Menü Kapat

Etiket: ilker aksoy

mumsema han

yeni kıyafetler ve parfüm alınacak (koku için erhan’dan yardım istenilebilir), istanbul’un en güzel lokantaları keşfedilecek, gülümsemekten vazgeçilmeyecek, erhan ihmal edilmeyecek (gerektiği kadar görüşülecek), eylül’ün gelme ihtimaline karşı ev her daim tertemiz tutulacak, spor yapılacak, sigara azaltılacak, onun çevresindeki insanlarla kaynaşılacak ve eğer tehdit unsuru olan adamlar varsa gereken yapılacak, her akşam evine bırakılacak, ailesiyle tanışmaya gidildiği zaman düzgün giyinip, az konuşulacak, tez vakitte evlenilecek, inşa ettiğim yeni hayata uyum sağlanacak, altından ırmaklar akan yeşillikler tasvirinin gerçekliği canlı canlı görülecek.

mumsema han. hakan karakaşoğlu’nun ilk romanı. bizim gayet başarılı da bulduğumuz romanı. umarım yazmaya devam eder dedirten de romanı. basit ve sade bir dil üzerinden, kelime oyunu yapacağım diye 8 takla atmak yerine bir okuyuşta bitirebileceğiniz bir ürün ortaya çıkarmış. adem’in hikayesi de senden, benden çok uzak değil. sokakta görmezden geldiğiniz yüzlerce sıradan insandan biri. ilker aksoy‘un ardından sel yayıncılık sayesinde yeni bir keşif. okumayabilirsiniz dememiz için ortada herhangi bir sebep yok.

mumsema han
hakan karakaşoğlu
Sel Yayıncılık
2015, 197 sayfa
ISBN: 978-975-570-733-4

 

sel’den öykü.

takdir ettiğimiz ve dirsek temasında olduğumuz oluşumların arkasında doğal olarak güzel insanlar olduğunu düşünmemizden hareketle ülkede sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen ve olaya farklı açılardan bakabilen sel yayıncılık ekibinden öykü ile röportaj hareketlerine devam edelim dedik – pek iyi etmişiz, şahane keşiflerimiz oldu.

kimdir?
Punk ve alt-kültüre dair hep özel bir ilgim oldu. Hâlâ elimden geldiğince scene’i, grupları, albümleri takip etmeye çalışıyorum. Fanzinlere, kasetlere, plaklara bu alanla ilgili tarihsel dökümanlara dönük hevesim hiç eksilmedi.

Bir yılı aşkın süredir Sel Yayıncılık’ta çalışıyorum. Yukarıda saydığım başlıkların yanı sıra, diğer ilgi alanlarım arasında yer alan edebiyat ve kuramla yakın ilişki içinde olduğum bir iş yapmaktan keyif duyuyorum.

Sel Yayıncılık, kuruluş yılı olan 1990’dan bu yana hem edebiyatta hem de kuramda yeni tartışmalara öncülük etme iddiasını güncel tutan bir yayınevi. Gerek çeviri gerekse telif eserlerde yeni biçimlere, arayışlara mecra olabilmek adına hep beraber, kolektif bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmalar esnasında, kendimizi, yayın politikamızı gözden geçirirken, okurlarımızla daha doğrudan bir iletişimi nasıl devam ettirebileceğimizi de sürekli sorguluyoruz. Bu bağlamda, fanzinlere, e-zine’lere, bloglara ve dergilere ayrı bir önem verdiğimizi söyleyebilirim.

düşlerlerde ne var?
Kendi ilgi alanlarım ve mesleki hayatım bir şekilde nasıl kesiştiyse, kendi hayallerimle yayıncılık adına düşündüğüm şeyler de kesişiyor. Daha nitelikli yayınları daha kalabalık okur kitlelerinin okuduğu, sansürden ırak, kitapların kitlelere ulaştırılmasında kârın değil içeriğin belirleyici olduğu, teori ve pratiğin birbirini beslediği, okuduğumuz, dinlediğimiz, izlediğimiz, düşlediğimiz ve eylediğimiz bir hayat diyebiliriz.

ne yapmalı?
Ne yapmalı sorusunun cevabı, böylesi bir ülkede tartışmaya açık sayfalarca uzunlukta bir reçeteye dönüşebilir elbette. Çok kısa cevap vermek gerekirse, bulunduğumuz hiçbir alanı boş bırakmamalıyız. Mücadeleyi her alana, hayatlarımıza yaymalı, birbirimize destek olmaktan, dayanışma ruhunu korumaktan, öfkemizi, tepkimizi baki kılmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Ve bu zerzebil gündemde, bizi diri tutan şeylerden, okumaktan, üretmekten geri kalmamalıyız, sağlam durabilmenin çözümlerinden biri de bu sanırım.

ne okuyalım?
Sel Yayıncılık kitaplarından;

  • İlker Aksoy – Ölümden Beter Yaşamlar
  • Susan Sontag – Bilincin Kapısını Aralamak
  • Elias Canetti – Körleşme
  • Alain Badiou – Yüzyıl
  • Henri Lefebvre – Gündelik Hayatın Eleştirisi 1-2
  • Frank O’Connor – Oedipus Kompleksim
  • Norman Mailer – Bir Amerikan Rüyası
  • Bütün Truman Capote külliyatı söyleyebileceğim başlıca kitaplar.

Son zamanlarda okuduklarım:

  • W.B Yeats – Kızıl Hanrahan / Aylak Adam Yayıncılık
  • Günebakan – Gyula Krudy / Aylak Adam Yayıncılık
  • Çevengur – Andrey Platonov / Metis Yayınları

Başucu niyetine:

  • Jorge Semprun – Büyük Yolculuk – Can Yayınları
  • Karanlığın Yüreği – Joseph Conrad / İletişim Yayınları
  • Oğlak Dönencesi – Henry Miller

ne dinleyelim?

  • Sleater Kinney – No Cities to Love
  • Red Lorry Yellow Lorry – Talk About Weather
  • The Wipers – Youth of America
  • Gang of Four – Entertainment
  • Swans – The Seer

bize ne sorarsın?
bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın?
Bunu yapamadım yahu, affola 

ölümden beter yaşamlar

birşeyler üreten bütün insanların aslında bir derdi olduğu üzerine söylenmiş onlarca beylik laftan bir tanesi ile başlayan yazı. hangisi olduğunu size bırakıyorum. fakat bu noktadan itibaren düşünülmesi gereken bir değer noktada senden binlerce kilometre uzakta, hayatında gidip görmediğin, tadına bakmadığın, deneyimlemediğin şeyler üzerine bir şeyler anlatan adamları da nereye kadar anlayabileceğin kanımca. kültür denilen şeyin tanımına dalıp bambaşka yerlere de gidebiliriz, kültürü neler oluşturur, gün geçtikçe globalleştirilen ve tekdüzeleştirilen dünyada bile sen belirli şeyleri nereye kadar anlayabilirsin bir soru işareti olmaya devam ediyor. hayatında düğüne gitmemiş ve o halaya girmemiş bir meksikalı halay üzerine anlatılmak istenilen bir şeyi ne kadar anlar diye de tartışabiliriz. bunun tam tersi, özellikle yeraltı edebiyatı denilen ve belirli kesim tarafından pek sevilen bir türün, amerikanın geniş otobanlarında çeşitli uyuşturucular deneyip yaşanmışları aktaran eserler gerçekte ne kadar anlaşılabilir? bunları okumak pekala ufuk açar, katkı sağlar, farklı gözle bakmanı kolaylaştırır tabii ki. biz şimdi anlam üzerinde yoğunlaşalım.

bizim bir  altkültürümüz var ise bu dadaloğlu, erzurumlu emrah ya da neyzen tevfiktir diye düşünenlerdeniz. bizim bir yeraltı edebiyatımız var ise de ilker aksoy burada bir yer edinmeli ilk ve tek kitabı ölümden beter yaşamlar ile. okuduğunuzda anlatmak istediğini net olarak anlayabildiğiniz ve aslında gündelik yaşamda görmezden geldiğiniz ya da unutmaya çalıştığınız bir çok şeyi size tekrar yaşatabilecek kadar çarpıcı bir anlatım tarzı var. kendine has diyebileceğimiz akışı da kitabın içeriğiyle oldukça uyumlu. bütün bunların yanında karakterlere yaklaşımımı da oldukça objektif ve sizi yeterince düşünmeye sevk ediyor. üzerine sizi benzer sonuca ulaştırabilecek 3-4 paragraf daha yazabilirim fakat vaktinizi almaya gerek yok – siz bu kitaba bir yerden ulaşın ve muhakkak okuyun. emin olun bir parçası da siz olacaksınız bu hikayenin.

Ne yapmamı istersiniz?
Komşularımı seveceğim, çocukları seveceğim, ülkeme bayılacağım, yaşlıları karşıdan karşıya geçirip, otobüste görünce yer vereceğim, hep gönüllü çalışacağım, paramı ihtiyacı olanlarla paylaşacağım, özel mülkiyete, kapitalizme karşı çıkacağım, kesinlikle şiddete başvurmayacağım, gerekirse canımı vereceğim ama cinayet işleyeceğim, etyemez olup, hayvan haklarını, azıklıkları, kadınları savunacağım, doğayı koruyacağım, yok olan ormanları, küresel ısınmayı, uzaydaki uydu çöplüğünü kendime dert edineceğim
Ve sonra birisi çıkıp madem uzaydaki uydulara karşısın, öyleyse telefonla konuşma diyecek.
Oysa konuşuyor olacağım, çünkü herkes konuşuyor olacak.
Ve benden gerçekte beklenen konuşmamam değil, sadece çenemi kapatmam olacak.

Ölümden Beter Yaşamlar
İlker Aksoy
Sel Yayıncılık
2015, 325 sayfa

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.