Etiket: hikaye

eduardo galeano – hikâye avcısı

Yabancı

Barcelona’nın Raval semtinde yayınlanan bir gazetedeki imzasız yazıda şöyle diyordu:
“tanrın yahudi, müziğin zenci, araban japon, pizzan italyan, gazın cezayirli, kahven brezilyalı, demokrasin yunan, rakamların arap, harflerin latin.
ben senin komşunum. sen bana yabancı mı diyorsun?”

bazı kitapları içeriğinden bağımsız sadece yazarına güvenerek okuyabilirsiniz. bizim için bu listenin başlarında eduardo galeano geliyor. kendisinin daha önce bizce kült olması gereken tepetaklak adlı eserini paylaşmıştık. şimdi elimizde hikaye avcısı kimliğine bürünmüş bir galeano var ve siz çoktan bu kitaptan taksici ve aile kavgaları adlı hikayeleri okudunuz.

bu kelimenin her anlamıyla ustalık eseri olan kitabı galeano 2015 yılında aramızdan ayrılmadan tamamlamış fakat sağlık durumu nedeniyle yayınlanması sonrasına kalmış. muhtemelen sağlık sorunları dolayısıyla ölüm teması biraz daha fazla işlenmiş ama bu umutsuzluk içeren bir durum değil aksine bütün dünyanın saçmalıklarından, tutarsızlıklarından, eşitsizliğinden bahsederek ve john berger’in “dünyanın vicdanı” isimlendirmesinin hakkını vererek umudumuzu kaybetmemiz gerektiğini vurguluyor.

sanıyorum bize sadece kitabı okumak ve mücadeleye devam etmek kalıyor. kendisinin istediklerini de paylaşmanız dileğiyle;

İstedim, İstiyorum, İsterdim

Güzellik içinde yürüyeyim.
Güzellik olsun önümde
ve arkamda güzellik
ve altımda
ve üstümde
ve etrafımdaki her şey güzellik olsun
bir güzellik yolu boyunca
ve güzellikle sona ersin.

Hikâye Avcısı
Eduardo Galeano
Türkçesi: Süleyman Doğru
Sel Yayıncılık
2017, 262 sayfa
ISBN: 978-975-570-888-1

mürekkep ve pancar

ağzında sadece dört dişi olan ihtiyar bir kadın varmış. üç dişi üstte, tek dişi ise alttaymış. ihtiyar kadın bu dişlerle yediği hiçbir şeyi çiğneyemiyormuş. aslında bakarsanız bu dört dişin ihtiyar kadına hiçbir faydası yokmuş. bu yüzden ihtiyar kadın bu dört dişi çektirip, yerine alt damağına bir tirbuşon, üst damağına ise ufak bir pense taktırmaya karar vermiş. ihtiyar kadın mürekkep içip, pancar yermiş ve kulaklarını kibrit çöpleriyle temizlermiş. ihtiyar kadının dört tavşanı varmış. üç tavşan yukarıda, bir tavşan ise aşağıda yaşarmış. ihtiyar kadın tavşanları çıplak elle yakalayıp, ufak bir kafese tıkmış. tavşanlar bağırıp çağırıp, arka patileriyle kendi kulaklarını tırmalamış. tavşanlar mürekkep içip, pancar yemiş. ha ha ha. tavşanlar mürekkep içip, pancar yemiş!

daniil kharms / mavi not defteri
– daniil kharms, 1942 yılında zindanda açlıktan öldüğünde çocuk kitapları dışında hiçbir eseri gün yüzü görmemişti.

kırmızı rastlantı

Şehrin büyüklüğüne günah olan üç yoldaş, üç hayatı cebinde alakasız arkadaş günün telaşlı tesadüflerinden yorulup bir sahil koyunda buldular kendilerini. Ellerinde şehre nefret sisini çökertebilecek kadar iyi sarılmış sigaralarla hiç konuşmadan oturdular birer kayaya. Rastlantılara inanmayan bu üç adam bir mucize beklemektense daha anlamlı bir plan kurmaya çalışıyordu. Beklentilerini eski paltoların cebinde unutanlardan olduklarından pek de çabalayamadan kalıyorlardı denizin üstüne çöken dumanın ve dalgaların arasında. Yine de bu sırada rastlantı manifestosundan bahsediyordu kısa boylu olan. Hiç bir anlamı olmasa da yalnız adamın evindeki televizyondan hallice gürültü ihtiyacını gidermeyi görev edinmiş gibi sıralıyordu uzun uzun cümleleri…

Bir var bir yokken, bu saçmalıklar arasında oturdukları kayalıkların karşısından gemiler geçiyordu. Çok büyük gemiler, şiirlere anlam katmayacak kadar kaba ve büyük gemiler geçiyordu. Kabotaj bayramı denk gelmişti bugüne. Aklına gelince kabotaj bayramı şairane t-shirtlü dedi ki :

-Hadi alkışlayalım lan sesimizi duyarlar da ışık yakarlar belki. Vakit aydınlanma vakti.

Bunu yanlış anlayan bir diğer arkadaş el hareketiyle bir dalga yarattı adeta denizde. İnançsızlığından doğan özgür bir yaratıcılığı hep vardı zaten ve bugün ilk defa onu kendine saklamadı. Denizciler bunu onları gururlandıran bir alkış sesi sandı ve geminin ışıklarıyla göz kırptı bir kaç kere. Mecaza uzak bir yerlerde gerçekten aydınlanan dostlar ışıkta değiştiler. Hayat boyu mazisi karanlık adamları oynarken masum renkleri çıkıverdi ortaya…

Sonunda bu tersane şairliğinden sıkılan üçün biri, kayalıkları da sarıya boyamak ve günün anlam ve önemi hissetmek için elini sikine doğru usulca uzattı. Kayalıklara işerken sağ yanından vuran geminin ışığı her şeyi karıştırmıştı. Küçük penisinin devasal gölgesi sahildeki banklardan birinde oturan yaşlı ve bıkkın teyzenin ağzında duruyordu. Bu müstehcen sahneyi kimse göremedi. Üçün biri işemeye devam etti olanlardan bihaber. Kısa bir süre sonra insanlık vazifeleri kabaran bir halk kahramanı yetişti moruğun yardımına. Koşarak üzerine atladı onu bu insanlık ayıbı kareden çıkarabilmek için. Ardından yere yuvarlandılar birlikte. Onu büyük tehlikeden kurtardığını sanan bir kahraman hissiyatıyla sordu:

-İyi misiniz hanımefendi ?

Teyze ise bıkkınlığından ötürü bambaşka bir hissiyatla yanıtladı kahramanın sorusunu:

– Bacağımdaki sıcak salatalık haricinde iyiyim. Sanırım pazar poşetlerinden fırladı. Onu alabilir misiniz ?

Bir an fermuarı açık kaldığını farkeden kahraman utandı. Utancından kızaran yanakları, fermuarından taşan penisini ve uçsuz bucaksız başarısızlık hissini umursamadan uzaklaştı oradan.Kırmızı noktalara düştüğü bu utanç verici sahil gününde kırmızı üniformasını attı çöpe. Oysa ne çok severdi onu. Artık o da katılmıştı kırmızı rastlantılardan taşanlara.

mumsema han

yeni kıyafetler ve parfüm alınacak (koku için erhan’dan yardım istenilebilir), istanbul’un en güzel lokantaları keşfedilecek, gülümsemekten vazgeçilmeyecek, erhan ihmal edilmeyecek (gerektiği kadar görüşülecek), eylül’ün gelme ihtimaline karşı ev her daim tertemiz tutulacak, spor yapılacak, sigara azaltılacak, onun çevresindeki insanlarla kaynaşılacak ve eğer tehdit unsuru olan adamlar varsa gereken yapılacak, her akşam evine bırakılacak, ailesiyle tanışmaya gidildiği zaman düzgün giyinip, az konuşulacak, tez vakitte evlenilecek, inşa ettiğim yeni hayata uyum sağlanacak, altından ırmaklar akan yeşillikler tasvirinin gerçekliği canlı canlı görülecek.

mumsema han. hakan karakaşoğlu’nun ilk romanı. bizim gayet başarılı da bulduğumuz romanı. umarım yazmaya devam eder dedirten de romanı. basit ve sade bir dil üzerinden, kelime oyunu yapacağım diye 8 takla atmak yerine bir okuyuşta bitirebileceğiniz bir ürün ortaya çıkarmış. adem’in hikayesi de senden, benden çok uzak değil. sokakta görmezden geldiğiniz yüzlerce sıradan insandan biri. ilker aksoy‘un ardından sel yayıncılık sayesinde yeni bir keşif. okumayabilirsiniz dememiz için ortada herhangi bir sebep yok.

mumsema han
hakan karakaşoğlu
Sel Yayıncılık
2015, 197 sayfa
ISBN: 978-975-570-733-4

 

edgar allen poe – bütün hikayeleri

Adı en çok kötüye çıkmış talihsizlik bile eninde sonunda felsefenin yorulmak nedir bilmez cesaretine boyun eğer – tıpkı en inatçı şehrin bir düşmanın ardı arkası kesilmez saldırılarına boyun eğmesi gibi. Kutsal kitapta yazdığına göre, Salmanezer, Samaria’nın önünde üç sene beklemiştir; ama sonunda şehir düşmüştür. Sardanapalus ise -bkz. Diodorus- Ninova’nın önünde yedi sene beklemiştir; ama boşuna. Truva’nın fethi yaklaşık on sene almıştır; ve Azoth, Aristaeus’un şerefi üstüne yemin ederek söylediğine göre, kapılarını Psammitticus’a ancak yirmi sene sonra açmıştır

download – edgar allen poe – bütün hikayeleri (. pdf)