Etiket: Jazz

SmyrnAe

bir süredir ara verdiğimiz ses paylaşımlarına, egenin karşı yakasından devam edelim. Op3 nu/modern jazz trio olarak geçiyor, atmosferik elementlerin, elektronik ve geleneksel ile karışımının dinlediğinizde bize hiç de uzak olmayan bütünlüğünü gülümseyerek hissedeceğinizi biliyoruz.

SmyrnAe albümü ise gerçeklere ya da tarihsel olaylara odaklanmadan, zorunlu göç, zulüm ve sığınmacılık saçmalıklarını vurgulamaya çalışıyor. geleceğe dair de çok daha umut olmadığını biliyoruz. ama en azından müzik var ve müzik sizin.

thelonious monk – müzisyenlere notlar

thelonious monk. anlatılmaz dinlenir.  aşağıdaki canlı kaydı dinleyin diye paylaştık zaten. yazının konusu bu değil ama kendisinin notları. üstte gördüğünüz notlar. etilen yorumuyla türkçe olarak da sizindir. dinlerken okuyunuz.

  • sadece davulcu olmaman, seni doğru zamanı beklememen anlamına gelmiyor
  • çalarken ayaklarını vur ve kafanda melodiyi çal
  • bu garip notalardan oluşan bütün saçmalıkları çalmayı bırak, melodiyi çal!
  • davulun sesinin iyi gelmesini sağla
  • ayırt etmek önemlidir.
  • kazmak için kazmanı gerekiyor, kazıyor musun?
  • her şey mükemmel olmalı!
  • her zaman bil
  • her zaman gece olmalı, aksi takdirde ışıklara ihtiyaçları olmazdı
  • hadi sahneyi kaldıralım!!
  • hokkabazlardan uzak durmak istiyorum.
  • piyano kısmını çalma, onu ben çalıyorum. beni dinleme, benim sana eşlik etmem gerekiyordu!
  • akortun için (köprü) dış sesin güzel olmasını sağlayan şeydir.
  • her şeyi (ya da her zaman) çalma; bazı şeylerin akışına izin ver. bazı müzikler sadece düşünülmeli.
  • çalmadığın şeyler çaldıklarından daha önemli olabilir.
  • bir nota iğne kadar küçük ya da dünya kadar büyük olabilir, her şey senin hayal gücüne bağlı.
  • formda kal! bazen müzisyenler sahneye çıkışı bekliyor & çıktıklarında, formsuz oluyorlar & başaramıyorlar.
  • sallanıyorken, biraz daha sallan!
  • (bu gece nasıl giyinmeliyiz?) mümkün olduğunca şık!
  • seyirciyi her zaman daha fazlasını isteyecek şekilde bırak.
  • konser için kimseyi dinleme, sadece sahnede ol.
  • o parçalar çalacak bir şey olsun diye yazıldı & kedilerin provoya gelmesini sağlamak için!
  • o senin! çalmak istemiyorsan bir espri yap ya da dans et ama her durumda o senin! (solo istemeyen bir davulcuya)
  • yapılamayacağını düşündüğün herhangi bir şeyi, bir başkası gelecek & yapacak. kendine en çok benzeyen kişi dahidir.
  • benim beyaz insanlardan nefret etmemi sağlamaya çalıştılar, ama her zaman karşıma birileri çıktı & bu durumu bozdu.

tromba fredda – 1963

“tromba fredda” yani “cold trumpet” yani “soğuk trompet” italyan sanatçı Enzo Nasso’nun 1963’de çektiği sürrealist kısa filmi. aynı zamanda nadir bulunan filmlerden diye geçiyor ki hakkında erişebildiğimiz kadarıyla öyle çok fazla kaynak yok. bizim dikkatimizi çeken nokta Chet Baker içermesi idi -kendisini tanımayanlar için jazz geçmişinin en büyük trompet çalgıcılarından biri olduğunu bilmeniz yeterli ve gereklidir. film zaten kendisini anlatıyor, siz izleyiniz ve akabinde Chet Baker dinleyiniz ve pek tabii Chet Baker’ı seviniz.

Radyo Etilen – 2017.03

bu hafta kendimizi başka boyutlara geçirip play jazz dedik. saygı duruşunda bulunulması gerekilen şahsiyetlerin pek özel kayıtları ile sizindir.

Playlist;

  1. bill evans trio young and foolish
  2. duke ellington haupe
  3. ben webster – when your lover has gone
  4. dave brubeck – strange meadowlark
  5. dave brubeck – take five
  6. dave brubeck – blue rondo a la turk
  7. sonny rollins st. thomas
  8. cannonball adderley love for sale
  9. miles davis – stella by starlight
  10. chet baker – it’s always you
  11. chet baker – my funny valentine

Neal Cassady

Hızlı bir giriş yaparak başlamak istiyorum ve bunu Neal Cassady ile gerçekleştirebilirim. Hızlı yaşayıp hızlı ölen, Beat Kuşağı’nın ruhu olan kutsal şoför. Allen Ginsberg’in ”Uluma” şiirindeki tabiriyle Denver’ın Adonisi! Neal Cassady’nin çocukluğu zor şartlar altında geçmişti, belkide serseri bir yaşam biçimini benimsemesinin sebebi buydu. Annesini 10 yaşındayken kaybetmesi ve alkolik babasıyla geçen çocukluğu Neal’i aile sevgisinden yoksun bıraktı. Babasıyla birlikte Denver’ın getto bölgelerinde bir yaşam sürüyor olmaları, Neal’i hep derin bir şekilde düşündürüyordu. Çevresindeki insanlara baktığı zaman gördüğü o ümitsizlik onu derin bir hüzne boğuyordu. Zamanla kanun dışı olayların içine girdi.Daha 10’lu yaşlarının başında araba çalmaya başladı. Islahevinde geçirdiği yıllar Neal’in çalma(araba, dükkan hırsızlığı vs) tutkusunu yitirmesine sebep olmadı ve çalmaya devam etti. Defalarca kendi kimliğine aykırı olan, insanın ”özgürlüğünü” eriten o yere girip çıkıyordu ve bu onun için sıkıcı bir hal almaya başlamıştı. Çünkü Neal gibi birisinin durmaması gerekiyordu. Ruhunu yok eden bu ritmik buhranı geride bırakarak kendine bir yol çizdi.

Amerika’da gezinip duruyordu bilge adam, bunu bazen otostop yaparak bazen ise çaldığı arabalarla gerçekleştiriyordu. Yol boyunca gittiği barlarda bolca içki içerek; karşılaştığı kadınla yatarak ve uyuşturucu kullanarak kendini buluyordu. Bazen de eşcinsel olmamasına rağmen parasızlık çekmesi nedeniyle erkeklerle yatıyordu. Neal, hayatı sıkıcı yapan tüm zincirleri; yola çıkarak kırıyordu. Yolda aşkı yaşadı. Yolda bir arayış içersindeydi. Uzun yıllar boyunca görmediği babasını aradı; donuk bakışlarıyla yaşlı ayyaşları süzdü…

Yol onun için bir nefes, yeniden doğuş; hayatın tüm sınırlarını bedensel ve zihinsel olarak yok eden; cazın ”ölü” bedenlerin ruhlarına işlediği ilahi bir güçtü.

Neal Cassady’nin Jack Kerouac ve Allen Ginsberg ile tanışması dünya edebiyatında bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Jack’in yol hayatı Neal ile tanıştıktan sonra başlıyor. Neal ile Jack birlikte, bazen ise ayrı olarak Amerika’yı baştan başa dolaştılar. Yolculuğun sonunda Jack bir otel odasında haftalarca kalarak  ”Yolda” romanını yazdı. Neal, Amerikan karşı kültürünü oluşturacak olan edebiyat oluşumunun   mükemmel bir şekilde ortaya çıkmasını sağladı. Neal Cassady yazınsal düzeyde yetenekli olmasına rağmen bir ”yazar” olmayı seçmedi. Yazmaktan çok yaşamaya önem veriyordu. Ama bu dünyaya bir kitap bırakmalıyım diyerek  çocukluğunda yaşadığı zorlukları ve gençlik deneyimlerini ”Üçün Biri” adlı otobiyografik romanına yazdı.

Neal Cassady hakkında bundan çok daha fazlası yazılabilir, çizilebilir.  Beat Kuşağı bir edebiyat olmaktan sıyrılıp sosyolojik bir hareket olmuştu ve hala da etkisini sürdürüyor. Neal Cassady bu hareketin önemli isimlerinden biriydi. Neal herkese özgürlüğün ”yolda” olduğunu gösterdi.

Neal’in cesedi  Meksika’da terk edilmiş bir demiryolunun kenarında bulundu. Her demiryolunun ucu Neal’e uzanır.

”I think of Dean Moriarty.”

pop-jaz-lounge tarzı saddam hüseyin propaganda şarkıları

ISIS saçmalığı ilerlemeye devam ederken biz de saddam dönemini özleyenlere ithafen, ıraklı sanatçı abel abidin’in işlerine bakalım. 3 aşk şarkısı diye anlandırdığı video çalışmalarında abel saddam hüseyin dönemindeki rejimi yüceltmeye yönelik hazırlanmış şarkıları yeniden seslendirtmiş. burada da batının mükemmel arketipleri olan genç, sarışın ve kışkırtıcı temalar içeren pop-jaz-lounge formatında müzik videoları hazırlamış. videolar izlediğinizde kafanızda klasik temalar canlandırsada aslında hepsi saddam hüseyine bağlanıyor. şarkılar arapça ve seslendirenler arapça bilmiyor, onlara tutkulu birer aşk şarkışı olduğu söylenmiş. altyazılar ise olayı ortaya koyuyor. videoları abidinin kişisel sitesinden izleyebilirsiniz, diğer işlerine de bakmayı

abel abidin . three love songs