Menü Kapat

Etiket: guy debord (sayfa 1 / 3)

Amsterdam Bildirgesi

  1. SİTÜASYONİSTLER kültürde ve hayatın anlamı sorusunun ortaya çıktığı her yerde, gerici güçlere ve ideolojilere karşı çıkmak için her fırsatı değerlendirmelidir.
  2. Hiç kimse, Sitüasyonist Enternasyonel üyeliğini basit bir ilke anlaşması olarak görmemelidir; bütün katılımcıların asıl faaliyeti, pratikte ve kamusal alanda, disiplinli eylemin gerekliliğiyle, ortak olarak sunulan perspektiflerle ilgili olmalıdır.
  3. Tekil ve kolektif yaratıcılık olasılığı, bireysel sanatların ayrışmasında zaten açıklanmıştır. SE onlar yenilemek için herhangi bir girişimin haklılığını ortaya koyamaz.
  4. SE’in asgari programı, üniter bir şehirciliğe uzanması gereken ve bu ortamlarla ilgili yeni davranış biçimlerini araştıran bütünleşik ortamların geliştirilmesidir.
  5. Üniter şehircilik, insan çevresini bilinçli olarak her alandaki en gelişmiş kavramlara göre yeniden yaratan karmaşık, devam eden faaliyet olarak tanımlanmaktadır.
  6. Barınma, trafik ve boş zamanı değerlendirme sorularına çözüm, yalnızca günlük yaşam düzeyinde tek bir sentetik hipotezde birleştirilen sosyal, psikolojik ve sanatsal perspektiflerle ilgili olarak düşünülebilir.
  7. Bütün estetik düşüncelerden bağımsız olarak üniter şehircilik yeni bir kolektif yaratıcılığın meyvesidir; bu yaratılış ruhunun gelişimi, üniter şehirciliğin ön koşuludur.
  8. Bu gelişmeye uygun ortamların oluşturulması, bugünün yaratıcılarının acil görevidir.
  9. Bütün araçlar, üniter bir eylemde bulunmaları şartıyla kullanılabilir. Sanatsal ve bilimsel araçların koordinasyonu, onların çekirdeklerinin birleşmesine yol açmalıdır.
  10. Bir durumun inşası, geçici bir mikro ortamın ve birkaç kişinin hayatında eşsiz bir an için olayların oyununun düzenlenmesidir. Üniter şehircilik içinde, genel, nispeten daha kalıcı bir ambiyansın inşasından ayrılamaz.
  11. İnşaa edilmiş bir durum, daha özgür bir toplumda, hem oyunda hem de ciddiyette, üniter şehirciliğin durumların inşaasının vazgeçilmez temeli olduğu gibi, üniter şehirciliğin bir aracıdır.

Constant & Guy Debord
Amsterdam, 10 November 1958
çeviri ve yorum: etilen

Guy Debord’un Sineması

Burada amacım Guy Debord’un sinema alanındaki poetikasının, ya da daha doğrusu kompozisyon tekniğinin bazı yönlerini tanımlamak. “Sinematografik eser” teriminden bilhassa kaçınıyorum, çünkü bizzat Debord bu sözcüğün kendi durumuna uygulanamayacağı konusunda bizi uyarıyor. In girum imus nocte et consumimur igni’de (1978) “hayat hikayeme bakılırsa, sinematografik bir eser yaratamayacağım apaçık belli olur” diye yazıyor. Zaten yalnızca sanat eseri kavramının Debord’un durumunda uygun kaçmayacağını sanmakla kalmıyorum, özellikle günümüzde, edebi olsun, sinematografik olsun, ya da başka bir alanda olsun eser denen şeyleri çözümlemeye giriştiğimiz her defasında, bizzat eser süresinin sorgulanmasının gerekip gerekmediğini soruyorum kendime. Kendi başına sanat eserini sorgulamak yerine neler yapılabileceği ile nelerin yapılmış olduğu arasındaki ilişkinin sorulması gerektiğini düşünüyorum. Bir defasında, kendisini bir filozof olarak kabul etmeye yeltendiğimde (hala da öyle düşünüyorum) Debord bana “ben bir filozof değilim, bir stratejistim” demişti. Kendi zamanını bütün hayatını stratejiye adayacağı bitimsiz bir savaş olarak gördü. İşte bu yüzden sinemanın bu strateji içinde ne gibi bir yeri olduğunu sormak gerektiğini düşünüyorum. Neden sinema ve Isou’da olduğu gibi Durumcular için çok önemli olan Şiir, ya da dostlarından biri. Asger Jorn gibi resim değil?

Sanıyorum bu sinemayla tarih arasındaki sıkı bağda gizli. Bu bağ nereden geliyor ve bu hangi tarih?

Bu durum imajın özgül işlevine ve derinden tarihsel karakterine bağlıdır. Burada önemli olsalar da detaylara çok fazla dalmak gerekmiyor. İnsan yalnızca kendi başına imajlarla ilgilenen tek varlıktır. Hayvanlar da imajlara çok ilgi duyarlar, ama yalnız mecbur kaldıkça. Bir balığa dişisinin imajını gösterebilirsiniz, sperm salacaktır. Bir kuşu tuzağa çekmek için kendi cinsinden başka bir kuşun imajını gösterin, bu gerçekleşecektir. Ama hayvan bir imajın karşısında olduğunu fark ettiğinde bütün ilgisini kaybeder. Oysa insan öyle bir hayvandır ki, imajları bir kez tanıdığında başlı başına onlara ilgi duymaya başlar. İşte bu yüzden resimle ilgilenir, sinemaya gider. Buradaki özgül bakış açımızdan insanın tanımlarından biri sinemaya giden hayvan olabilirdi. İnsan bir kez gerçek varlıklar olmadıklarının farkına vardığında imajlara ilgi duymaya başlar. Diğer bir nokta ise, Gilles Deleuze’ün gösterdiği gibi, sinemadaki imajın (üstelik yalnız sinemada değil, genel olarak modern zamanlarda) artık hareketsiz bir şey, bir arketip, yani tarih-dışı bir şey olmadığıdır: imajın bizzat kendisi hareketli bir kesit, bir hareket-imaj olarak dinamik bir gerilimle yüklenmiştir. Sinemanın kökeninde hareket yüklü imajlar olarak yatan Marey ve Muybridge fotoğraflarında çok iyi görülebilir bu dinamik yük. Benjamin’in de diyalektik imaj adını verdiği, onun için tarihsel deneyimin esas unsuru olan şeyde gördüğü de işte böyle bir yüktü. Tarihsel deneyim imajla olur ve imajlar bizzat tarih yüklüdürler. Resimle ilişkimizi de bu bakımdan ele alabiliriz: resimler hareketsiz imajlar değildirler, daha çok elimizde olmayan bir filmin hareket yüklü karelerinden ibarettirler. Onları bu filme iade etmek gerekir (burada Aby Warburg’un projesini hatırlayın).

Devam

Sınıf Savaşı Oyunu: The Game of War

Guy Debord 1972’de Sitüasyonist Enternasyonal’i dağıttıktan sonra kendisini tüketen takıntılardan biri icat ettiği masa oyunuydu. Almanca’da “Kriegspiel”, Fransızca’da “Le Jue de la Guerre”, İngilizce’de “War Game” bizde de hadi “Savaş Oyunu” diyebileceğimiz bu oyun Debord’un askeri teorisyen Carl von Clausewitz okumalarına dayanıyordu. İngiliz grup “Class Wargames” bu oyunun amacını şöyle tanımlıyor:

Debord için The Game of War sadece bir oyun değildi – insanların Fordist bir toplum içerisinde yaşamlarını nasıl sürdürmeleri gerektiğine dair bir kılavuzdu. Bu oyunu oynayarak, devrimci aktivistler gösteri toplumunun baskılarına karşı nasıl savaşmaları ve kazanmaları gerektiğini öğrenebilirlerdi.

Oyunun faydasına ve devrimci potansiyeline çok inanan Debord 1977 yılında limitli sayıda Kriegspiel setlerini üretmesi için Jeux Stratégiques et Historiques’i (Stratejik ve Tarihi Oyunlar) kurdu. 10 yıl sonra, Debord ve eşi Alice Becker, Kriegspiel üzerine bir kitap yayınladı Le Jeu de la Guerre. Debord başka bir kitabında oyun hakkındaki görüşlerini özetlemişti;

Zamanın nehrindeki girdabın yüzeyinde, sadece strateji teorisyenlerinde değil aynı zamanda çatışma anılarında ve tarihin vurguladığı sayısız diğer parçalanmada savaşa oldukça ilgi duyuyorum. Savaşın sadece tehlike ve hayal kırıklığı hatta yaşamın çok daha fazla olumsuz  tarafında yer aldığı konusunda bilinçsiz değilim. Fakat bu durum, benim ona karşı duyduğum ilgiyi azaltmıyor.

Ve bu yüzden savaşın mantığı üzerinde çalıştım. Üstelik, uzun zaman önce, hareketlerinin temellerini oldukça basit bir tahta oyunu üzerinde sunumda başarılı oldum: çekişen güçler ve iki tarafın her birinin faaliyetlerine dayatılan çelişkili gereklilikler. Bu oyunu oynadım ve hayatımın zor koşullarında, ondan dersler aldım – ayrıca bu hayat için oyunun kurallarını kendim belirledim ve onları takip ettim. Kriegspiel’in sürprizleri tükenmez görünüyor; ve korkarım ki bu insanların faydalandığını kabul etme cesareti göstereceği tek işim olabilir. Bu tür dersleri iyi bir şekilde kullanıp kullanmadığım sorusuna verilecek cevabı ise başkalarına bırakıyorum.

Oyunu nerede bulabilirim diyenler için Class War Games imdadımıza yetişiyor. Tahtaları, parçaları ve savaş haritalarını indirmeniz mümkün. Sitede aynı zamanda Class Wargames: Ludic subversion against spectacular capitalism isimli kitaba da ücretisz ulaşmanız mümkün. bunun yanında diğer radikal masa oyunlarına da göz atabilirsiniz. kendilerinin güzellikleri bunlarla sınırlı değil ayrı yaklaşık yarım saatlik Kriegspiel’in kurallarını anlatan bir film hazırlamışlar onu da aşağıda izleyebilirsiniz.

okumaya devam etmek isteyenler için cabinet magazine’de yayınlanmış güzel bir makale de mevcut; the game of war: an overview

doğru.

Gerçek anlamda altüst edilmiş dünyada doğru, bir yanlışlık anıdır.”

Guy Debord – Gösteri Toplumu (La Société du Spectacle, 1967)

Edouard Leve – Otoportre

…Okuduğum kitapları sayarken, hile yapıp bitmemiş kitapları da sayarım. Kaç kitap okuduğumu asla tam olarak bilmeyeceğim. Raymond Roussel, Charles Baudelaire, Marcel Proust, Alain Robbe-Grillet, Antonio Tabucchi, Andre Breton, Olivier Cadiot, Jorge Luis Borges, Andy Warhol, Gertrude Stein, Gherasim Luca, Georges Perec, Jacques Roubaud, Roberto Juarroz, Guy Debord, Fernardo Pessoa, Jack Kerouac, La Rochefoucauld, Baltasar Gracian, Roland Barthes, Walt Whitman, Nathalie Quintane, Kutsal Kitap, Bret Easton Ellis benim için önemlidir. Marcel Proust’u Kutsal Kitap’tan daha çok okudum. Nathalie Quintane’i Baltasar Gracian’a yeğlerim. Guy Debord benim için Roland Barthes kadar önemlidir. Roberto Juarroz beni Andy Warhol’dan daha az güldürür. Jack Kerouac bana Charles Baudelaire’den daha çok yaşama isteği verir…

Edouard Leve, 1 Ocak 1965’te doğdu, 15 Ekim 2007’de intihar etti. Otoportre’sini kesinlikle nefes almadan yazdığını biliyoruz, şahsen merak ettiğim ne kadar sürede yazdığı. O nefes almadan yazdığı için sizin de aynı şekilde okumanız gerekiyor ki bunu biz söylemesek de yapacaksınız zaten. İsterseniz kendinizi bulun, isterseniz neden intihar ettiğini anlamaya çalışın, isterseniz ilham alın, isterseniz çok sevin, isterseniz nefret edin ama bizce bu nev-i şahsına münhasır eseri muhakkak okuyun.

Otoportre
Edouard Leve
Çeviren: Orçun Türkay
Sel Yayıncılık
2015, 112 sayfa
ISBN: 978-975-570-721-1

Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var

Bu gezegenden sıkıldık. Buralar daha iyi yüzyıllara tanık oldu ve gelecekteki daha iyi zamanlar vaadi avucumuzdan kaçıyor. Bu dünyanın sunduğu imkanlar şimdilerde iç karartıcı ve sönük görünüyor. En iyi haliyle sunduğu şey, parçalanma gösterilerinden ibaret. Seçenekler ya kapitalizm ya barbarlık. Şantajın yönettiği bir çağ bu. Ya aynı şeyleri tekrar edeceğiz ya ahir zamanları göreceğiz. Daha doğrusu onlar öyle diyorlar. Ama biz yemiyoruz. Yirmi birinci yüzyıldan nasıl çıkacağımızı planlamanın vakti geldi. Karamsarlar haklı: bu böyle sürüp gidemez. İyimserler de haklı: Başka bir dünya mümkün. Araçlar elimizin altında.

bildiğiniz gibi etilen sosyete herhangi bir siyasi görüş, ideoloji, parti, örgüt yanlısı değildir. fakat yakın olduğu ve takdir ettiği düşünceler de yok değildir. sitüasyonistlerde şüphesiz bu grupların önlerinde geliyor. “sous les pavés, la plage” ya da “the beach beneath the street” ya da “kaldırım taşlarının altında kumsal var” 68 fransa’sında sokaklarda bütün çarpıcılığı ile yeralan bir slogan idi sitüasyonistler tarafından işlenen. ülkemizde de gezi döneminde biraz kullanıldığını gördük haklı ve doğru bir biçimde. ama konumuz bunlar değil.

tumblr_m6wicoMoK01rayqebo1_500

kaldırım taşlarının altında kumsal var, mckenzie wark’un yazdığı sitüasyonizmin pek tartışılmamış olan tarafını gündeme taşımayı amaçlayan bir kitap. şahsen okuduğumda dört dörtlük bir kitap ve tartışma nasıl oluru gösteren ve beni gerçekten heyecanlandıran nadir kitaplardan. siütasyonistlerin düşüncelerinin gelişimini iletişim, mimari ve gündelik hayat pratiklerinde görebileceğiniz, guy debord’un yanında constant, asger jorn, michele bernstein, alexander trocchi ve jacqueline de jong gibi isimlerin hayallerini, eylemlerini daha iyi anlayabileceğiniz muhteşem bir eser. bütün bunların yanında referanslarıyla da pek çok bilmediğiniz esere zıplayabileceğinizi de belirtebiliriz. ya da düşünmeden tavsiye edeceğimiz kitaplardan. kesinlikle sel yayıncılığa bu güzide eseri ülkemiz sınırlarında yayınladığı için en içten teşekkürlerle.

Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var
McKenzie Wark
Çeviren: Arda Çiltepe
Sel Yayıncılık
2014, 226 sayfa
ISBN: 978-975-570-685-6

etilen sosyete . 2003 - 2019 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.