Etiket: ideoloji

Silik Bir Aynanın İçinden

Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim. 
-1. Korintliler 13:12

En baştan söylemek gerekir ki Zizekvari bir ideoloji yorumuyla, gerçekliği ancak belli aynaların ardından deneyimleyebileceğimizi düşünüyorum. They Live filminden örnek getirecek olursak, ancak kişilerin, şeylerin gerçek içeriğini belli bir gözlük sayesinde görebilir ana karakter. Velhasıl kelam, Musa, tanrıyı gördüğünde gözlerini kapatmak zorunda kalmıştır, tanrı ayrıca tüm gerçekliğin kendisi olduğundan mütevellit, basit sembolizmimizi devam ettirelim: Gerçekliği çıplak gözle göremeyiz hatta gerçekliği çıplak gözle, ucundan kıyısından görmek ancak beraberinde deliliği getirebilir. 

1. Korintliler 13:12’de metaforik olarak okunabilecek şey şudur: Gerçekliği hayattayken çıplak gözle göremeyiz, yalnızca öldüğümüzde gerçekliği olduğu gibi görebileceğiz. 

Bergman’ın klasiğinden esinlenerek yapılmış basit bir metaforik okumadır bu, ama filmin gösterdiği, Bergman’ın işaret ettiği de bu gibidir. Tanrıyla konuşan şizofreni Karin’dir yalnızca, ama tanrıyı gerçekten gördüğünde bu onu o kadar korkutur ki, öteki sahnede bir güneş gözlüğü taktığını görürüz, adeta “Through a glass darkly” buradan gelmektedir, zira çıplak gözle gerçekliğin kendisine bakmak bir delinin bile en büyük korkusu haline gelebilir.

Peki ya şüpheden de emin olamıyorsak? Peki, kendi içimizdeki boşluğa uzun süre bakmak da artık o boşluğun bir illüzyonla bize doluymuş gibi gözükmesine neden oluyorsa ne yapacağız? Kendinden emin olan bir müminin kendi içine bakmaktan korkmaması mıdır gerçek güçlülük yoksa kendi içine bakıp o boşluğu yine de kabul etmek midir? Şüphe içindeyken yine de inanmaya devam etmek zayıflığı mı gösterir yoksa bu mücadele zaten güçlü olanın başa çıkabileceği bir mücadele midir?

Gerçekliğin kendisine çıplak gözlerle bakamadığımız için kendi içimizdeki boşluğa ya da etrafımızdaki absürditeye de çıplak gözlerle bakamıyoruz. Nihilist olduğunu söyleyen birisi bile yine belli bir ideolojik gözlükten bakmak zorundadır kendi içine, etrafına, ya da güzel sözlerden biri olarak şu denilmelidir ki: “Gerçek nihilistler toprağın altındadır.” Zira kendi içimizdeki boşluğu doldurarak etrafımızdaki gerçekliği oluşturabiliriz ancak, hiçbirimiz bir başkasının verdiği anlamla kendi anlamımızı özdeşleştiremeyiz, her birimizin kendi, özgün bir bakış açısı vardır.

En ötesinde, hiçbir zaman aşkın bir anlam yoktur diyebiliriz, aşkın olan olduğunu düşündüğümüz anlam, kendi sahte aşkınlığının gerisinde yine bireyin, biricik verdiği anlam olduğu gerçeğini gizler. Gerçek ise hiçbir zaman tek başına görülemez.

O halde, bu yazılanlar da gerçek değildir, ancak gerçekten pay alırlar, belki.

Körelmiş Sloganlar

Kitle hareketlerinin güç ve devinim kazanmasının sebeplerinden biri, umutlarımızın yerini almasıdır. Bu yem, özellikle terakki fikrinin yaygın olduğu bir toplumda aktiftir. Terakki kavramı, akıllarımızda yarının vasıflarıyla birlikte büyük bir yer kaplar: oysa yalancı güneşin farkına varıldığında oluşacak memnuniyetsizliğin son derece acı verici olduğu açıktır. Hermann Rauschning, Adolf Hitler öncesi Almanya’dan şöyle bahseder: “Bir çıkmazda olduğumuz duygusu, kaybettiğimiz savaşın acılarından sonra katlanmak zorunda kaldığımız en kötü şeydi”. Modern toplumda, insanları yeteri kadar izole ederseniz umutsuzca yaşayabilirler. Bu sebeple kitlesel hareketler genellikle katılımcılarını şatafatlı sloganlar ile aldatmakla suçlanır: Gelecek için umutlar aracılığıyla şimdiki zamanın tadını çıkarma ihtimalinden yoksun bırakılırlar. Ama tatmin olmayan birey için, zamanın şimdiki ile dönüşümü bozulabilir: Mevcut olan konforu ve zevki geri getiremez. Bu noktada yemler ve körelmiş sloganlar tepkimeye girer… Velhasılıkelam, All Power To The People!

pier paolo pasolini – gramsci’nin külleri

seçim yapmıyorum çünkü. Savaş ertesinin yıkımında,
bir şey istemeden yaşıyorum: loş utancında
bilincimin -tepeden bakan, umarsız bayağılığından

tiksindiğim- bu dünyayı
severek…

Pier Paolo Pasolini’nin en önemli şiiri sayılan, dinle ideolojiyi, destansı bir lirizmle bağdaştırmayı başardığı ve Viareggo Ödülü’nü kazanmış, Gramsci’nin Külleri (1957); faşizmin yıllarca zindanlarda çürüttüğü, büyük düşünür Antonio Gramsci’ye adanmıştır. Bir başka marksist manifesto diye adlandıranlar olabileceği gibi siz okumadan geçmeyiniz. Hem de buyrun sosyete’nin desteğiyle;

indir. pier paolo pasolini – gramsci’nin külleri (.pdf)