Menü Kapat

Etiket: Franz Kafka

Yaralarını Saklayan Kuğu ve Kafka

İnsan arzuladıklarına dönüşür. Monoton hayatından kurtulmak isteyenler bir gün böcek olmayı diler, göz önünde olmayanlar bir kuğu olmayı… Aile, toplum ve patronların diretmeleri bazen sizi kabuğunuzdan çıkmaya veya kabuğunuza saklanmaya iter. Gösterdiğiniz yüzünüz onların sizden nefret etmelerine sebep olacaktır. Belki de zaten ettiklerini itiraf edebilmelerine.

Aronofsky’nin Siyah Kuğu’su ve Kafka’nın Dönüşüm’ünün ortak bir çıkış noktası vardı. ‘Ben’, insanların gördüğü, ona tarafsız bir bakış açısıyla baktığı ‘ben’e dönüşmektir. Onlar değişiklikler geçirmemişlerdir, artık başka bir varlıktırlar. Onlar acılar içerisinde kendi odalarında, dayatmalardan uzaklaşmışlardır. Ve istedikleri ‘şey’ olmuşlardır.

Film ve kitap arasında çok önemli bir nokta, onların artık aile baskısından kurtulduğunu anlatır. İkisi de ‘başkalaşım’ anlarında annelerine kapılarını kapatmaktadırlar. Bu onların ailesinden ve bağlarından kopmakta olduklarını simgeler. Gregor, odadan çıkmak istediğinde babası onu sopayla kovar, Nina çıkmak istediğinde ise annesi zorla içeride tutmaya çalışır. Bu da onların özgürlüklerinin baskılanışını temsil eder.

Burada kendimi temsilen bulunuyorum.
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Nina’nın ayaklarının kuğu ayağına benzediğini görmesi ve Gregor’un onu dik tutamayan ayakları. Başkalaşım anının gelişim dönemlerini belirtir. Bu evrede ikisi de tam olarak dönüştüğünü algılayamaz. İkisinin de dönüştüğünü toplum belirler. Nina, sahnedeki alkış alan mükemmel dansıyla; Gregor, annesinin korkudan bayılmasıyla…

Dönüşümü Kabullenme

  

Gregor, artık eskiden sevdiği yemekleri yemiyor, kokuşmuş, çürük yiyeceklerle besleniyordu. Nina, sırtında çıkan tüyleri artık kapatmıyor, onları gizlemiyor, onlarla mutlu oluyor ve herkese gösteriyordu. Her ikisi de hayatına alışmış, çevresine bu durumu kabul ettirmiş bir halde yaşamlarına devam ediyorlardı.

Kendine Dönüş, Kendini Öldürüş

 
Artık sahne kapanmış, odalara yemek getirmeler sona ermişti. Kendi benliklerine dönmüşlerdi ve artık ölüme çok yakınlardı. Nina, karnındaki yaradan kanlar sızarken; Gregor, sırtındaki yaradan kanlar sızarken ölümü bekliyordu. İkisi de kendi benlikleri içinde can vermişlerdi. İkisi de faraşla süpürülüp çöpe atılmışlardır. Arkalarında mutlu seyirciler bırakarak…

determinist palavra*

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi: Tiyatro Duvarın Ötesine Bakmalı

Bu yıl Polonyalı Yönetmen Krzysztof Warlikowski tarafından kaleme alınan ve Refik Erduran tarafından Türkçeye çevrilen “2015 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi”

Tiyatronun gerçek ustalarını bulmanın en kolay yolu onları sahnenin çok uzaklarında aramaktır. Genelde öyleleri tiyatronun gelenek kalıbı sürdüren ve klişe kopyalayan bir makine gibi kullanılmasıyla ilgilenmezler hiç. Onlar atan nabzın peşindedirler; gösteri salonlarının ve şu ya da bu dünyayı kopyalama derdindeki insan yığınlarının açığından geçmeye yatkın canlı akımları ararlar.

Biz seyircilerle tartışmaya ve yüzeyin altında kabaran duygulara odaklanmış dünyalar yaratacak yerde, mevcudu kopyalama yoluna gidiyoruz. Oysa gizli coşkuları tiyatro kadar başarıyla dışa vuran başka bir şey yoktur.

Benim en sık peşine düştüğüm kılavuz geçmişte yazılmış kimi metinlerdir. Onları kaleme alanlar neredeyse yüz yıl önce Avrupa tanrılarının yavaş yavaş çöküşünü kâhin gibi ama abartıya kaçmadan gözler önüne serdiler. Beni sabah akşam düşündüren o yazarların anlattığı, uygarlığımızı bugün hâlâ dağıtılamamış bir karanlığa gömen ışık kaybıdır. Aklımda Franz Kafka, Thomas Mann ve Marcel Proust adları var. Bugün o kâhinler grubuna John Maxwell Coetzee adını da ekleyebilirim.

Bu kişilerin ortaklaşa sezdikleri, dünyanın sona ermesinin kaçınılmazlığı idi – gezegenin değil, insan ilişkilerinin bugünkü modeli anlamındaki dünyanın. Dipten gelen kabarmalar toplum düzenini alt üst etmekte. O sezgi bütün acılığıyla bizim için bugün ve burada da geçerliğini koruyor. Dünya sona erdikten sonra da yaşamayı sürdüren bizler için. Her gün yeni yeni yerlerde suçlar ve çatışmalar patlak vermekte. Bu öyle hızlı oluyor ki her yerde hazır ve nazır günümüz medyası bile haberlerine yetişemiyor. Yangınlar çok geçmeden ilginç olmaktan çıkıp basın bültenlerinden siliniyor, bir daha da göze görünmüyor. Biz aciz kalıyor, dehşete kapılıyor, kendimizi köşelere sıkışmış hissediyoruz. Artık kuleler dikmek gelmiyor elimizden. Duvar yapımını inatla sürdürüyoruz ama çektiğimiz duvarlar bizi hiçbir şeyden korumuyor artık. Tersine, bakım ve savunma gerektirdikleri için biz onları korumak zorunda kalıyoruz; yaşam enerjimizin büyük bir bölümü öylece heder oluyor. Kapının ötesinde, duvarın gerisinde ne bulunduğunu görmeye çalışacak gücümüz de kalmadı. Tiyatronun varlığını gerektiren ise tam bu işte. O kendi gücünü tam burada aramalı. Bakmanın yasak olduğu yerlerin iç taraflarını gözetlemeli.

“Efsane açıklanamayacak şeyi açıklama çabasında. Temeli gerçek olduğu için, sonunda açıklanamayacak bir yerlere ulaşmalı.” Kafka Prometheus efsanesindeki dönüşümden böyle söz ediyordu. Kesinlikle inanıyorum ki aynı sözler tiyatro için de geçerli olmalı. Onun emekçilerinin hesabına, yani sahnedekiler kadar seyirciler arasındaki emekçilerinin de adına, bir dileğim var. Öyle bir tiyatro olsun. Gerçekliğin temeline otursun ve hedefini uzanacağı açıklanamaz sonlarda bulsun. Bütün kalbimle diliyorum bunu.

Çeviri: Refik Erduran

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.