Etiket: goya

Karnaval hakkında

Ramadan, bir perhiz kültürü. Biriktirip biriktirip uygun vakit geldiğinde gevşemeye, taşkınlar yaşamaya dayalı bir dinsel perhiz estetiği.

Belki tarihsel veya mistik anlamı bundan çok farklı ama gözlemlenen; günün gecenin içinde görülen şu ana kadar bu. Has dindar perhize giriyor. İsteği kırılan bedeni siestaya yatan şekerlemeciyle otopark yeri kavgacısı arasında yarı uykulu bir konum alıyor.

Onun arzusu her ramazan, aslında melekleşmek ancak isteğin giyotine zorla sokulduğu bu aylarda mahalleler; köpüklü ve kuru ağızlarla yapılan tenekeden kavgalarla örülür. Şimdi felaket, bu olguyu ramadan deneyimimizden sürgün etse de üzülmeyin, artık balkon ve bahçelerden kavga ediliyor.

Elbette bu kavgalar, perhize sokup biriktirilen isteğin canavarlaşan doğasını da açık ediyor. Birden ilaç bağımlılıklarını terkeder gibi yeryüzü sevisini terketmiş vücut kaçınılmaz olarak bocalıyor. Perhiz, bir tecrit deneyimiyle aklın yitimine kadar götürülmüyorsa – manastır kültürü – ortaya kırma, parodisel bir karnaval eğlencesi çıkıyor.

İftarı bekleyen has dindarlar, ilk lokmayı aldıklarında geciktirilmiş bir sevişme sevinci yaşıyorlar. Sonrası ise genelde felaket. Aşırı bekletilen istek ince yerlerinden çatlıyor ve bağırsaklar şişiyor. Tıpkı gözü dönmüş, ancak aylar sonrasında sevgilisine ulaşabilmiş bir aşığın libidinal taşkınlığı gibi.

Nedense çöp konteynerleri en çok bu ayda ağzına kadar doluyor. Böyle oluyor çünkü bu azizce bir perhiz kültürü değil, bir festival. Sonunda da derisi kesilmiş penisin sterilizasyonu kutlanıyor: ramazan bayramı. On bir ay bekleyip sonunda sünnet edilmiş arzunun üzerine bir ruhban cübbesi giydiriliyor.

Kutsal, simgesel gibi gözüken şeyler aslında oldukça kaba ve maddesel yanlara sahip. Bir de bu yönden bakalım. Zira mistisizmin perdesi aslında sefil bir olgusallık ifade eden bu gibi kutsalların zaaflarına karşı körleşmemize sebep oluyor.

lauire lipton

lauire lipton. new york’lu. 4 yaşında çizmeye başlamış. iyi ki başlamış. hollanda, belçika, fransa, almanya ve ingiltere’de yaşamış. flemish okulunun dini motiflerinden çok etkilenmiş. 16. yy hollandalı sanatçıları gibi çizmeyi öğrenmeye çalışmış. becerememiş. sonra kendi tekniğini oluşturmuş. iyi ki oluşturmuş. inanılmaz detaycılığı muhtemelen saatlerini ve günlerini alsa da ortaya çıkan eserlere dakikalarca kendini incelettiriyor. durer, memling, van eyck, goya ve rembrandt kendisini etkilemiş. diane arbus’un da özel bir yeri varmış. siyah-beyaz kullanımı sayesinde olmuş. siyah beyaz için hayaletlerin, geçen zamanın, özlemin, hafızanın ve deliliğin rengi diyor. siyah ve beyazın en güzel dansı. bütün işlerini inceleyiniz.

laurie lipton