Menü Kapat

Etiket: kapitalizm (sayfa 1 / 6)

Bu Bir Ağıt Değildir

Le Guin’in Mülksüzler’de göstermeye çalıştığı şey aslında bir ütopyanın, klasik anlamıyla mükemmel ama şimdiki zamandaki anlamıyla ya da onun için anlamıyla mükemmel olmadığıydı. Ütopyanın mükemmel olmayışı onu ütopya olmaktan çıkarmıyordu, bilakis ütopyanın mükemmel olmayışı onu daha inanılır kılıp daha arzu edilebilir hale getiriyordu. Anarres’te kurulan anarko komünist ütopya -aslında klasik anlamıyla ütopya olmaktan uzak olan ütopya, belki de realtopia* diyebiliriz buna- mükemmelden çok uzak ve belki de hiç mükemmel olamayacak ama bu eksik haliyle bile kendi kendine yetebiliyor.

Le Guin’in göstermeye çalıştığı başka bir şey ise yaşanılanın iyiliğini yani denizin sonsuz olmadığını ancak onun içine girerek görebilecek olmamız. Onun sonuna kadar yüzerek, ondan yara alarak, ellerimiz buruşarak görebildiğimizi gösteriyor. Shevek, Urras’a gitmeden önce, Anarres’in yalnızca eksiklerini görebiliyor, onu yalnızca eksikleriyle tanımlayabiliyordu ve Urras ise gizemli bir vaat edilmiş topraktı. Urras’ın gerçek yüzünü -yıkımı, açlığı, baskıyı- ancak onun içine girerek, onu sonuna kadar keşfederek anladığı ve aslında Anarres’i de tamamen anlayabilmesi için, onu zıttıyla da tamamlaması gerekecekti, Le Guin’den bekleneceği tarzda Taoist bir altmetin okunabilir buradan.

İnsanın güç isteğinin ve iktidarın, herhangi bir eşitsizliğe izin vermemesi için tasarlanan bir sistemde bile kendini evrimleştirerek, sistemin içinden çıkabileceğini gösterdi ayrıca, bu ona direnilemeyeceğini göstermiyordu ama, sadece onun hiçbir zaman yok olmayacağını gösteriyordu, sürekli iktidar yapısöküme uğratılacak ve sisteme içkin bir şekilde “doğal” olarak tekrar yapılanacaktı ama insanın yaşamı da sürekli kötünün yenilmesi, eksiğin tamamlanması, gecenin aydınlığa yerini bırakması ve tüm bunların tekrarından oluşuyordu.

Shevek’in üstünde çalıştığı fizik kuramı da adlandırılamıyor ve anlaşılamıyordu, anlaşıldığı anda elden kaçıyordu, tıpkı Tao’nun anlaşıldığı andan, adlandırıldığı andan elden çıkması gibi.

Hayatımda gördüğüm en güzel aşk ilişkisi de bu kitaptaydı -Mülksüzler- hiçbir anlaşma, hiçbir belirlilik olmadan, özgürce, sadakat sözü olmadan sadakatli, yer yurt yokken bile evi ruhunda taşıyan iki insan. “Ev, kalbin olduğu yerdir” sanırım bu aşk ilişkisi için söylenebilecek en önemli şey.

Ursula K. Le Guin demişti ki: “Kapitalizmde yaşıyoruz, o bize kaçınılamazmış gibi geliyor; Tıpkı kralların ilahi hakları gibi.”
O denizin sonunu göremeyenler için değil, onun sonuna dek yüzüp yeni bir ada keşfetmek isteyenler için yazıyordu.

Umarım Anarres’te yeniden doğarsın.

GABRIEL GARCIA MARQUEZ MUZ CUMHURİYETİ’NİN NERESİNDE OTURUR?

Giriş notu: Bu bir “Amerika’yı şirketler yönetiyor hajum!” yazısı değildir.

Büyüyen ve değişen ekonomi elbette bir şeyleri değiştirecektir ve değiştirmiştir de. Bu değişim insanın sosyal yaşamından tutun, yeme şekillerine, devlet politikalarından iklime vesaireye kadar dayanır. İnsanoğlu yüzyıllarca mal alıp satmış, pazarlar ve hammadde için rekabet etmiştir. Fakat 19. ve 20. yüzyıllarda bu durum çok daha sert bir hal almıştır. Artık ticaret sayesinde zengin olmak “Tanrı’ya yakınlık” derecesini belirler duruma gelmiştir.

20. Yüzyılda “şirket çıkarları” artık “ulusal çıkarlarla” eş değer kabul edilmeye başlanmıştır. Nitekim Birleşik Devletler ve Britanya bu savı destekler nitelikte birçok iş yapmışlardır. Artık bilinen dünyada bu saklanması zor bir gerçek; her ne kadar bazı çevreler bu konular için “komplo teorisi” terimini kullansalar da bunlar rüştünü ispatlamış kalemler tarafından da dile getirilmekte.

Aslında bir yönden bakılırsa devletlerin ve şirketlerin enerji gibi sektörler için elini pis işlere bulaştırması mantıklı duruyor ama bunu bir de “meyve sektörü” açısından ele alırsak durum garipleşiyor. Bir meyve şirketi neden elini kirletme gereği duyar? Kapitalist bir mantıkla tek bir cevabı var: “kârını devam ettirmek.”

Bahsini yukarıda geçirdiğim şirket ülkemizde “çikita muzları”yla tanınan hatta adına şarkılar yazılan “Doyle Food” şirketi. Şirket kötü şöhretinden olacak birçok defa isim değiştirmiş bir dönem adı “Chiquita Brands International” olduğu için ülkemizde bu şekilde tanınmıştır. Ama biz burada onun adının “United Fruit Company” olduğu dönemle ilgileneceğiz.

Devam

Son Tüketim Tarihi

Bu faşizmin yükselişe geçtiği, ölümün biz sıradan insanlar için, sıradan olmayanlara göre çok daha normalleştirildiği bu dönemde, çağın insanında psikolojik sorunların yükselişe geçmesini şaşırtıcı bulmuyorum, bu bana, Sanayi Devrimi’nin ilk dönemlerinde işçilere devlet ve burjuvazi tarafından uygulanan politikaların devamı gibi geliyor.

Foucault, Deliliğin Tarihi’nde Viktoryen dönemlerde tımarhanelerin nasıl işgücü yaratmak amacıyla kullanıldığını yazıyordu, tımarhaneler de adeta bir fabrika görevi görebiliyordu, lümpen vatandaşların işgücü malzemesi edildiğine dair bulgularını sıralıyordu.

Bizim çağımız, aşırı hızlı bilgi akışının sağlandığı, bilgi ve iletişim ağının korkunç derecede hızlandığı ve tüm dünyayı kapladığı bir dönem, bu dönemde ne vakit kaybına izin var ne de kişilerin ruh hallerinin bu hızlı makineyi yavaşlatmasına izin var. Bu nedenle, eski dönemlerde uygulanan politikaların modernize edilip, bilimle güçlenip portatif hale getirilmiş versiyonlarının uygulandığını düşünüyorum.

Aşırı yoğun ve bireyin kendisine hiç vakit ayıramadığı bu çağda bireylerin ruhsal sıkıntılar yaşamasının kaçınılmaz olacağının apaçık olduğunu düşünüyorum. İşverenlerin ve yöneticilerin de bunu rahatlıkla sezebileceğini düşünüyorum, ayrıca özellikle psikanalitik yapıyla birlikte bireylerin arzu, haz ve fetişlerin açığa çıkıp, iktidar yapılanmalarının kontrolü altında yayıldığını düşünürsek de bu politikaların planlanmasının pek de zor olacağını sanmıyorum.

Sonuç olarak, antidepresan, uyarıcı ve birçok diğer kimyasalla bireylerin duygudurumlarının, enerjilerinin kontrollü bir şekilde yönetilmesi fikri -tabii her psikiyatrik vaka ve psikolojik sorunun buna dahil olduğunu söylemek aptalca olacaktır- bana aşırı distopik gözükmüyor.

Biz bu sistemin içinde, son tüketim tarihi olan, harcanabilir ve yeri kolayca dolacak varlıklarız. Bu nedenle kariyere veya benzerlerine fazla anlam yüklemek bence birey açısından yıkıcı olacaktır.

jeremy profit

Çizimlerimi yaparken içine günlük yaşamdan resimler koyuyorum, özellikle şiddet barındıran savaş konulu fotoğraf gazeteciliğinden, kapitalizmin dünyanın dört bir yanında neden olduğu yıkımdan. Çizimlerim bunların dışında bizim toplumumuzun depresyonu hakkında konuşur. Emekçi sınıfın yıkımı gerçekleşti, tüketildi. İnsanlar, böylesine şiddet barındıran bir toplumda, kolektif değişim umudundan yoksun bir şekilde, bireysel var oluş savaşı veriyorlar.

jeremy profit enteresan bir arkadaş. kendisini erman akçay’ın futuristika’da yayınlanan söyleşisi sayesinde tanımıştık – siz de tanıyın istedik. çizimlerinde ciddi anlamda şiddete odaklanmış vaziyette. şiddeti gündelik hayatın içerisine konumlandırması da güzel sorular sorduruyor. buyrun çizimler sizin;

jeremy profit
jeremy profit – tumblr

obezite çağı

Geleneksel tarım toplumları açlığın gölgesinde yaşarlardı, günümüzün müreffeh dünyasındaysa en başta gelen sağlık problemlerinden biri obezitedir.  Her yıl ABD nüfusu diyetlere, dünyanın geri kalanının tamamındaki aç insanları beslemeye yetecek miktardan daha fazla para harcıyor.

Modern kapitalist ekonomi ayakta kalabilmek için, tıpkı yüzmek ya da boğulmak arasında seçim yapmak zorunda olan bir köpekbalığı gibi sürekli üretimi artırmak zorundadır. Ama üretmek tek başına yeterli değildir, birilerinin de bu ürünleri alması gereklidir, yoksa tüm sanayiciler ve yatırımcılar iflas ederler. Bu felaketi önlemek ve insanların sanayi ne üretirse üretsin almalarını sağlamak için yeni bir etik ortaya çıktı: tüketimcilik.

Tarih boyunca insanların çoğu yokluk içinde yaşadılar, dolayısıyla tutumluluk altın kelimeydi. Püritenlerin veya Spartalıların sadelik üzerine kurulu etikleri, ünlü örneklerden yalnızca ikisidir. İyi bir insan lüksten kaçınır, asla gıdayı ziyan etmez ve eski kıyafetlerini atıp yenilerini almak yerine yırtıklarını yamar. Eskiden sadece krallar ve soylular bu tip değerleri hiçe sayarak zenginliklerini cömertçe sergileyebilirlerdi.

Tüketimcilik giderek sayısı ve çeşitliliği artan ürün ve hizmetlerin tüketimini olumlar; insanların kendilerini ödüllendirmesi, şımartması, hatta aşırı tüketimden kendilerini öldürmeleri bile teşvik edilir. Tutumluluk tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tüketimci etiği çok uzaklarda aramanıza gerek yoktur, bir mısır gevreği ambalajının arkasını okumak yeterlidir. İşte benim en sevdiğim kahvaltı gevreklerinden birinin, İsrailli bir firma olan Telma tarafından üretilenin ambalajında yazanlar:
Bazen kendinize özel davranmanız gerekir. Bazen fazladan enerjiye ihtiyacınız olur. Kilonuza dikkat etmeniz gereken veya hemen o anda bir şeyler yemeniz gereken durumlar olur. Telma sizin için çok çeşitli ve lezzetli tahıllar sunar, üstelik bu ziyafetlerden pişmanlık da duymazsınız.

Aynı ambalajda Health Treats adında başka bir gevrek markasının da reklamı var:
Health Treats pek çok tahıl, meyve ve yemişi bir araya getirerek lezzet, keyif ve sağlığı bir arada sunuyor. Günün ortasında, sağlıklı yaşam tarzına uygun bir ziyafet için. Çok daha fazlasının muhteşem lezzetiyle gerçek bir ziyafet [vurgu paketin orijinalinde mevcut].
Tarihin büyük bölümünde insanlar böyle bir metni çekici değil, bencilce, ahlaken yanlış ve yozlaşmış bulurlardı. Tüketimcilik popüler psikolojiyle de el ele vererek (“Just do it!”) insanları düşkünlük ve hazzın iyi, tutumluluğunsa kişinin kendisini baskılaması olduğunu düşündürmek için çok uğraştı.

Nihayet başarılı da oldu ve bugün hepimiz çok iyi tüketicileriz. Daha dün varlığından bile haberdar olmadığımız ve ihtiyacımız olmayan sayısız ürünü satın alıyoruz. Üreticiler piyasada var olabilmek için kasıtlı olarak kısa vadeli, yeni ve gereksiz ürünler tasarlıyorlar. Alışveriş yapmak oldukça popüler bir zaman geçirme biçimi haline geldi ve tüketim ürünleri aile üyeleri, eşler ve arkadaşlar arasındaki ilişkileri belirleyen temel şeye dönüştü. Hatta Noel gibi dini bayramlar bile alışveriş festivali haline geldi. ABD’de Memorial Day bile (şehit askerleri anmak için yapılan, ciddiyetli ve ağırbaşlı bir gündür) bugün özel satışlar için bir fırsat; pek çok insan bu günü alışveriş yaparak, belki de özgürlüğü savunmak için ölenlerin boşuna ölmediğini kanıtlayarak geçiriyor.

Tüketimci etiğin doğuşu ve gelişmesi, en çok gıda piyasasında belirgindir. Geleneksel tarım toplumları açlığın gölgesinde yaşarlardı, günümüzün müreffeh dünyasındaysa en başta gelen sağlık problemlerinden biri obezitedir. Üstelik bu hastalık, sürekli hamburger ve pizzayla tıkınan fakirleri, organik salata ve meyve yiyen zenginlerden daha çok etkiliyor. Her yıl ABD nüfusu diyetlere, dünyanın geri kalanının tamamındaki aç insanları beslemeye yetecek miktardan daha fazla para harcıyor. Obezite tüketimcilik için çifte zaferdir. Ekonomik daralmaya sebep olacak az yemek gibi alışkanlıklar yerine, insanlar hem çok yiyor hem de diyet ürünleri tüketerek ekonomik büyümeye çifte katkı yapıyorlar.

Yuval Noah Harari
Sapiens

kapitalizmin adaleti

Starbucks: CEO Howard Schultz geçen yıl 21.5 milyon dolar kazandı. Ortalama bir Starbucks çalışanı saatte 9.6 dolar kazanıyor. Howard’ın seviyesine gelebilmeleri için 1048 yıl çalışması gerekiyor.

ExxonMobil: CEO Rex Tillerson geçen yıl 33 milyon dolar kazandı. Exxon istasyonlarında çalışan pompacı saatte 9.03 dolar kazanıyor. Rex’in seviyesine gelebilmeleri için 1751 yıl çalışması gerekiyor.

Nike: CEO Mark Parker geçen yıl 14.53 milyon dolar kazandı. Vietnamdaki fabrikalarda çalışan bir kişi saatte 0.34 dolar kazanıyor. Mark’ın seviyesine gelebilmeleri için 20435 yıl çalışması gerekiyor.

Türkiye’de ortalama bir CEO yılda ortalama 1.25 milyon lira kazanıyor. Asgari ücretli bir çalışan saatte yaklaşık 8 lira kazanıyor. CEO seviyesine gelebilmeleri için 961 yıl çalışması gerekiyor.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.