Etiket: katil

Mutlu Krizler, Mutlu Yeni Korkular

Ölümde kutsal olan bir yan yoktur. Ölen kişiye ister “Şehit” ister “Maktül” deyin, bu birileri tarafından katledilen kişinin ölmüş olduğunu ve bunun bir cinayet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ölen ölmüştür, bir gün hepimize olacağı gibi, buradaki korkunç yan bilmem kimin çıkarları için ve bilmem kimin amaçları uğruna katledilmesidir bu insanların.

Ölenler şehit değildir, onlar ölünce vatan sağ olacak da değildir. Onlar ölünce, onların birileri için sembolize ettiği umutlar, duygular ölmüştür, hayır bir daha sağ olamayacak insanlar, bir daha sağ olamayacak umutlar vardır. Ölenler şehit değildir, zira hiç kimsenin, bu insanların ölmelerinde sorumluluğu olan hiç kimsenin, bu insanlar öldükten sonra onlara bir mertebe verip, iki tane rahatlatıcı söz edip bu işten sıyrılmasına izin verilmemelidir.

Biz artık bir Korku Diyarı’nda yaşıyoruz, dışarı çıkmaktan korkuyoruz, kalabalıkta bulunmaktan, toplu taşımayı kullanmaktan dahi. Daha da korkuncu, biz artık bu tür ölüm, cinayet, tecavüz haberlerine alıştık veya daha doğrusu alıştırıldık.

En kötüsü de, bana dokunmayan bin yaşasın mottosuyla yaşayan insanlar. Oysa insanlar sanıyor ki, her zaman ötekiler, yabancılar öl(dürül)ecek.

Hepimiz buradan kaçmak için birçok şey verebiliriz ama, ya burada bırakacağımız sevdiklerimiz? Kötü olan duygularımıza ihanet etmek değil midir?

Bugün onlar öldü, yarın ben, sen, bir başkaları ölebilir. Geride bırakınca sevdiklerini, onlar ölebilir. Zira bir başka yere dahi gitsek, geçmiş gökyüzü gibidir, asla bırakmaz peşimizi.

Şimdi istihbaratının haberi halkıyla birlikte öğrendiği, seçilmişlerinin kendi kaderlerinden korktuğu, vatandaşlarının monoton bir devirde, ne idüğü belirsiz bir savaşın bombalarını duyduğu bu “cennet vatanda” yaşamaya devam ediyoruz, sanırım şans eseri.

Bir duvar yazısından alıntı yaparak,
Merry Crisis, Happy New Fear.

ölen kimden diye sormadığımızda …

ülke olarak düzenli olarak bombaların patladığı ve tepki olarak altyazılarda geçen ölü sayılarının toplandığı bir ortadoğu ülkesi olma konusunda yerimizi sağlamlaştırmak üzereyiz. belirli bir zat ve kendisinin peşinden gelen zümrenin çıkarları ve hırsları uğruna toplum içerisinde oluşturulan kutuplaşmanın etkileri kanımca tarihte görülmemiş seviyelere yaklaşmak üzere. sosyal medya ortamlarında ve iktidar propogandası yapan basın organlarında paylaşılanlara ise akıl sır erdirmek mümkün değil. dolayısıyla bazı şeyleri tekrar hatırlatmak isteriz;

  • linç tayfası yazmaya başlamadan belirtmek isteriz ki ne pkk ve benzeri örgütlerin ne de devletin savunucusuyuz. değerlendirmemiz saf insani değerler üzerine kuruludur.
  • devlet: vatandaşın taptığı, gözünde en yüksek mertebe olarak gördüğü devlet özünde toplumun bir arada yaşarken sağlanması gereken düzenden ve topluma verilmesi gereken genel  hizmetlerden sorumlu bir tüzel varlıktır. burada hizmeti de yine toplum içerisinden seçilen bir grup insan verir. devletin en büyük gelir kaynağı yine o toplum içerisinde yaşayan kişilerin verdiği vergiler ve toplum içerisinde yer alan mülk ve topraklardan elde edilen gelirlerdir. yani devlet sizin vermiş olduğunuz para ile sizin ihtiyaçlarınızı karşılayıp huzur içinde yaşatmak ile yükümlüdür. “ekmeğini yediğin devlet” diye bir kavram yoktur. devlet vatandaşın ekmeğini yer ve her vatandaşa eşit hizmet vermek zorundadır.
  • barış: her ne kadar son dönemde barış isteyenlerin linç edildiği bir toplumda yaşasak dahi dünyanın herhangi bir bölgesinde barış kelimesi negatif olarak anılmaz genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür. vakti zamanında adı bile “barış süreci” olan ilgili parti ve örgüt görüşmeleri, akil adamlar, davullu zurnalı karşılamalar, megri megri türküsü vatanseverlik olabilirken, başkaları deyince terörist ve/veya katil olabilmektir.
  • terör: siyasal, dinsel, ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. devletin kendi politikası ve hedefleri doğrultusunda yaptığı hareketlerde suçu ve sorumluluğu olmayan vatandaşta zarar görüyorsa bu devlet terörüdür. bir takım örgütler yine kendi hedefleri doğrultusunda sivillere şiddet uyguluyorsa da bunlar terör örgütleridir.
  • insan: taksonomik adıyla homo sapiens, homo cinsi içerisinde yaşayan tek canlı türüdür. türk halkı da aynı tür içerisinde bir gruptur, kürt halkı da aynı tür içerisinde bir gruptur. devletin “müdafaa” yaparken öldürdüğü kürt bebek de insandır, terör örgütlerinin misilleme yaparken öldürdüğü türk bebek de insandır. belirli bir ideoloji doğrultusunda masum sivilleri öldürmek insanlık dışıdır. savunulacak herhangi bir yanı yoktur.
  • savaş: bloklar ya da bir ülke içerisindeki büyük gruplar arasında gerçekleşen topyekün silahlı mücadeledir. savaş yanlısı bir grup karşı gruba saldırdığında karşı gruptaki insanların benzer ya da daha şiddetli tepki vermesi şaşırılacak bir durum değildir. savaşları grupları yöneten güçler başlatır fakat savaşan bu gruplar içerisindeki en alt kademeler ölenler ise masum insanlardır.
  • milliyetçilik: düşüncelerini ve buluşlarını her daim övdüğünüz albert einstein’ın sözleriyle “bir çocukluk hastalığıdır. insan ırkının kızamığıdır. eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.”
  • çözüm: öncelikle ölen kimden diye sormamaktır. ardından son hamleyi hangi taraf yaptı ya da geçmişte kim kaç kişi öldürdü tartışmasından uzaklaşabilecek toplumsal erdeme sahip olabilmektir. fakat bu durumun güçlüğü konusunda kafka’nın yorumu da unutulmamalıdır. “bütün erdemler kişisel, bütün kötülükler toplumsaldır. toplumsal erdem gözüyle bakılan şeyler, örneğin; sevgi, bencil olmayış, hakkaniyet duygusu, özveri, gücünü şaşılacak ölçüde yitirmiş toplumsal kötülüklerdir.”

#SuruçtaKatliamVar

.

‘Halkım ben!’

Rize’nin Çamlıhemşin İlçesi Yukarı Kavrun Yaylası’na tepkiler nedeniyle sokulamayan iş makineleri, vadinin arka tarafındaki Samistal Yaylası’na komando birlikleri eşliğinde getirildi, yol çalışması başlatıldı. Samistal Yaylası’na ulaşan yöre sakinleri, komando birliklerinin nezaretinde yol açan iş makinesinin önüne geçerek çalışmaya izin vermedi. Jandarma ekipleri ve görevlilerle tartışan grubun tepkileri üzerine iş makinesi operatörleri bölgeden uzaklaştırıldı ve çalışma durduruldu.

Dozerin geçeceği güzergahın önüne elinde sopasıyla oturan Havva Bekar, valinin kendilerine çapulcu demesine tepki göstererek; “Ne mahkemesi. Kafayı mı yediniz? Mahkeme nedir? Mahkeme biziz. Devlet nedir? Devlet yok halk var. Kimdir devlet? Devlet bizim sayemizde devlettir. Bizim dedelerimiz buradan aşağıya yaya gitmişler ve şehit olmuşlar. Ne demek? Bu vali gelecek buraya. Yaylaların yolu birleşmeyecek. Her yaylanın yolu var. Yaylalar birbiriyle birleşmeyecek. Kesinlikle istemiyoruz. Vali bize iki tane çapulcu diyor. Biz çapulcuysak sen nesin? Sen sandalyede oturmuşsun. Biz buraların hamurunda yoğrulmuşuz. Biz çocukluğumuzdan beri burada yaşıyoruz. İş makinelerini alıp gidin buradan” sözleri ile tepkisini dile getirdi.

%1’imiz rabia nine kadar duruşumuzu ortaya koyabilsek şuan çok farklı bir toplumda yaşıyor olacağımıza eminim. imkanı olanların rabina nine’nin yanında durabilmesi dileğiyle;

#YeşilYolaDurDe

hiçbir karanlık unutturamaz

sadece yeri geldiğinde hatırlamamak için, unutmayın.

hiçbir karanlık

yapımcı, senaryo ve yönetmen – hüseyin karabey
mektup ses – rakel dink
animasyon – aksel zeydan göz
kurgu – hüseyin karabey, ebru karaca, baptiste gacoin
müzik – lena chamamian “sareri hovin mernem”
prolog metni – sırrı süreyya önder
yapım – asi film, 2011