Etiket: furuğ ferruhzad

“Şiir benim tanrımdır!”

Kurulmuş Bebek

Bunlardan önce, ah, evet
Bunlardan önce sessiz kalınabilirdi

Saatler boyunca
Ölülerin bakışı gibi sabit bir bakışla
Dalınıp kalınabilirdi bir sigaranın dumanında
Dalınıp kalınabilirdi bir fincanın şeklinde
Halıdaki renksiz bir çiçekte
Duvardaki belli belirsiz bir çizgide
Kuru el ayalarıyla
Perde bir tarafa çekilebilirdi ve görülebilirdi
Sokaktaki yağmurun hızla yağdığı
Renkli, küçük uçurtmasıyla bir çocuğun
Ayakta durduğu, bir kemerin altında
Eski bir at arabasının boş meydanı
Aceleyle, hayhuylar arasında terk ettiği

Devamlı aynı yerde kalınabilirdi
Perdenin yanında, ama kör, ama sağır

Bağırılabilirdi
Gayet yabancı bir sesle, gayet yabancı bir sesle
“Seni seviyorum”
Güçlü bir adamın kollarında
Güzel ve sağlam bir nesne olunabilirdi

Deriden yapılmış sofra gibi bir vücutla
Sert ve iri göğüslerle
Bir sarhoşun, bir delinin, bir berduşun yatağında
Bir aşkın temizliği kirletilebilirdi

Zekayla aşağılanabilirdi
Hayret verici tüm bulmacalar
Sadece bulmaca çözülebilirdi
Sadece saçma bir cevap bulunarak hoşnut olunabilirdi
Saçma bir cevap, evet, beş veya altı harflik

Bir ömür oturulabilirdi
Öne düşmüş bir başla
Soğuk bir mezarın ayakucunda
Meçhul bir Tanrı görülebilirdi
Zayıf bir inanç birkaç kuruşla bulunabilirdi
Mescidin odaları çürütülebilirdi
“Ziyaretname” okuyan yaşlı adamın yaptığı gibi

Sıfır misali; toplamadaki, çarpmadaki, çıkarmadaki
Sonuç daima aynı olunabilirdi
Gözlerim kahrının kozasında
Yıpranmış bir ayakkabının renksiz tokası sanılabilirdi
Su gibi kendinin derinliklerinde kurutulabilirdi

Bir anın güzelliği, utançla
Şipşak çekilmiş gülünç bir siyah beyaz bir fotoğraf gibi
Sandığın diplerinde saklanabilirdi

Bir günün boş kalmış çerçevesinde
Bir mahkum veya bir mağlubun ya da bir idamlığın resmi asılabilirdi

Posterlerle duvardaki çatlaklar kapatılabilirdi
Daha uyduruk resimler katılabilirdi

Böylece kurulmuş bebekler olunabilirdi
Kendi dünyalarının camdan gözleriyle görebilirlerdi

Bezden bir kutuda
Saman doldurulmuş bir bedenle
Senelerce danteller ve pullarla iç içe uyunabilirdi
Her bir elin anlamsız sıkışıyla
Sebepsiz bağırılabilir ve denebilirdi
“Ah, çok memnun oldum.”

FURUĞ FERRUHZAD

Ev Karadır

kapılar açılmadı, bu dünyaya izinsiz girdik. belki bazılarımız düştü yara aldı. bazılarımız suya düştü, boğuldu. bazılarımız yuvarlandı ama ayağa kalkmasını bildi. kalktı ve erdemle doldu. bu film erdemlinin yaralılara uzattığı iyileştirici eli anlatmıyor. aksine erdemin nasıl soyutlandığını ve soyutlanışın yüzlere nasıl yansıdığını anlatıyor.

aynalar asla güzeli yansıtmadı. aynalara kızmayalım, biz tüm kötülüğü, tüm çirkinliği aynanın arkasına atarız. aynaların olmadığı dünyada kime çamur atacaktık? bu film aynanın ardındakileri merak eden insanların neden aynanın arkasına itelenenlere göz atması gerektiğini anlatıyor.

Kim bu cehennemdeki, sana şükreden yüce tanrım? Cehennemdeki kim?

-Furuğ Ferruhzad

son olarak, arkada bir şiir var. uzun bir şiir. şükretmeyi öğreten bir şiir mi? belki modern bir destan? hayatın tüm gizini saklıyor olabilir mi? şiirin yaptığı şey sizi kendi içinizde seyahate çıkarmak. kendi içinize hiç baktınız mı? içeride ne var, kendinize baktığınızda ne görüyorsunuz? yamuk yumuk şekiller varsa korkmayın. filmi izledikten sonra güzelliğin şekilde olmadığını anlayacaksınız.

furuğ ferruhzad

iranlı bir şair furuğ. sanatın muhtelif dallarına konarak yaşamış bu kimsenin en mühim derdi kadın olmaktı belki de. ya da iran’da kadın olmak demeli. adını zikredince bile insanı hüzünlere gark eden bu kadından bir şiir paylaşalım dedik. “yeryüzü ayetleri” isimli şiir derlemesinin “yeniden doğuş” kısmında yer alan, en az ibrahim tatlıses’in, kadın topukları için olduğu kadar vurucu bir şiir!
buyrunuz;

Ey İnci Dolu Ülke

fethettim
kaydettirdim kendimi
bir adla, bir kimliği süsledim
ve varlığım somutlandı bir numarayla
öyleyse yaşasın 678 sayılı, Tahran’ın 5 nolu bölgesinde kayıtlı sakini

her yönden içim rahat artık
anavatanın şefkatli kucağı
gurur dolu geçmişin emziği
medeniyetin ve kültürün ninnisi
ve yasanın çıngırağının şıkırtısı
ah
her yönden içim rahat artık

içime sığmayan sevinçle
pencerenin önüne gittim
ve tozan hayvan pisliklerinin
çöp ve idrar kokularının birbirine karıştığı havayı
içime çektim istekle
678 kere
ve 678 borç makbuzuna
678 iş dilekçesine yazdım:
Furuğ Ferruhzad

gül, bülbül ve şiir ülkesinde
yaşamak bir nimettir
hele ki
varlığın, yıllar sonra kabulleniliyorsa

öyle bir yer ki
perdenin aralığından ilk resmi bakışımla
678 şairi görüyorum
ki bu hokkabazlar, garip dilenci kılıklarıyla
ölçü ve uyak peşindedirler çöplükte
ve ilk resmi ayak sesimden ürküp
birdenbire kara bataklıklardan havalanan
iş olsun diye karga kılığına girmiş, rumuzlu 678 bülbül
uyuşuklukla, aylak aylak gündüzün kıyısına uçuyor
ve aldığım ilk resmi nefese
heybetli Plasko fabrikalarının mahsulü
678 kızıl gülün kokusu karışıyor

yaşamak bir nimettir, evet
hızlı kemankeş Şeyh Ebu Palyaço
ve dümbelekzadelerden tanburi, şarkı mırıldanıcısı Şeyh’in yurdunda
baldır, bacak, göğüs yıldızlarından ağır topların
ve sanat dergilerinin arka sayfalarının şehrinde
“aman bana ne, boş ver!” felsefesi müelliflerinin beşiği
zeka olimpiyatları tahtırevanı, aman!
sesli, görüntülü, taşınabilir neye el atsan
sivri zeka bir aceminin korna sesi geliyor
ve milletin seçkin fikir adamları
ekabir sınıfında arz-ı endam ettiklerinde
göğüslerinde 678 elektrikli ızgara ile
ve iki bileklerinde 678 Navzer saat diziliyken
anlıyorlar ki
güçsüzlüğün nedeni, kesenin boşluğudur, cahillik değil

fethettim evet fethettim
şimdi bu fethin sevinciyle
aynanın önünde, iftiharla, 678 veresiye mumu yakıyorum
ve rafa zıplayıp çıkıyorum ve izninizle
iki çift kelam etmek istiyorum huzurunuzda
hayatımın yüksek binasının ilk kazmasını
çoşkulu alkışlar eşliğinde
kendi tepeme indiriyorum
ben yaşıyorum evet bir zamanlar yaşayan Zayenderud gibi
ve halkın tekelindeki bütün imkanları kullanacağım ben de

yarından itibaren
milli nimetlerle dolu şehrin sokaklarında
ve telgraf direklerinin akan gölgeleri arasında
gezip dolaşabilirim
“yazı yazdım eşekler gülsün diye”
yazabilirim

yarından itibaren
gayretli bir vatansever gibi
her çarşamba öğleden sonra toplumun
şevk ve heyecanla peşinden gittiği
yüce idealden bir hisseyi
kalbimde ve beynimde taşıyabilirim
o bin riyallik bin hevesperverden
buzdolabı, mobilya, perde masrafı
ya da 678 doğal oyun karşılığı sayılabilecek hisseyi alıp
bir gece 678 vatan evladına bağışlayabilirim

yarından itibaren
Haçik’in dükkanındaki zulada
birkaç gram birinci kalite halis maldan birkaç nefes çekip
birkaç kase dalavereli Pepsi cola içtikten sonra
ve birkaç ya Hak ya Hu ve vah vah ve hu hu savurduktan sonra
mütefekkir fazıllar ve münevver faziletliler
ve lay lay lom mektebi müdavimleri arasına resmen katılabilirim
ve 1678 Şems-i Tebrizi yılı dolaylarında
yoksul tezgahlarda resmen basıma yollanacak olan
hayatımın büyük romanının ilk eskizlerini
678 orijinal, özel Oşno sigara paketinin iki yüzüne yazabilirim

yarından itibaren
kendimi 678 devre için kadife kaplı bir makamda
toplanma ve geleceği garantileme meclisine
ya da hamdü bir güvenle
konuk edebilirim
zira ben
kültür-sanat-dalkavukluk dergilerinin bütün içeriğini okurum
ve “doğru yazma” kaidesini bilirim
ben gözlerimi öyle yaratıcı bir kitle içinde açtım ki hayata
ekmekleri yoktu ama ufukları açıktı, geniş meydanları vardı
ve şimdiki coğrafi sınırları
kuzeyden yemyeşil Tir Meydanı’na
güneyden kadim İdam Meydanı’na
ve izdihamın bol olduğu yerlerde Tophane Meydanı’na dek ulaşmıştır
ve emniyet ve asayişin parlak göklerinin sığınağında
sabahtan akşama alçıdan yapılmış 678 güçlü kuvvetli, yapılı
678 melek eşliğinde
-hem de balçıktan yaratılmış melekler-
sükun ve sükut projelerini tebliğ etmekle görevliler.
fethettim evet fethettim
öyleyse yaşasın 678 doğumlu Tahran’ın 5 nolu bölgesinde kayıtlı sakini
ki azim ve iradesi sayesinde

öyle yüksek makamlara erişmiştir ki
yerden 678 metre yükseklikteki
bir pencere pervazında karar kılmıştır
ve kendini
işte bu pencereden -merdivenlerden değil-
bir çılgın gibi anavatanın şefkatli kucağına
fırlatma onuruna sahiptir
ve son vasiyeti budur:
678 altın karşılığında
Üstad Hazreti Abraham Sahba
bir ağıt yaksın kendi hayatının ağıtı olmak üzere
hassstir uyağında

furuğ ferruhzad