kadıköy underground poetix

2008 yılında dolaşıma sokulan ve özellikle ilk sayılarıyla ülke sınırları içerisinde hatırlanması gereken bir yayındı kadıköy underground poetix an itibariyle d&r’lardan ulaşabildiğiniz UP adında farklı bir formatta da devam etse de eski tadından alabildiğince uzak. biz okuma şerefine erişememişler için el atmış olalım. derginin ilk sayısı, .pdf formatında. sizindir. kerem’e de bin selam olsun! muhteviyatın bir

genet tanca’da

Şu anda arka kapak yazısını okuduğunuz metin ‘Yitik Adamlar’ın buluşma kenti Tanca’dan dışarı sızmış çok içerden bir tanıklığın Burroughs’un deyişiyle iyi bir edebiyata dönüştüğü ender metinlerden biri. Bu kitap Genet’i bilmek istemeyeceğiniz kadar içerden tanımanıza neden olurken, kitaplarının izini, bu yüzyılın edebiyatını belirleyen ortamı ve buna neden olan kötü adamların varlığını sürekli olarak arka planda

genç serseriye öğütler

bütün ırmaklar yükselecek ama korkmayın her şey yerli yerinde okullarda ellerinize cetveller vurulacak ve kurtlar mısırları kemirecek mitralyözler üç ayaklara monte ediliyor ve karınlar beyaz ve karınlar siyah ve karınlar karın insanlar sırf dövülmek adına dövülüyorlar mahkeme salonlarında karar baştan bellidir gerisi tiyatrodur sorgulama sonrası ya yarım-insansın ya da artık değilsin devrim yanlısı olanlarınız var

allen ginsberg

“beat”, yıpranmış, üstünde tepinilmiş anlamına geliyor. büyük savaş sonrasının “yitik” kuşağından sonra biraraya gelen tehlikeli bir avuç adamın adını koyduğu “beat” kuşağı, bir döneme imza atmakla kalmadı. 60’lar boyunca amerika ve avrupa’da etkisini gösterdiği gibi kentsel ve toplumsal hareketlerin, sivil itaatsizliğin dilini oluşturuyordu. yitik kuşağın inançsızlığının, intiharı kayıtsızlığın yerini beat kuşağında yırtıcı bir inanç ihtiyacı almıştı. ginsberg, eşcinsel özgürlük hareketinin bayrağı olduğu gibi, iktidarı sarsacak her noktada bayrak salladı. 1960 yılında televizyona çıkıp marihuana kullanımının serbest olmasını savundu. vietnam savaşına karşı protestoda bulunduğu için 1967’de tutuklandı. bir yıl sonra da başka bir gösteride göz yaşartıcı bombayı kafasına yedi. 1965 yılında hoover’i kendisini tehlikeli vatandaşlar listesine koymakla suçladı. çünkü daha sonra da yıllarca ülkesine döndüğünde hava alanında çırılçıplak soyunup aranıyordu. bu çok doğaldı. allen ginsberg, 70 yıllık hayatında hep tehlikeli bir vatandaş olarak kalmayı başardı. hippileri’in babası oldu. 1965’te londra’ya gitti. oradaki şiir okuma gecesi londra’daki “yer altı” kültürünün oluşmasını başlattı. pink floyd ve the soft machine oradan çıktı. bob dylan’la çalıştı, onun filminde oynadı. 1968 yılında chicago’daki büyük savaş aleyhtarı toplantıya burroughs, jean genet ve terry southern’la birlikte katıldı.

allen ginsberg, hippilerin etrafında toplanacakları bir deyim üretti: “çiçek gücü”. budizmle tanıştı ve ilk budist şiir okulunun açılmasına ön ayak oldu. hayatı boyunca şiirin, müziğin, çiçeğin kazanacağına inandı. 80’lere de boyun eğmedi. her şeyin kabul gördüğü, iktidarın, yeni dünya düzeninin ve kayıtsızlığın dünyasında o şiire, dostlarına ve müziğe tutkundu. punk-rock’a inandı. clash topluluğuyla sahneye bile çıktı.

allen ginsberg öldüğünde “beat” kuşağının, hippilerin, 68 kuşağının, kısacası savaş sonrası kuşakların bir babası öldü. yıl 1997’ydi. fazla gürültü kopmadı.

yıldırım türker

avangard & underground film gösterimleri

ekim ayı itibariyle her ay bir salı akşamı, kargart salonu’nda avangard ve underground film türlerinin önemli örneklerini izleme fırsatınız olacak. uzun bir zamana yayıldığı için [ayda bir gün], gösterimler sona erdiğinde fark edilecek ki; aslında ortaya çıkan avangard/underground film dünyasının katmanları arasında yapılmış olan verimli ve keyifli bir yolculuktur. 6.45 yayınlarının deneyim ve kişisel tercihleriyle

okumaya devam