Etiket: ispanya

daha önce paylaştığımız bir sosyal deney vardı – metrodaki kemancı. özetle dünyanın en iyi kemancısı olarak adlandırılan joshua bell bir metroda 45 dakika boyunca bach’ın bir eserini çalar. kemancının önünde sadece 6 kişi çok kısa bir süre durur. 45 dakikada 32 dolar toplar ve çalmayı bitirdiğinde kimse fark etmez, alkışlamaz. oysa elindeki keman 3.5 milyon dolarlık ve çaldığı eserler yazılmış en karmaşık eserlerdendir ve kendisinin iki gün önce verdiği konser bilet fiyatı ortalama 100 dolardır.

Capture

aynı mantık üzerinden benzer bir deney izlediğiniz ya da izleyeceğiniz video’da cristiano ronaldo ile yapılmış. kendisi bir evsiz kılığında madrid’de bir meydan da topla oynayıp sağa sola sataşmış ki üstündekilerin temizliği tam olarak bir evsizi yansıttığı da söylenemez. bu süre boyunca genelde kimse kendisini sallamamış, top oyunlarına cevap vermemiş. telefonunu istediği kızımız hayır diye kaçarak uzaklaşmış (videoyu izlediyse an itibariyle ne düşünüyor merak ediyorum). sadece siyahi bir abimizle biraz paslaşmış ve küçük bir çocukla oynayabilmiş. sonrasında topu imzalayıp çocuğa verirken maskeyi çıkartınca olabilecekleri siz tahmin edebilirsiniz – anında 50-60 kişi toplanmış etrafına.

mesaj aslında aynı ve deney bir gerçeği tekrar doğrulamaktan öteye gitmese de hatırlamamız gereken şey ortada. her şeyin imajlanıp bir paket halinde sunulduğu gösteri toplumunda değer diye aktarılan şeylerin basit bir gösteriden  ibaret olduğu. daha fazlası değil. diğer bir bakış açısıyla da tamamiyle makyaja odaklı ve kör olduğumuz. görmezden geldiğimiz o kadar çok gerçek yetenek var ki.

ispanyol artist luis quiles’i, muhtemelen seks ile sosyal medya ağlarını eşleştirdiği çalışmalarını gördünüz ama görmediyseniz de birazdan göreceksiniz. toplumun “çirkin” yüzünü en sevilesi biçimde yansıtmayı başaranlardan ve seksizm, sömürü, şiddet, homofobi, kapitalizm, din gibi konularda çekinmeden tokadı vuran güzel insanlardan. takip etmekle yükümlü olabilirsiniz.

luis quiles – artwork

 

george orwell – katalonya’ya selam

”İspanya’da döğüşen gönüllüler, bu savaşın anılarını yüreklerinde kötü bir yara gibi taşımışlardır. Çünkü, insan, haklı olduğu halde yenilebileceğini, zorbalığın gayrete boyun eğdireceğini, bazen cesaretin kendi kendisinin ödülü olmadığını İspanya’da öğrenmiştir.”’ Albert Camus

kurşunun boğazımı delip geçtiğini duyunca öleceğime ikna oldum. o güne kadar boğazının ortasından vurulup da hayatta kalan birini duymamaıştım. şah damarı gitti dedim, acaba damar kesilince ne kadar daha hayatta kalınırdı, herhalde birkaç dakikadan fazlası değil. öleceğimi anlayınca ilk düşüncem yeterince klasik olarak karım hakkındaydı. sonraki ise bu aptal şanssızlığın beni sinirlendirmesiydi. tüm bu anlamsızlık. savaşırken bile değil, siperlerde nöbet sırasında bir anlık dikkatsizlik yüzünden yok yere ölecektim. beni vuran adamı da düşündüm. acaba nasıl biriydi, ispanyol muydu, beni vurduğunun biliyor muydu, vs. ona karşı bir nefret hissedemiyordum. bir faşist olduğunu biliyordum ve şansım olsa ben de onu vururum ama onu o anda yakalayıp önüme getirseler, iyi bir atış yaptığı için kendisini kutlamak dışında bir şey yapmadım. belki de gerçekten ölecek olsanız, düşünceleriniz daha farklı olurdu…

george orwell . katalonya’ya selam (.pdf)

İşçilerin Öz Yönetimi

Öz yönetim, çalışma yerinde uygulanan, çalışanların, onları yöneten ne yapması, nasıl yapması, nerede yapması gerektiğini söyleyen bir yöneticinin aksine kendilerinin seçenekler üzerinde (iş bölümü, üretim yöntemi, dağıtım vs. gibi) anlaştığı bir çeşit karar verme türüdür. Bu tip bir öz yönetimin pratikteki tam örneklerinden birisi İspanya’daki “geri alınmış fabrikalar” hareketinde görülmüştür. Burada işçiler ya sahibi tarafından bilerek batırılmış fabrikanın kontrolünü almış ya da yönetimin bir lakavt uygulaması riskine karşı fabrikayı işgal etmiştir. Geri al anlamına gelen İspanyolca “recuperar” fiilinin sadece geri almak anlamına gelmediğine dikkat edilmelidir, fiil ayrıca iyi bir duruma sokmak anlamına da gelir. Başta endüstri için kullanılsa da bu terim fabrikalar dışındaki sahalarda da karşılığı vardır. İşçi öz yönetimi çoğunlukla işçi kooperatifleri, işçi konseyleri gibi iş yerinin patronsuz olarak işlediği yerlerde kullanılan bir karar verme modelidir. Eleştiriler her küçük sorun için bütün işçilere danışmanın verimsiz ve etkin olmadığı üzerinde durur. Ama, dünyadaki gerçek örneklerde de görüldüğü gibi, sadece geniş ölçekteki kararlar bütün çalışanlar tarafından bir konsey toplantısı sırasında alınır ve küçük kararlar onları uygulayanlar tarafından diğerleri ile koordine olarak doğrudan alınır.

Teori

Öz yönetim ilk Pierre-Joseph Proudhon tarafından 19. yy’ da kuramsallaşmıştır. Daha sonra özellilke devrimci sendikalizm içindeki sendikaların temel parçası olmuştur. Fransız sendikası CFTD 1970 programında işçi öz yönetimini programına almıştır (daha sonra kaldırmıştır). İşçi öz yönetimi fikirleri hala IWW tarafından geliştirilmektedir.

Tarih

İşçi öz yönetimi deneyiminin tam örneği İspanyol Devrimi (1936-1939) sırasında yaşanmıştır. (Ayakkabı boyacısı çocuk bile George Orwell’in anlatımına göre boya sandığını kollektifleştirdiğini sandığın üzerine yazar, ayrıca fabrikalar dışında berberler gibi esnaf da öz yönetim uygular). 1950’lerde Titoist Yugoslavya soğuk savaş sırasında sosyalist bir öz yönetim yöntemini seçeceklerini söyleyerek Moskova ile bağların kopmasına neden olmuştur. Yugoslavya’nın ekonomisi Tito ve Milovan Dilas’ın teorilerine göre organize edilmiştir. Fransa’da 1968 Mayıs’ını takip eden günlerde, Lip adındaki bir saat fabrikasında, hissedarların fabrikayı kapatmak istemesinin ardından 1970 ve 1973 arasında öz yönetim uygulanmıştır. CFTD sendikası işçilerin üretimlerini kendi ellerine alması konusunda grevi desteklemiştir.

Güney Amerika

2001 ekonomik krizinin ardından, yaklaşık 200 Arjantin şirketi işçileri tarafından geri alınmış ve kooperatiflere dönüştürülmüştür. Örnekler arasında Brukman fabrikası, Bauen Oteli ve FaSinPat bulunur. 2005 gibi 15,000 Arjantinli işçi bu geri alınmış fabrikaları işletmiştir. Çoğu geri alınan fabrika kooperatif olarak çalışır ve tüm işçiler aynı ücreti alır. Önemli kararlar bütün işçilerin katıldığı meclislerde demokratik olarak alınır, uzmanlardan oluşan bir yönetim yerine.

land and freedom . 1995

katıl bu yegane savaşa
kimsenin yenilemeyeceği
ölümü ve solmayı tadanların
yine de bir gün galip geleceği…
william blake

ken loach’dan ispanya iç savaşı. anti-faşist olmanın bütünleşme için yeterli olmadığı, stalinist politikaların hataları ve avrupa ülkelerinin ispanya’da yaşananlara kayıtsız kalması. bence ken loach’ın en iyi filmi.

land and freedom

 

“insanlık” tarihi

avrupalılar, 10 ile 20 milyon arasındaki afrikalı’yı köle yapıp amerika’ya götürmek için afrika’da 100 ile 200 milyon arasında insan öldürdüler.

o dönemde ingiltere’nin nüfusu 3 milyon, ispanya’nın nüfusu ise 11 milyondur. kongo’nun 1985’te tahmin edilen nüfusu 20 milyonun üzerindeyken 1904 yılında bu rakam 8 milyona düşmüştür.