Menü Kapat

Etiket: jorge luis borges

ilhan berk’i ben dövdüm, eldivenle

1.
eskaza düşülmüş bir memur evinde, dolaşımsız – penceresi bile güneş görmeyen – çekmeceleri kaplanlı bir kapı olan odamda, kazayla düşler gördüğüm, ömrümün çoğunu geçirdiğim yatağımda oturuyorum. evin volümü her zamanki gibi yüksek. bir yaşlı evinin balkonuna dönen odamda “don kişot” gözüme mesaj yollayabileceği bir açıdan sırıtıyor. odada net bir gölgelik yok ve kitap da tek renkli detay sayılır o dakikada. aklımda hareket.

bir kaplan / istifsiz kurgu
2.
sonra aklım borgese takılıyor. ağır aksak nefes alışverişi, tombul yüzü, sapık olması ihtimali, düzgün bir cümle bile kuramamam falan aklıma takılıyor. borgesin kardiyovasküler gücü muhtemelen aynadan fazla değildir diyorum halıyla boks müsabakası yaptığım beş dakikanın sonunda. “don kişot’un kelimesi kelimesi yaşayarak replikasını yazmaya çalışan adam.” borges bunu yazmış. çünkü akıl sağlığı bir aynadan daha iyi durumda değil. ben güçsüzlükle zamanın içinde düşüyorum, zamanın yitimiyle beraber ilişkisiz bir atıllığa itiliyorum yeni baştan.

sinirle eş güdümlü haller
3.
erotizm hepitopu bir çukur,çukur. sıklıkla yaşanan o “yapmadan yapma” hali hala aklımda, bileklerime yapışık vaziyette – ayın dördü sıklığı. borges sapık, ben de sapıklaşıyorum. aklımda bir yokuş oluşuyor, yürünecek bir yokuş değil, adım atmadan kuş gözü çıkıyorum. aklımda merdivenler oluşuyor, ne güzel lan bir başıma düşüyorum. borges napıyordu diye internet denen merete yine burnumu sokuyorum. napıyomuş bakıyorum uzun uzun. bir sürü şey okuyorum. aklım karışıyor. ev boş. bira içiyorum.

hayatt / bahis
4.
dakika-dakika içine düşüyorum bu evin, borgesin, don kişotun, çalan şarkıların sarmalının. kafamı kaldırabileceğim bir disiplin, amaç yok. solucan tekrarı. libidomu sıfıra indirip kütüphaneci olma hayali kuruyorum. pornografinin yaygınlığı, en basiti devlet televizyonun bile insanı bir aygır kadar azdırdığı aklıma geliyor. dünya nüfusu geometrik artarken libido parabolünü düşünmek bile istemiyorum. bilgiyi de öldüren bu güncel libidonun ta kendisi. dünya şalalasının sebebini kendi libidosu zannedenler öldürdü bilgiyi. bu ölümün intikamını almaya çalışan eski-bilgilerin bağımlılılarına “nostalji” imgesini yakıştırdı bu libido yörüngesi. biz bütün şifrelerimizi unutmadan bilgi dönmeyecek.

bilgi öldü.
5.
havale isteği sarıyor bir anda bedenimi, gerçekten aklımdan çıkanı bedenim duyuyor gibi. histerik durumlara alışık olan bünye daha nasıl farklı arızalar çıkartabilirimin deneyini yapıyor. zihin-beden uyuşmazlığı en tehlikeli korsan/hastalık. protezlerin eklem yerlerisin sadece. bu hormonal yığın, bir otobüs yolculuğunun imgesini anksiyeteye çeviriyorsa insandan bağımsızdır. senin varlık sebebin eklem yeri olmak, belki bir de omur soğanı. ulan zaman belli, mekan belli; aklını prizden çekemezsin. tv açık, yalnızlığın ‘temas’ıyla kendi karar veriyor sanki bütün elektrikli aletler çalışmaya. evde borgesin fotoğraflarına bakıyorum. sonra bilginin ölü olmasına üzüntümü yığıyorum sırtıma, sırtım eğri. borges küfreder miydi, yoooo. bilgi ondokuzuncu-yirminci yüzyıl kavramı, cervantes bilgi-öncesi, ben bilgi-sonrası. tahribat büyük ama bunun travmasıyla kıvranacaksak işimiz var. Sonra aklıma borges’in don kişot’u ne kadar sevdiği geliyor. mola. ben de borges olarak alınıyorum, kendim hakkında don kişot sorgulamasına. oturup aynı hikayeyi baştan kuruyorum. eşsiz bir çaba anı.

borges afganistanda öldü.
6.
kaplanlarım afgandır. savaşlara inancım bir bahis sitesinin arayüzüyle tazeleniyor, ekranla kurduğum iletişim seneleri deviriyor. robbins(vari) saçmalıklarla, sarkazmla yaşamak içimden gelmiyor. bilgiyi de pas geçtim, nietzsche(vari) aforizma-deliliğimin sebebi bu. ben otururken bilgi hala ölü, borges don kişotun kendisi, cervantes benim. yazmanın katı hali, göstergelerle yumuşuyor. benim için satırları kelimeleri sayılıyor, yanlış kelimelerimin altı çiziliyor. ulan biz ekranlara değil, çakırcalılara inanırdık. artık konaklar değil, php kodları yakıyoruz. bu görüntü dağılınca, gösterge-vatanını biz unutunca geri döneceğiz. o zaman bilgi dönecek, blanchot(vari) kaçacağız.

Edouard Leve – Otoportre

…Okuduğum kitapları sayarken, hile yapıp bitmemiş kitapları da sayarım. Kaç kitap okuduğumu asla tam olarak bilmeyeceğim. Raymond Roussel, Charles Baudelaire, Marcel Proust, Alain Robbe-Grillet, Antonio Tabucchi, Andre Breton, Olivier Cadiot, Jorge Luis Borges, Andy Warhol, Gertrude Stein, Gherasim Luca, Georges Perec, Jacques Roubaud, Roberto Juarroz, Guy Debord, Fernardo Pessoa, Jack Kerouac, La Rochefoucauld, Baltasar Gracian, Roland Barthes, Walt Whitman, Nathalie Quintane, Kutsal Kitap, Bret Easton Ellis benim için önemlidir. Marcel Proust’u Kutsal Kitap’tan daha çok okudum. Nathalie Quintane’i Baltasar Gracian’a yeğlerim. Guy Debord benim için Roland Barthes kadar önemlidir. Roberto Juarroz beni Andy Warhol’dan daha az güldürür. Jack Kerouac bana Charles Baudelaire’den daha çok yaşama isteği verir…

Edouard Leve, 1 Ocak 1965’te doğdu, 15 Ekim 2007’de intihar etti. Otoportre’sini kesinlikle nefes almadan yazdığını biliyoruz, şahsen merak ettiğim ne kadar sürede yazdığı. O nefes almadan yazdığı için sizin de aynı şekilde okumanız gerekiyor ki bunu biz söylemesek de yapacaksınız zaten. İsterseniz kendinizi bulun, isterseniz neden intihar ettiğini anlamaya çalışın, isterseniz ilham alın, isterseniz çok sevin, isterseniz nefret edin ama bizce bu nev-i şahsına münhasır eseri muhakkak okuyun.

Otoportre
Edouard Leve
Çeviren: Orçun Türkay
Sel Yayıncılık
2015, 112 sayfa
ISBN: 978-975-570-721-1

anlar

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer,
yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer ,
hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,
güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım,
bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum….

Jorge Luis Borges
Arjantin – 1985

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.