Menü Kapat

Etiket: işsizlik

ekonomi yazıları – 1

uzun zamandır yorum yapma niyetinde olup bir türlü fırsat bulamadığımız kredi notu değerlendirmelerinin vız gelip tırs gittiği ve asıl notu halkın vereceği söylenen ekonomimizde durum nedir dilimiz döndüğünce anlatalım. bakarsınız bir seri haline de getiririz;

– öncelikle ülke olarak ithalatımız ihracatımızdan fazla. yani bu demek oluyor ki üretemediğimiz ihtiyaçları gidermek için diğer ülkelere ihtiyacımız var. buradaki alışverişi yapabilmek için de dövizi bir şekilde ülkeye çekmek zorundayız.

– dövizi getirmek için burada bir şey üretip satmak lazım. üretmediğimiz gerçeğini herkes kabul ettiği için biz özelleştirme adı altında devletin mallarını, şirketlerini satıyoruz ya da gayrimenkul ve ülke toprağı satışlarımız da bulunuyor. bu yöntemlerin kalıcı olmadığını ve sattıklarımızın geri alınmadığını biliyoruz.

– döviz çekmek için bir diğer yöntemde faiz arttırmak. faizi yükseltir ve paranızı bana verirseniz fazlasını alırsınız dersin. yabancı sana 100$ verir ve 115$ almak ister. sen de bu süre içerisinde parayı piyasa sürer rahatlarsın ya da üretim için yatırım yapıp uzun vadede maliyetinden fazla kazanırsın. ya da ülkemizin yaptığı gibi köprü, yol, metro yapıp oy toplarsın ama o para bir daha dönmez ve borçlanırsın. teoride faizi arttırmak kısa vadede döviz çekip üretmeye başlayana kadar yapılır, akabinde faizleri indirir ürettiğin malları satar ve döviz sokmaya devam edersin yani faize ihtiyacın kalmaz. böylece borcunu azaltırsın. pratiği takip ediyorsunuzdur sanırım.

– dünya bizi kıskanıyor, ekonomik terör var, doları olan terörist gibi söylemler ekonomide sökmez. kimse kasıtlı olarak ülkeden para çıkarmaya çalışmıyor. faiz lobisi diye bir lobi yok, ülke içerisinde döviz kurlarında bu kadar büyük bir zıplama yapabilecek büyüklükte kimsede yok. peki problem ne? ülkeye duyulan güvenin erimesi – hepsi bu. yatırımcı kısa vadeli düşünmez, uzun vadeli bakar. ileride tek bir adamın keyfince at koşturabileceği, her zaman ciddi bir terör olayının yaşanabileceği ve faiz getirisi oldukça düşük bir ülke yerine kazanması garanti olan bölgeleri tercih eder. aynı anda 15-20 ülkeye uğraşan yatırımcılar gidip türkiye’de ne olmuş diye düzenli takip etmez, edemez. kredi değerlendirme kuruluşlarına (moody’s, s&p, fitch) güvenir.  dolayısıyla aldığın düşük not, dövizi getirecek adamlara risk olarak yansır ve giderler.

– dolar yerine altına yatırım yapın söylemi de hiçbir şey değiştirmez. sadece yatırımcının portföyü değişir. hatta altını ithal ederek alırsan daha çok zarar edersin çünkü biz altın üreticisi değiliz ithal ediyoruz. ayrıca türk lirası ile ticaret yapılacak da bir katkı sağlamayacak bir hareket. örneğin tl verip ruble aldınız fakat londra’da bunu yapabileceğiniz likit bir piyasa yok. her türlü dolara, euro’ya ya da başka bir rezerv paraya çevrilecek. dolayısıyla büyük bir etki yaratamazsınız. türkiye’nin 2016’da dış ticaretinin yaklaşık olarak %50 dolar, %40 euro ve %6 tl olduğunu da unutmayalım.

– merkez bankasının faiz arttırmamak için direnip repo ihalesi açmamak gibi alternatif çözümleri kanayan yaraya yara bandı yapıştırmaktan başka bir şey değildir. herkes hem fikir olduğu gibi tek ihtimal faizleri arttırmaktır ki yatırımcının risk almaya değer bir getirisi olsun. bunun da büyümeye ve özellikle yandaş inşaat şirketlerine negatif etkisi olacağından iktidar tarafından mümkün mertebe baskılanmaktadır. fakat ekonomi dengeler bilimidir ki bunu sağlamak merkez bankasının görevidir.

mevcut problem kanımca böyle özetlenebilir. potansiyel çözümler için ayrı bir yazı yazıyor oluruz. tartışmalar için yorumlarınızı da bekleriz.

kapitalizm için kızılyıldızı takip et!

Efendiler, bilenler bilir ben bir süredir Asya-Pasifik ülkelerinde fink atmaktayım! (Atılanın ne olduğunu bilmesem de şık geliyor kulağa “fink” atmak)

Ne mutlu ki bana dünyanın en kapitalist ülkesini an itibariyle görmüş bulunmaktayım: Çin!

Neden olduğunu açıklamadan size Çin’le ilgili birkaç rakam vereyim – yorumlarıyla birlikte.

Nüfus: 1,338,299,500 kişi (Nüfusu 1.3 milyar kişi civarlarında zapt etmek için uygulanan katı her-aileye-en-fazla-bir-çocuk politikası an itibariyle nüfusun yaşlanmasından ve yaşlı nüfusu idame ettirecek kaynak yaratılamayacağı korkusundan yavşatılmış durumda. Yakın zamanda yeniden çoğalmaya başlayacaklar yani. Haberiniz olsun)

Kişi başına düşen milli gelir: 4,393 dolar (Komunist Parti teşkılatındaysanız bu rakam 6 hane ve üstünü kolaylıkla bulmakta)

İşsizlik oranı: %6.1 (siktirin lan herkesi günlüğü 0.7 dolardan tarlada/fabrikada çalıştırırsanız tabi bu kadar düşük gözükür)

Efendiler Çin’in 2015 itibariyle dünyadaki lüks marketin %46’sını tüketmesi bekleniyor. Bizim çılgın Arapları çıkardığımızda dünyanın geri kalanı lüks marketin sadece %37’sini tüketmekte. Yani anlayacağınız Çin dediğiniz yer, fakir ülke, gelişen ülke, dünyanın en zenginlerinden daha fazla zengin-tüketimi yapacak.

Şimdi neden kapitalist diyorum ben bu cancağızım ülkeye?

Efendiler, ülke nüfusunun yaklaşık  %0.8’ini oluşturan zengin kısım ( ki bunların tamamı komünist parti üyeleri/akrabaları çünkü Mao tahta çıktığında mevcut zenginleri doğrayıp, ülkeyi partinin hesabına geçirmiş) ülke gelirlerinin tam % 47’sini elinde bulundurmakta. Bu insanlar aynı zamanda ülkedeki seçimlerde oy-kullanma hakkına sahip elit azınlığı da oluşturmakta.  Bu kesimin dışındaysanız sadece komünist partinin sizin için belirlediği 3 muhtar adayından birini seçmek için oy kullanabiliyorsunuz!

Hong Kong, Shanghai (Şangay), Beijing (Pekin) dediğiniz memleketler tahayyül edemeyeceğiniz sayıda çok lüks alışveriş marketi barındırmakta.  Bizim Ankara’da Panora ; Istanbul’da Kanyon/Istinye Park falan inanılmaz mütevazi kalır diyeyim siz düşünün gerisini. Ben 300 metrelik bir sokakta (ki bu Hong Kong için herhangi bir sokak) 14 tane Rolex, 4 Chanel, 6 Burberry, 6 tane Louis Vitton, 5 tane Prada ve çok daha fazlasını gördüm.

Ve ülkenin bir kısmı bunları tüketirken, geri kalanı aylık 21 dolara çalışıyor! 21 dolar aq!

Umarım bir Pazar günü Hong Kong şehir merkezine gitmek nasip olur hepinize. Neden mi Pazar? Pazarları şehirde oturma/çalışma izni ve birçok hakkı olmadan evlerde hizmetçi olarak yaşayan yaklaşık 400 bin Filipinli merkez sokaklarını işgal etmekte. Amaçları mı? Eylem falan değil oğlum, Asya’da öyle aykırılık yok hiçbir yerde. Amaç arkadaşları/akrabaları görmek, güzel vakit geçirmek. Peki bunu nasıl yaparsın? E para yok, ev yok – sokakta oturursun! 400 bin Filipinli kaldırımlarda otururken, lüks mağazaların kuyruklarında bekleyip az sonra ortalama olarak 6700 dolar harcama yapacak Çinliler dünyada görebileceğiniz en büyük kontrastı oluşturmakta.

Komunist/sosyalist Çin’miş! Siktirin gidin lan!

Not: Bu yazıdaki fotoğraf benim otelimin tuvaleti.Tabi en lüks otelde kalıyorum lan, fakir miyim ben aq! Tuvaletin kıçınızı yıkamak için sunduğu seçeneklerden lükslüğün boku ne kadar çıkabiliyor bir memlekette görebilirsiniz!!!!!)

1 milyon 125 bin

türkiye’de 1 ay içerisinde artan işşizlik sayısı.

%15.5

teğet geçen krizde işsizlik oranı. %21.9’luk güney afrika’dan sonra önde gelen 58 ülke içerisinde 2.ciyiz.

televizyon karşısında kutlamaya devam bu rakamları; vatandaşın kutusundan ne çıkacak ya da bu akşam yemekte ne yapacaklar daha önemli tabii.

iş aramayın, işsiz kalmayın

“İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde işgücüne katılım oranı daha artıyor.”

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, işsizlerin, iş aramasalar işsiz sayılmayacakları teorisini medyanın ilgisine sunuyor.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.