Etiket: ışık ergüden

anarşist banker

anarşist ne ister? özgürlük. kendisi ve başkaları için, tüm insanlık için özgürlük. toplumsal kurguların ya da kısıtlamaların etkisinden kurtulmuş olmak ister; özgür olmak ister, tıpkı dünyaya geldiğinde olduğu gibi, tamamen adil koşullarda olması gerektiği gibi; üstelik bu özgürlüğü hem kendisi hem de diğer herkes için ister. doğa karşısında bütün insanlar elbette eşit olamaz; büyükler ve küçükler, güçlüler ve zayıflar, zekiler ve daha az zekiler vardır… ötekiler de, herkes kendi arasında eşit olabilir; bunu engelleyen şey, toplumsal kurgulardır, dolayısıyla bu kurguları yok etmek gerekir.

daha önce huzurluğun kitabıyla kısaca bahsetmiştik pessoa’dan o da daha ziyade hayatını kaybettikten sonra kıymeti bilinenlerden. kitabımız anarşist banker. kısaca bir bankerin nasıl anarşist olduğu sorusunu yanıtlıyor. sayfa sayısı olarak da kısa bir kitap olmasına rağmen sordurduğu sorular ve düşündürdükleri ile kolay kolay hazmetmek çok mümkün değil. yavaş çiğnemek her noktada bildiğiniz gibi daha sağlıklı.

kapitalizmi ve sosyalizmi eleştirirken savunduğu anarşizmi de sorgulaması ve getirdiği bakış açısı kanımca oldukça değerli. toplumsal kurgulara öyle ya da böyle dahil olan bizlere de net bir ayna tutmuş olması kitabın değerini daha da arttırıyor. bize de antikçağ felsefesine selam çakarak bu tartışmayı açan metni muhakkak okumak kalıyor. kısa bir örnek ile yola çıkıyorsunuz;

Eğer bir insan köle olmak için doğmuşsa, onun karakterine aykırı olan özgürlük, onun için bir zorbalık olacaktır.

anarşist banker
fernando pessoa
türkçesi: ışık ergüden
Sel Yayıncılık
2018, 69 sayfa

Hapishane Çağı – Kapatılan İnsan

“Serbest piyasa”, “hukuk devleti”, “deomkrasi”, “insan hakları” diyerek, büyük soygunun yasal zeminini yaratmak için bütün bunları kullanıp şirket kuran ve bu şirketler yoluyla her türlü soygunu yasal olarak gerçekleştirip, sıkıştıkları en ufak durumda da devleti ve hukuku yardıma çağıran; şiddet tekelini elinde bulundurarak hiç ceza görmeden adam öldürme, zor kullanma, tecavüz etme hakkını kendine gören ve güvendiği hempalarına bu hakkı dağıtan; hiçbir yasa, hak tanımayarak her türlü hak ve hukuku tepeleme hakkını kendinde görürken en ufak bir aykırı sesi boğmak için elinden geleni ardına koymayan bir dünya sisteminin, ufak tefek soygunlar yapan birini veyahut bir polisin ya da subayın yanında elleri temiz kalacak bir katili cezalandırması arasındaki çelişkiyi kapitalizm çözemez. Bu çelişki bunca aşikarken, din soslu ahlaki ahkam kesmek ancak ikiyüzlü ve bayağı bir komedi etkisi uyandırabilir.

daha önce aynı yayın dizisinden “teröriz mi? direniş mi?” adlı kitabı paylaştığımız sel yayınları’ndan red kitaplığı’nın bir diğer güzelli ışık ergüden’in yazdığı “hapishane çağı”.  şahsen ışık ergüden benim için ciddi bir referans kaynağı. bir kitabı kendisi çevirdiyse yazar bağımsız okumam için bir sebep. kendisinin yazdıkları ise zaten tavsiye ettiklerimiz listesinde.

hapishane kavramı tarih boyunca ülkemizde ciddi yer edindi. günümüzde ise doluluk oranı ile yine zirve yaptı. aşağıdaki alıntı sizlere durumun ciddiyetini özetleyecektir. bu rakamlar bile tek başına konuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmak ihtiyacı doğurmaya yetiyor. fakat tahmin edebileceğiniz gibi ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalar bir elin parmaklarını geçmiyor.

Türkiye genelinde 296 kapalı, 70 açık, 6 çocuk cezaevinde 195 bin tutuklu, hükümlü bulunuyor. 15 Temmuz sonrası FETÖ operasyonlarından alınan 34 bin ve bunun dışındaki 6 bin tutukluyla cezaevleri kapasitelerini aştı. Adli kontrol ve denetimli serbestlikle tahliye olanlara karşı, doluluk oranı yüzde 104’e ulaştı.

dolayısıyla oldukça önemli bir eser hapishane çağı. suç, ceza, hukuk, mahkeme, adelet kavramlarını inceleyerek başlıyor. ardından dan hapishaneleri, hapishanelerin tarihçesini ve en önemlisi kapatılan insanın maruz kaldığı şiddetti tartışıyor. ve kitabın amaçlarından biri olarak “hapishanesizlik talebini, hapishaneyle ilgili her türlü mücadelenin en başına koymayı unutturmamaktır” diyor. içinde yaşadığımız gerçeklik üzerine oldukça ütopik gelse de, muhtemelen neslimizin göremeyeceği bir zaman dilinde insanlığın bu mekanlardan kurtulacağı umudunu da taşımıyor değiliz.

kitabın aslında 2007’de yazıldığını hatırlatmakta fayda var. versus kitap etiketli. tanıttığımız bu yeni baskı ise ışık ergüden’in önsözünü ve türkiye hapishane çalışmaları merkezi konferansı’nda yaptığı konuşmanın kaydını içeriyor. kendisinin de 17 yaşında hapishaneye adım attığını unutmamak gerek. dolayısıyla bir şekilde içeride olmayan herkesten daha çok hakim ve sizi fazlasıyla düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyor.

hapishanesiz ve şiddetsiz bir biçimde tavsiye ediyoruz.

hapishane çağı – kapatılan insan

Kurgusuz ve Yaşanmamış

Bağıracaktım.
Yardım isteyecektim belki.
Ama kimse anlam veremeyecekti.
Bütün bireysel tarihler benim güzel yavrumu kimse kandırmasınla başlayan bir söylemin,
‘seni kandıranların adlarını söyle’ diye noktalanan bir evresinde evcilleşme sürecini tamamladığından,
‘herkes gibi olmak için’ çırpınmamam gerekiyordu çünkü.

Bizler nereye gitse biraz geç kalmış, bu sebepten bütün çağlardan yenik ayrılan insanlarız.
Bundandır ki bir yenilme biçimi olarak yürüyüşümüzü sayı doğrusunun soluna doğru devam ettiriyoruz.
Hayatımızın zerafeti özensizce çalınırken hazırlanan kılıflar örtemiyor mağlubiyetimizi. Asırlık nefretlerimiz kaybolan vakitleri yüceleştiriyor. Ahmak belleğimiz nakarat gibi tekrarlayıp duruyor kendini.
Güzel olanı bulmak için güzelden yana tavır koymak gerek evet, buraya kadar her şey yolunda.
Peki bir nakarata hapsolmuşken, geleceksiz bir umut nasıl yaratılır?

Işık Ergüden- Kurgusuz ve Yaşanmamış / idefix

sessizliğin anarşisi, ışık ergüden


Her şeyi gören, duyan ama sesini çıkarmayan, çıkaramayan insan yığınları olduysa eğer tarihte; bunlar içinden bir azınlığın muhtemel isyan duygusunu içinde taşıdığı ama ifade edemediği, engellendiği
de varsayılabilir. Günümüzün, onca görüntü ve gürültü ortasında, hiçbir şeyi görmeyen, duymayan ama avaz avaz bağıran, fal taşı gibi açık gözleriyle her taşın altına bakan, kör ve sağır kitlesi ise içinde hiçbir şeyi saklayamıyor artık. İçi dışı bir, engellediği, bastırdığı
hemen hemen hiçbir şeyi yok. Her şeyi dile döküyor kitle,  sözelleştiriyor, sesini silah gibi, balyoz gibi kullanıyor. Herkes, tek başına ve anonim, kendi gücünü ve şiddetini, kurumlar  karşısındaki el pençe divan duruşundan alır.

Ölümsüz iktidar-kitle sistemi!

Işık Ergüden hayatının 12 yılını cezaevinde  geçirmiş bir yazar ve çevirmen olarak kapatılmışlığın, sıkışmışlığın ne olduğu üzerine bolca kafa yormuş olsa gerek. Sessizliğin anarşisinde de sıkışmışlığa,sessizliğe övgüden çok gürültüye sövgü var. Kendi görünmezliğini yaratamayan bireyler iktidarın, karşılaştıkları her tahakkümün içinden ‘itirafçıya’ dönüşerek kurtuluyorlar. İçi boş, renkli baloncuklara dönüşmüş hayatlarımızın gösteriye, gürültüye methiye düzmekten başka bir işlevi de kalmamış. O baloncuklara delikler açmak lazımdır belki de, ortak hiçbir şeyi olmayanların ortaklığını hissedebilmek için.

pdf için buradan

patafizikçi doktor faustroll’un davranış ve görüşleri

Doktor Faustroll, 1898 yılında (yirminci yüzyıl [-2] yaşındaydı) Circassie’de ve altmış üç yaşında doğdu.

Ömrü boyunca hep o yaşta kalan Doktor Faustroll orta boylu bir adamdı, yani, tamı tamına ifade edersek, (8 x 1010 + 109 + 4 x 108 + 5 x 106) atom çapındaydı; Kral Saleh’in portreleri gibi teni altın sarısı, deniz yeşili bir bıyık hariç yüzü tüysüzdü; saçlar, güneş saatine göre değişen maun rengi müphemlikte, tek tek her bir teli, bir küllü kumral bir simsiyahtı; gözler, Dantzick likörü gibi hazırlanmış sıradan yazı mürekkebinden iki kapsül, içinde altın rengi spermatozoidler.

Kellik mikrobu yüzünden, bıyıklarını saymazsak, tüysüzdü. Mikroplar kasıklarından göz kapaklarına kadar olan tüm bölgeyi temizlemişlerdi. Doktor Faustroll, mikropların yalnızca genç saçlara musallat olduğunu bildiğinden, saçlarının ya da kirpiklerinin döküleceğinden endişe etmemişti. Kasıklardan ayaklara doğru olan bölge ise, kontrast halinde, satirlere özgü siyah kıllarla kaplıydı, çünkü Faustroll, görgü kurallarına dikkat etse de, bir erkekti.

alfred jarry, gerçeküstü tiyatronun atası, “olanaksız çözümler bilimi” olarak adlandırdığı patafizik ilminin öncüsü, dadacılık ile artaud’un vahşet tiyatrosunu etkilemiş bir isim. raymond queneau, boris vian ve georges perec gibi modern edebiyatın birçok ustasını da izinden süreklemiş. patafizikçi doktor faustroll’un davranış ve görüşleri de kendisini en iyi anlatan kült eserlerinden biri. ölümünden sonra yayınlanan bu roman jarry’nin bol bol sembolizm, sürrealizm ve absürt edebiyat içeren hayal dünyasında kaybolacağınız bir yolculuğa davet ediyor sizi. ayaküstü değil ama kendinizi vererek okumanız gereken kitaplardan. çünkü pek keyif alacağınızı biliyoruz. çünkü ışık ergüden çevirmiş.

Patafizikçi Doktor Faustroll’un Davranış ve Görüşleri
Alfred Jarry
Çeviri: Işık Ergüden
Sel Yayıncılık
2015, 136 sayfa
ISBN: 978-975-570-743-3

 

son devrimin güncesi

şimdi aids’in sonu. büyükbabalarımız gibi sevişebileceğiz. kapitalist sistemin yıkımının ortasında şenlik olacak bu. sonuçta, mayalar, mısırlılar, romalılar, bütün bu uygarlıklar çöktü. bizimki de çöküyorsa sorun nerede? daha fazla ne öğrendik ki? salgın hastalıklar, veba ve diğer şeylerin insanların büyük bölümünü ortadan kaldırd, savaşlar sistematik olarak işliyor; teknoloji olmadan öldürmek daha da karmaşıklaşıyor, zanaatkarlığa, beden bedene ilişkiye geri dönülüyor. katana dersi alacağım ben. hemen yan tarafta bir savaş sanatları merkezi var. düşünsene, ateşli silah bile yok. benim yurttaşlarım üzülecek ama mermisiz bu silahlar ölü bebekler gibi. yerlilere geri dönüş! bıçaklar, yaylar, oklar, mızraklar.

son devrimin güncesi antoni casas ros‘un “almodovar teoremi” ve “enigma”dan sonra 3. romanı. şahsen benim okuduğum ilk kitabı olmak ile birlikte bu kitap sonrasında diğer kitaplarını da okuyacağım. kitaptan daha önce “diktatörlük. reçete” olarak bir alıntı paylaşmıştık. özetle muhakkak okunması gereken kitaplardan. gerçek ile gerçeküstünün birarada olduğu harika bir uyum sözkonusu. gerçek kısmını okurken yine maalesef ülkemizi göreceksiniz. gerçeküstündeki hayallere ulaşabilirseniz de ne mutlu. devrimin hayalgücü, yaratıcılık ve cinsellik üzerinden diktatörlüğe direndiği bir dünya söz konusu.

Son Devrimin Güncesi
Antoni Casas Ros
Çeviren: Işık Ergüden
Sel Yayıncılık
2015, 240 sayfa
ISBN: 978-975-570-713-6