bir zamanlar bir yaşam diliminde

Saman balyalarını bağladığım tarlanın kuzeyine düşen az ilerideki alçak bir tepede başladı her şey. Bu tepede kendi kaderine bırakılmış üç armut ağacı vardı, ikisi yapraklarla kaplı, biriyse grileşmiş gövdesiyle çıplak ve ölüydü. Arkalarında kocaman, ak bulutlu mavi bir gökyüzü vardı. Daha önce hiç dikkatimi çekmemiş bu küçük görüntü, birden gözüme çarpıp mutlu etti beni. Sokakta

Bourdieu ve Berger: Bir Temsil Olarak Kadınlık

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, Eril Tahakküm’de şunları söyler: Kadınları, varlığı (esse), algılanan-varlık (percipi) olan sembolik nesneler halinde oluşturan eril tahakküm, onları daimi bir bedensel güvensizlik, hatta sembolik bağımlılık halinde tutmak gibi bir etkiye sahiptir: her şeyden önce başkalarının bakışı tarafından var edilir ve o bakış için var olurlar, yani sıcakkanlı, çekici ve el altındaki nesneler

eduardo galeano – hikâye avcısı

Yabancı Barcelona’nın Raval semtinde yayınlanan bir gazetedeki imzasız yazıda şöyle diyordu: “tanrın yahudi, müziğin zenci, araban japon, pizzan italyan, gazın cezayirli, kahven brezilyalı, demokrasin yunan, rakamların arap, harflerin latin. ben senin komşunum. sen bana yabancı mı diyorsun?” bazı kitapları içeriğinden bağımsız sadece yazarına güvenerek okuyabilirsiniz. bizim için bu listenin başlarında eduardo galeano geliyor. kendisinin daha

insan olmak

O halde, insan kalmaya bak. Temel mesel, insan olmak. Bu ise kararlı, dürüst ve neşeli olmak demek, evet, herkese ve her şeye rağmen neşeli olmak, çünkü sızlanmak zayıfların işidir. – John Berger

john berger – a’dan x’e

umutla beklenti arasında büyük fark var. ilk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. yanılmışım. beklenti bedene ait, umutsa ruha. fark bu. ikisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor. ama her birinin hayali farklı. bir şey daha öğrendim. bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. seninkini bekleyen

kent ve şiddet

ancak bir kentin sokaklarında, bir tür acı çekerek yaşamış olan biri, kaldırım taşlarının, kapı eşiklerinin, tuğlaların, pencerelerin ne anlama geldiğini fark edebilir. sokak düzeyinde -araçların dışında- bütün modern kentler şiddet dolu ve trajiktir. kitle iletişim araçlarında ve polis raporlarında sık sık sözü edilen şiddet, kısmen bu daha kesintisiz ama göz ardı edilen, daha eski şiddetin