Etiket: gece

arpa üzerine / bir gece yarısı

bir gece yarısı; tırların, otobüslerin, arabaların geçtiği yolun kenarına oturdum.
dizlerimin altında, bir o kadar daha; tırlar, otobüsler ve arabalar geçiyordu.
arada ufak bir bariyerin olduğu, hemen arkamdan geçen tırlar, beni titretiyordu. uykusuz gözler misali titretiyordu.
daha sonra dizlerimin altından, bir siren sesi duydum.
bir ambulans geçiyordu.
belki biri ölüyordu, belki biri doğuyordu.
düşünmek için fazlasıyla vaktim vardı.
gülümsedim.
doğum mu daha iyiydi, yoksa ölüm mü?
dizlerimin altı doğum, üstü ölüm müydü?
biramdan bir yudum daha aldım.
arabalar bir o yana, bir bu yana, hızla akıyordu.
herkes bir şeyler için uğraşıyordu.
herkes gün gelip, o ambulansa biniyordu.
tüm uğraşılan şeyler,
o ambulansa binmek için miydi?
ya da tüm uğraşılan şeyler,
bu bariyerin arkasına oturmak için miydi?
şişemi ambulansa fırlattım!

bir sigara yakıp göğü seyretmeye başladım.
gökteki yıldızları kaybeden müteahhitlere küfretmeye alışmıştım.
bu artık eskisi kadar canımı yakmıyordu.
her şeyden elimi ayağımı çekmiştim.
artık insanlar gökteki yıldızlar yerine, yeryüzündeki yıldızları seçmişti.
bunu kabullenmiştim.
halbuki onlara benzememek için, elimden geleni yapıyordum.
elimden gelen sadece onlara benzememekti.
oysa ben de elimde, bir yıldız tutuyordum..
hiç bırakmayacak gibi tutuyordum!

saat bir hayli geç olmuştu.
trafik geçmiş saatlere göre bayağı boştu.
evlerin ışıkları sönmüş, camiler kilitlenmişti.
gökyüzü ile baş başa kalmıştık.
hem yıldızlar da, geçmiş saatlere göre daha belirgindi.
”biz buradayız”der gibi.
yıldızlar ile derin bir sohbete daldım.
yayınevlerinden, kitaplardan, dizilerden, hikayelerden, dinden bir çok konuda konuşuyorduk.
darbe hadisesini bile konuşmuştuk!
yıldızlara göre; yayınevleri, kitaplar, diziler, kadınlar, hikayeler hepsi birer yıldızın parçalarıydı.
peki kim yaratıyordu bu yıldızları?
yıldızlara göre ‘yaratıcı’; insanoğlunun oluşturduğu bir parçaydı.
sadece bunu yok edecek bir müteahhit bekliyorlardı..
göğe bakıp kahkaha atmıştım..

MOD 059 – 20180116

Gece ve müzik… MOD 059’la birlikte bu hafta ağırlıklı olarak ülkeden yeni-eski müstesna kayıtlar, üstüne de biraz yeni-eski yabancı müzikler hayatınıza eşlik edecek.

The Surfing Magazines grubunun 2017 yılında yayınlanan güzel ilk albümünden kayıtlarla başlıyor yayın bu hafta, yine bu arkadaşları es geçmeyiniz diyerek.

Müzik tarihinde müstesna bir yere sahip olan Michael Yonkers’tan bu haftanın en eski kaydını da ilk çeyrekte dinleyebilirsiniz, bir anda oldu mu yıl 1968.

The Young Shaven’ın geçen yıl yayınlanan ilk 45’lik plağının diğer yüzü de oldukça güzelmiş, aldık onu da program akışına, bir anda İstanbul’da buluverdik kendimizi.

Bir anda Hümeyra ve Nur Yoldaş’ın sesleri tınlamaya başlamıştır kulaklarınızda, yolculuğa devam ediyorsanız. Hümeyra kaydı “Ah Neredesin?” geçen hafta programda vardı ancak ITunes’ta acele satın aldığım “Anlatamıyorum” albümünün kaydı o kadar kötü ki, ben de plağı bulup en güzel haliyle tekrar çalmak istedim.

MOD 059’un finaline doğru ülkeden yeni veya daha yeni kayıtlar dinleyebilirsiniz. Selin Sümbültepe’den yeni video çekilen “Gece Çiçeği” şarkısı ve değerli kardeşim Ayça Şen’den çok uzun zamandan sonra bir yeni şarkı, adı da “Tarık Akan”.

Keyifli bir MOD tecrübesi dilerim.

Arabesk Kültür Derneği

Geceleri epeydir uyuyamıyorum ve sen daha yatmadın mı sözlerini eskisi kadar önemsemiyorum. Tanrıyla alıp veremediklerim de öyle elbette, daha olası düşünüyorum onu. “Nathanael, ancak doğallıkla söz etmeli Tanrıdan” diyor André Gide, inanıyorum ve çözemediğim bu doğal bilinmezliği seviyorum. Bu saatte bunları düşünmek de normal geliyor, gece uçları yaşamak için var gibi, sevişmeyi geceleri daha çok tercih ediyorsunuz ya da cinayetlerinizi bayım, hep geceleri işliyorsunuz. Gündüz Vassaf geceye övgüler yağdırıyor, ona da inanıyorum. Çünkü nedense sen de hep geceleri geliyorsun aklıma.

Belki de ozon tabakası delinmesin diye düşünmekten uyuyamıyorum şu sıralar. Böyle konuştuğuma bakmayın ben dünyayı kurtaramam, fen bilimlerinin en önemli yasalarından biri her şeyin dağıldığını ve yıprandığını söyleyen yasadır, bu dağınıklığı entropi ile ölçer. İçimin entropisi Nathanael, geceye övgüler yağdıramayacak kadar fazla.  Ben bilinen ve bilinmeyen her zaman kipinde, uzayda bulunduğum her koordinatta, gözyaşım ile buzulları eritecek ortamı daima yaratıyorum zaten. Düşünüyorum da, sıktığınız parfümlerin gazları yaydığınız kötü niyet dalgalarından daha zararlı değil. İstediğiniz gibi kokmakta özgürsünüz ve sanırım tek özgürlüğünüzün bu olduğunu göremeyecek kadar da körsünüz. Özgürlük dediğiniz de arabesk bir laf gibi artık dilimizde, öyle tükettik ki kokmuyoruz bile. Saygılar.