Bu Bir Ağıt Değildir

Le Guin’in Mülksüzler’de göstermeye çalıştığı şey aslında bir ütopyanın, klasik anlamıyla mükemmel ama şimdiki zamandaki anlamıyla ya da onun için anlamıyla mükemmel olmadığıydı. Ütopyanın mükemmel olmayışı onu ütopya olmaktan çıkarmıyordu, bilakis ütopyanın mükemmel olmayışı onu daha inanılır kılıp daha arzu edilebilir hale getiriyordu. Anarres’te kurulan anarko komünist ütopya -aslında klasik anlamıyla ütopya olmaktan uzak olan

elias canetti – sinek azabı

adlandırmak, insanın büyük ve ciddi tesellisidir. yağmur beni mutlu ediyor, sanki dünyaya kolay ve acısız gelmişim gibi. haklarında hiçbir şey bilmediği insanları çaresizce arayıp duruyor. yalnızca bir kuyrukluyıldızın altında kıyafet değiştiren kız. bir insanı yok eden bir renk. güneşte kötü ve çirkin hale gelen insanlar. soğuğun ve karanlığın iyi geldiği insanlar. tekrarlayarak değersizleştirme. tekrarlayarak heyecanlandırma?

Halk ve İktidar

Kafedeyim, oturuyorum. Kimsenin beni yargılamayacağını düşünerek. Oturup izliyorum düşüncelerin birbirlerini takip etmesini, insanların düşüncelerinin. Biri diyor ki: -Ben eşimin istediğini yapacağım, eşim diyor ki, işine fazla zaman ayırma. Ötekisi diyor ki: -Ben ailemin dediklerini yapacağım, ailem diyor ki seni bu düzende ne kurtaracak ise onu yap. Oysa ben kendime diyorum ki ben ne istiyorsam onu

Özgürlük (Bir Hayal Olsa Da)

İnsanın postapokaliptik fantezilerinde bile, her şey Ortaçağ’a hatta ilkel komünal bir şekle dönmüşken, hala yine de eski “yüce” halinin kalıntılarını barındırması ve kendi gözü doymazlığının kendisine getirdiği belaların bile kibrinden herhangi bir şey götürmesini engellemesi nedendir? Anlatmak istediğim şu, en beter kıyamet sonrası fantezide bile yine de bir ileri teknoloji alete sahip olunması, yani yemek

post-truth

post-truth geçtiğimiz sene oxford sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilmişti. bu yıl da popülerliğini kaptırmayacak gözüküyor. türkçe’de gerçek ötesi / gerçek sonrası diye çevrilmesinde biz sakınca görmüyoruz. post-truth nedir peki diye soranlara kısaca kamuoyunun görüşünü şekillendirmede objektif gerçeklerden ziyade duygu ve kanaatlerin etkinli olduğu durumlar diyoruz. yani bariz yalanlar üzerine kurulu siyaset diyoruz. aa türkiye işte

kralın adamları

Dil sorunu, varolan yabancılaşmayı ortadan kaldırmaya çalışan güçlerle, onu sürdürmeye çalışanlar arasındaki mücadelenin odağında bulunur ve bu mücadelenin yer aldığı alanların hiçbirinden ayrılamaz. Kirlenmiş havanın içinde yaşadığımız gibi, dilin de içinde yaşıyoruz. Mizahçılar ne derse desin, sözcükler oyun oynamıyor. Ne de, düşleri saymazsak eğer, Breton’un sandığı gibi sevişiyorlar. Sözcükler iş yapar: yaşamın egemen örgütlenme biçimi