümüzün dibinde patlamıyorsa bomba bir bok çuvalı gibi koruyoruz eylemsizliğimizi. Duyduğumuz acı ve hüzün her daim kendimizden sonra gelecektir.

Bir bombanın daha patlaması, televizyonun sesler curcunasından saçılan ölü ve yaralı sayıları falan değil artık mevzu. Bencillik de değil. Her seferinde bu farklı, bu bir ”en” dense bile. Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör olayı… Ne isim ama. Bazen hisler için çokça tekrar eden sloganlar gerekebilir.

Bunca zamandır yaşanılan benzer olaylar, ölen insanlar, ana ocaklarına düşen ama dağ başında patladı sanılan bombalar. Tüm bunların en büyüğüne tanık olmamız üzüntüyü değiştirebilir mi ki? Şaşırmadık ama öyle davranmak gereklilikten yine.

İyimser değilim. Ayrıca bunca kelamın arasında çözüm yolunu bilip de bu çaresizliği aşağılayacak bilgeliğe de sahip değilim. Ancak farkında değil miyiz merak ediyorum. Bugüne kadar tarih hüsranlarla dolup taşıyor ve biz onu öğrenmek için şartlanıyoruz. Sıyrık mıyız yoksa gerçekten hepimizin özündeki bir parça kötümserlik mi bu merakın sebebi?

Tüm bilinçler insan uydurmacasıdır. Tarih, psikoloji, matematik, siyaset, tüketim, insan ilişkileri, ahlak… Ancak bunlardan tümüyle habersiz var olamayız kabul ediyorum. (sağ bırakmazlar). Ama güvenemeyizde. Bilgi çağı ve ilerlemek. Ne de cezbeden sözcükler değil mi? Hatta bu algının aksine yaşayanlar yani delirenler (ben ve daha fazlası olduğunu umduklarım) ne zavallı? Doğru olabilir. Zavallılık. Ancak bu akıl almaz ve iyi ya da kötü niyetlerle uydurulmuş  kirli bilinçlerin arasında güçlenmekten daha az ölümcül olsa gerek.

Dışarısı çok bilgili, çok hızlı ve çok ölümcül. İnsanlar hayvanlardan farklı ve akıllıydı. Ya sonra? İnsanlar aynı arbedenin içinde. İnsanlar yasta ve hüzünlü. Anlamaya ve değiştirmeye çalışıyorlar. İşlerine, okullarına, sevişmelerine, tartışmalarına, anlaşmalarına, oyunlarına, hesaplarına, kavgalarına, sohbetlerine, içmeye, gülüşmeye, dedikodu yapmaya, fotoğraf çekinmeye, tüketmeye devam ederken, günlük hayatlarına devam ederken yas tutuyorlar. Günlük hayatlar boyu bir yanlışlar yelpazesi bizi sürüklüyorlar belki de bilemiyorum. Siz biliyorsunuz her şeyi ama ya sonra?

devlet, katliam, toplum, zulüm

Geçen 2 temmuzda sanırım ankarada madımak anması ve protestosunda  şöyle bir pankartla karşılaştım: “devletin dini zulüm, meshebi katliamdır.” Tabii ilk bakışta herkesin onaylayacağı ya da anarşist çevrenin  onaylayacağı bir slogan olmuştur. Yani bir çok açıdan bakınca; olayın öncesinde bir saldırının olacağı beklentisi olay sırasında müdahale edilmemesi ve olay  sonrasında devlet görevlilerinin açıklaması bu düşünceye vardırabiliyor insanı, vardırması da gerekir. Madımak katliamı devletin kontrolünde olmuş bir olaydır yalnız unuttuğumuz  ya da görmezden geldiğimiz nokta  toplumda dinin vs önderliğinde gelişen (ya da toplumun içinde kendiliğinden) faşizm. Olay sonrası devlet görevlilerinin açıklamaları? diye soracaksınız. O siyasetçiler ne aydan ne de başka gezegenden  geldi, onlara küfretmeyi bırakın ya da biraz azaltın onları bu toplum yetiştirdi. Onlar bu toplumda varolan görüşlerin, eylemlerin canlı göstergeleri sadece. Orayı yakanlar ne para için tutulmuş profesyonel kiralık katillerdi ne de bir tür örgüt. Oradaki insanlar her gün sokakta çarşıda vs karşılaşın SIRAdan diye nitelendirilen insanlardı. Düşünsenize sıradan insanlar bunu yapıyorsa diğerleri neler yapar. Neyse sloganın içeriğine ve  Türkiyedeki anarşistlere dönelim. Türkiyede anarşizmin seksen sonrası varlığını göstermeye  başlaması devlet kelimesinin dillerden düşmemesine neden olabilir ama artık  darbenin üzerinden 30 yıldan fazla geçti. Körü körüne anti-devlet propagandası yapmanın bir getirisi olmadığını belkide artık görmek lazım. Geleneksel solun içine doğan anarşizm kendini burada yetiştirmeye çalıştı.  İsyancı yapısından uzaklaşıp kurumsallaştı, profesyonelleşti. Geleneksel solcu yapılar içinde ne günlük hayattaki totalitarizme, ne  aileye ne dine vb karşı hiçbir şey geliştiremedi. Eline kuru kuru devlet karşıtlığı kaldı. Bu solcu yapılar kendi aralarında reformist diye eleştirdikleri bir kaç örgütü 8 haziranda reformist bir eylem olan seçimlerde birleşmeye çağırınca şaşırıp kaldılar. Solcu kuyrukçuluğu yapmaktan bi türlü vazgeçilemedi. Asıl önemli olansa bu reformist diye nitelendirilen bazı yapıların bile toplumdaki faşizme karşı ufakta olsa ses çıkarması ama anarşistlerin hala devlet devlet fuko iktidar  diye boş gevezelik yapması. Hal böyle olunca  ne toplum ve aile baskısıyla sıkışan  gençliğin getirdiği haklı isyanları yakalayabildi ne de marjinal diye nitelendirilen kesimleri. Bu kesimler ya Chp’nin sözde özgürlükçülüğün geleneksel solculukla kavrulmuş  anarşiden daha iyi olduğunu gördüler  ya da bi yerlerde hala  eroin alıp her şeye küfrediyorlar ya da altın vuruşlarını çoktan yapıp veda ettiler.

katliamın ardından ne söylediler

Tansu Çiller

Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.

Süleyman Demirel

Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş. Olayları çok yakından izledim. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Ortada, halkla halkın çatışması yoktur. Halkla güvenlik güçlerinin çatışması yoktur. Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır. Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.

Erdal İnönü

Olaylara geç müdahale edilmesinde Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in de benim kadar sorumluluğu var.

Mesut Yılmaz

Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi.

Fehmi Koru

Komik hikayelere imza atan yazar Aziz Nesin, bu defa izleri uzun yıllar kalacak bir trajedinin kahramanı oldu. Sivas’ta ilk elde 35 kişinin ölümü, çok sayıda kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan arbede, onun merkezinde bulunduğu yoğun tahriklerle meydana geldi.

Mehmet Gazioğlu (dönemin iç işleri bakanı)

Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.

ayrıca – sivas katliamı anısına şarkılar.

je seuis

respect

– yoruma gerek yoktur
– bütün dinler için genelleme yapılabilir
– “oldukça tehlikeli” içeriğe buradan ulaşılabilir.
orijinalini arayanları da sevdiğimizi biliyorsunuz.

midway

chris jordan abimizden daha önce bahsetmiştik. kendisi bu sefer fotoğrafın ötesinde film projesi ile karşımıza çıktı. insanoğlunun çevreye verdiği tahribatın en trajik örneklerinden biri ile yüzümüze vurmaya devam ediyor. gezegenimizin en uzak köşelerinde onbinlerce bebek albatros pasifik okyanusdan gelen plastik çöpler midelerinden çıkmış vaziyette ölü bulunuyor. yorumu kendiniz yapın.

midway film

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.