Yasa, Mizah ve İroni

Yasanın klasik bir imgesi vardır. Platon bu imgenin, Hıristiyan dünyası tarafından da benimsenmiş olan eksiksiz bir ifadesini vermiştir. Bu imge, yasaya hem ilkesi hem de sonuçları açısından bakılmasını içererek bunun ikili bir durumunu belirler. İlke açısından baktığımızda, yasa ilk değildir. Yasa ikinci ve temsilci bir iktidardan başka bir şey değildir, daha yüksek bir ilkeye göre

köylüler sevişemez

sosyal toplumları daha doğrusu “sosyalleştirilmiş” toplumları yönlendirmenin türlü yolları vardır. hepimiz tam ortasında olduğumuz için bu geminin, söyleyeceklerimi az çok tahmin ediyorsunuz: din, edebiyat, siyaset… insanları ortak bir düşüncede birleştirip hareket ettirecek her şey. şimdi bütün bunların özütüne, kökenine, freudvari (çok afedersiniz) olacak şekilde dalalım. herkesin beyninin ücra taraflarında bir “aşk” algısı vardır. cinsellik meyvesinden

the century of the self – 2002

İstediğim şeyler gün geçtikçe istemeye eğitilmiş olduğum şeylermiş gibi görünmeye başladı. the century of the self, adam curtis yapımı harika bir bbc belgesel serisi. genel olarak sigmund freud, anna freud ve edward bernays’ın şirketlerin ve hükümetlerin insanları analiz ettiği, yönettiği ve kontrol ettiği yöntemlere olan etkisini anlatıyor. belgesel 4 bölümden oluşuyor; happiness machines the engineering

wilhelm reich

asıl açıklanması gereken aç insanın neden çaldığı ya da sömürülenin grev yaptığı değil; neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir. wilhelm reich, psikiyatri tarihinin en radikal isimlerden biri. amerikada makaleleri sansüre tabii tutulan, bir sene de hapiste yatan psikiyatrist. freud’la bir çok ortak çalışma yürütmüş, onu etkilemiş, ondan etkilenmiş. cinsellik açısından sağlık

Ölmek’te Olan Adam: Schnitzler

Freud’un Viyana Üniversitesi’nden arkadaşı ve kendisi için “ruh eşim” dediği, Stanley Kubrick’in son filmi “Gözleri Tamamen Kapalı / Eyes Wide Shut”ın esin kaynağı olan “Dream Novella”nın yazarı Arthur Schnitzler’in “Ölmek / Sterben” adlı kitabı, 2013 yılının son aylarında Dedalus Kitap bünyesinde Zeynep Tuğçe Özcan tarafından Türkçe’ye çevrildi.  Bir süre aklımı kurcalayan bu kitaba dair bir

başkaldırısal çare

freud’un sedirine uzanıp ‘humor’u bize açıklamasını istediğimizde, denkleştirebildiğimiz sonuç şu: kişi, dış baskıların hışımı karşısında kend-özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için ‘humor’u bir savunma mekanizması olarak kullanmaktadır. bu ‘savunma’ apansız bir paradoksla, bir ters-yüzle, bir başkaldırıya, bir saldırıya dönüşmektedir. buna ‘baskının, acının üstüne gidiş’ de diyebiliriz. freud’un verdiği örnekte, idam mahkumu, bir pazartesi sabahı sehpaya götürülüyor; celladına dönüp ‘bu hafta amma güzel başladı!’ veya ‘bu bana iyi bir ders olacak!’ deyiverecektir. işte bu sözle, daha doğrusu bu davranışla kazandığı nefes payı, bu ‘feci akibet’ karşısında kişiliğinin dağılıp gitmemesini sağlayacak, olayı nesnelleştirerek serinkanlılıkla gözlemleyip algılamasına elverecektir. dava, ‘acı’nın karşısında özünün bütünlüğünü koruma davasıdır. böyle bir davranış ise doğadan bir hayli kopmuş, kentleşmiş, sanayileşmiş, dolayısıyla dış baskıların, insandan-insana ivmesi üstünde örgütlendiği toplumlarda ancak devreye girebilecektir. köylüklerde, kırsal toplumlarda ise geçer-akçe olan çare, tevekkül’dür. onun içindir ki biz de kentleştiğimiz, sanayileştiğimiz ölçüde o ‘humor’ denilen ‘başkaldırısal çare’nin dairesine yavaş yavaş girmekteyiz. (1983)

can yücel