Menü Kapat

Etiket: gerçek (sayfa 1 / 2)

Sanal Oda

Yaşam odalarındaki insan kalabalığı sanallaşan yaşam iletişiminin bir mekanı. Gelişerek ileriye doğru giden iletişim kanallarımız sadece haber alma aracı tanımının dışına çıkıp eğlencenin, sanatın, kültürün devamında da güncel olup güncel kalmanın aracı ve kaynağı konumuna yerleştiler. Ayrılamaz bir parçamız. Metafor yok bu sefer.

Düpedüz karşımızdalar. Kağıt, ses ve sonrasında görüntü. Sahip olduğumuz bu üç zemin, bulunduğum yüzyıl içinde gelişimini ve gerileyişini gözlemlemek için uygun bir ortam oluştururken beni de uygun bir denek haline getiriyor.

Sanallaşan odalar, medyanın çanak tuttuğu, hızlıca gerçekleşen boş bir bilgi aktarımı mekanına dönüşürken, diğer taraftan, yani, faydacı bir araç olarak, sanallıktan realiteye geçerek insanları hala gerçek tutabilir. Sanallaşan insan kavramı belki bir sonraki yüzyılın sonucu olacak ama sanallaşan insanın sürecini şu an deneyimliyoruz.

Evin, iş yerin, evinin odası, iş yerinin kafeteryası ve bazen kaldığın otel odası. Oturma düzenini ekrana çevirmiş sandalyeler yüzünüzü radyoaktif ışığın kaynağına, insanın kalın ensesini de Güneş’in radyoaktif ışınlarına göre doğrultmuş vaziyette bulunur. Sanallıkla direk karşı karşıya kalır insan. Oda da artık duvarlarını yavaş yavaş eritip yok etmeye başlar. Zira insanın elindeki sanallığın çekimine dayanamaz.

Eskimekte olan maddeden süreç olgusunu çıkaran insan, medyayı kullanarak eğlence, sanat ve güncellik ortamını zaman aşımına uğratır. İçinde bulunduğu kişiselleşmiş odaları sanal araçlarla bedenen terk eder. Tekrardan yerleşeceği yeni bir kişiselliğin ve özelleşmiş olanın arayışını başlatır.

Güncelliği dilimlere ayırıp saniyelere kadar indirebildiği süreçte sanal olan bilgisini, anısını ve sahip çıktığı anları kolaylıkla bir müzeye ve koleksiyona dönüştürebiliyor. Tozlu sayfalar ve eski kayıtlar içine yaşlı bir sahaf kaçmış benim için koleksiyon kalıyor. Sahafların tuttuğu odaların yerine ise sonsuz karolarla döşenmiş yüzen bir zeminin üstünde, dünün ve bir önceki günün sergisini, duvarları erimekte olup sanallaşma sürecine girmiş odalarda sunuyor.

Köpeğim, Ona Baktığımda Ölü Taklidi Yapıyor

Sıfırda.

Mantık eser arada.

Estikçe o gelir aklına:

“Tekrar gider mi?”

Yüzüne bakmadığı şeyleri

Çekiştirdikçe tüm rengârenk papağanlar,

Bozar tüm kurguyu birden kargalar.

Bozdukları anda, şu geldi aklına:

“Kargalar konacağı yeri bilir mi?”

Kargalardan iğrenir sorsan öylece

Ama şeytanı özler ve şeytanıdır onun kargalar.

Tüm bunları temizler, temizleyemediğini sansürler ve tenhada bağırır kendine:

“Belki de cehennemin kutup bölgesindeyim,

Öyleyse buzullar eritildiğinde ne halde olacak yeminlerim?”

İnsan Takıntısı

“Maymun nedir ki insanın gözünde? Bir kahkaha ya da acı verici bir utanç, insan da işte bu olmalı üstinsanın gözünde; bir kahkaha ya da acı verici bir utanç.”

Friedrich Nietzsche, Böyle Diyordu Zerdüşt

İlahî olmadığımız şimdi, bizi öz eleştiriden yoksun bir istikbale sürüklüyorsa bu bencilliğin meşrulaştırılmasıdır. Öyle ki ahlak bile dayanıklı kalamaz bu gücün ezici mantığı altında. Alışmak da yatar bu kaosun ardında ve alışmak, sezdirdiğinden daha ürkütücü körleme görüş açılarıyla.

Şimdi olan hep aşağılıktır ve yeni de geleceği için daha geç aşağılıktır. Bu sebep ile her fikir, anlaşılmayı ve yorumlanmayı hak eder. Geçmişi lüzumsuz olduğunda bile, her fikir evrilmeyi hak eder. Gerçek, daha gerçeğinin keşfedilmesini bekler. Eğer gerçeklik ise geri çevrilen, insanın sonu, ölümü pek uzaklardaki kozmostan çok önce olacaktır.

Gerçek

gerçeği acı çekmekle yargılayan bir çağ bu.
dünya’nın ruhunu övdü bir nesil.
bir sonraki, yoksaydı bu ruhu.
ve şimdinin nesli, bilmiyor varlığını dahi.
venüs adına!
oysa,
iki göze sahipler
ve iki kulağa,
saygı duymuyorlar
ne doğaya
ne de antik olana.
gerçeği acı çekmekle yargılayan bir çağ bu.
lucifer’ın parlayışını övdü bir nesil.
bir sonraki, reddetti ışıltılı bilgiyi.
ve şimdinin nesli, cehalete ait

.
lucifer adına!
oysa,
antik mısır var geçmişte
ve babil,
saygı duymuyorlar
ne güneşe
ne de aya.
yalanı kutsamanın çağı bu.
yılanı kutsamanın yerine.

kafka okuduk

Bundan ötürü, önce gövdesinin üst bölümünü yataktan çıkarmayı denedi ve başını dikkatle yatağın kenarına doğru çevirdi. İstediğini kolayca yaptı da ve gövdesi genişliğine ve ağırlığına karşın, sonunda ağır ağır başın döndüğü yönü izledi. Ama başını en sonunda yatağın dışında, boşlukta tuttuğunda, bu konumda daha çok ilerlemekten gözü korktu, çünkü kendini böylece düşmeye bıraktığı takdirde, başını ancak bir mucize yaralanmaktan kurtarabilirdi. Ve Gregor’un bilincini özellikle içinde bulunduğu anda kesinlikle yitirmemesi gerekiyordu; bu tehlikeyi göze almaktansa, yatakta kalmayı yeğledi.

Ne var ki, aynı çabayı bir kez daha harcamasının ardından, derin bir iç çekişiyle yine eskisi gibi yattığında, bacaklarının da birbirleriyle büyük bir olasılıkla eskisinden beter boğuştuklarını görüp, bu başına buyrukluğu dinginliğe ve düzene dönüştürebilmek için herhangi bir olanak bulamadığında, artık yatakta kesinlikle kalamayacağını, yataktan kurtulması için en ufak bir ümit ışığı bulunsa bile, bu uğurda her şeyi feda etmenin en akıllıca davranış olduğunu bir kez daha düşündü. (Kafka)

gerçeğe mazoşistçe bir düşkünlüğümüz var;

Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum… Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok… Yine de çıkamıyoruz filmin içinden… Ve film kötü… (Bukowski)

Ateş

Beni delilikle itham edebilirsiniz. Haklı da çıkarsınız. Buna rağmen
Yinede
Ne yazık ki
Bu gerçeği değiştiremezsiniz.
Bu dümeni çevirenler bile senin benim gibi gönüllü tutsaklardır. Yalanı göre göre bile bile hemde. Yalnız (1) ortada tek bir yalan olsa (2) çoktan kırılırdı o çember. Arıtılmış suya kadar her şey yalan olunca inanın inanmamak elde değil.
( 1 ) – Belirtmeliyim ki –
( 2 ) – gönüllü tutsaklar olduğumuz gerçeğini gölgesinde bırakan özgürlük, demokrasi, devlet… –

Tadına varılan her şeyin sıradanlaştığı bir dünyadayız. Daha acı ne olabilir.

Bu bir ütopya değildir. Temel ihtiyaçlarımızı sayıp – bu da başka bir yalanlar dizisidir – bunları karşılasak yeter, 5 0 0 kanallı T V ’ lere ihtiyacımız yok sloganı atmaya niyetim yok.
gelmedim.
gerek yok.
Ateştir biricik ihtiyacımız. Gerisi topraktan gelir. Güneşe yönelir, vücut bulur.

i m z a
y o k t a n g e l d i ğ i n i b i l i p
y o k o l m a k t a n k o r k m a y a n
k i m s e

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.