Menü Kapat

Etiket: ferit edgü

Her Şeyin Sonundayım

Ne istediğimi bilmiyorum artık, kimse bilmiyor. Herkes üstün olmak istiyor, kimden üstün olmak istediğini bilmiyor. Sadece  üstün olmak, birileri tarafından rütbe ile birlikte isminin söylenmesini istiyor insanlar. Artık biz kimiz, kendimiz neyiz bilmiyoruz. Artık sadece ismimizin önündeki sıfatların ne belirttiği önemli. Artık sıfatlarımızın bizi diğer insanlardan ne kadar ayırdığı önemli başka bir şey değil, çünkü ancak biz kendimizi başkaları ile karşılaştırarak önemseyebiliyoruz. Başka bir şekilde değil.

Biz artık ne ise o değiliz, ne olabileceksek O’yuz. Profesör, iş kadını ya da herhangi bir şey mi olabileceğiz, biz işte ancak O’yuz. Biz hangi modern hiyerarşi bizi uygun görürse O’yuz. Bilgilerimize göre değerlendirilmeyiz biz, hangi tarafı tuttuğumuza göre değerlendiririz, çünkü biz bu ülkede doğduk ve biz bu ülkede öleceğiz.

Camus bu ülkede ancak bir alkolik olabilirdi. Proust ancak aşk romanları yazan biri olabilirdi ülkemizde. Sartre ise bir sosyalist olarak Nazım Hikmet kadar ünlü bile olmayarak ölüp giderdi. Kimse ne varlık ile ne de hiçlik ile ilgilenirdi, çünkü zaten insanlar zar zor hayatta kalıyor idi. Neden ilgilenselerdi, ya da  nasıl ilgilenebilirlerdi hayatın üst problemleri ile?

Biz bitemeyiz, çünkü başlayamıyoruz ve başlamaya çalışanlar olarak tıpkı Tezer Özlü’nün Ferit Edgü’ye yazdığı gibi her şeyin sonundayız.

ilk defa her şeyin sonundayım

iki can dost. tezer özlü ile ismail ferit edgü’nün 60’larda başlayan ve tezer özlü’nün vefatından 40 gün öncesine kadar süren mektuplaşmalarından oluşan kitap ferit edgü’nün tezer özlü’nün kanser olduğu haberini alana kadar sürüyor. tezer özlü mektuplarında da ferit edgü’ye “en uzun ve en çok sana inandım.” der.

her şeyin sonundayım sel yayınları tarafından yıllar önce yayınlandı. iyi ki de yayınlandı. muhakkak kütüphanenin bir köşesinde bulunması gereken ve ara ara tekrar okunması gereken kitaplardan. okumadan geçmeyin.

kitaptan bir bölüm;

Sen trendesin şimdi. Ben de oturuyorum burada. Saat 12’ye geliyor. Gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini.
Sessizlik bürüyor ortalığı. Ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. Daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi.
Olmayan düşüncelerimi. Uyuyabilmem için hiçbir neden yok. Sabah 8’de kalkmış olmam, o ilgisiz büro, ev, ben, beni yoramıyor artık.
Uyanmam için de hiçbir neden yok.
Bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. Bir gece. Diğerleri gibi. bir ben. Diğer benler gibi.
Bugün eski ben’lerimden biri olduğumu duydum. Karşılıklı gülsek.
Gülebilir miyiz dersin?
Gülebilir misin?
Bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum.
Bugün senin Bozgun’u okumaya çalıştım. Üç kelime okuyabildim. Elim, elimden çıkan kelimeler, benden uzaklaşıyor.
Bu satırlar ben değil artık. Kafamdan geçenleri yazamam. Bir şey geçmiyor çünkü.
Geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında, bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmıştım.
İçeriye girsem, girmeye yeltensem, camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim.
Ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı.
Nasıl olsa çözülecekti ellerim. Ve ben düşecektim boşluğa.
Yarın bütün gün trende gidecek olan sen misin? Nereye? Niçin?
Yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? Neden? Niçin? Hiç bir yerde olmak istemiyorum ki.
Belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.
Gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendime, işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim?
Korkuyorum. Korkuyorum. Korkuyorum.

Her Şeyin Sonundayım
Ferit Edgü, Tezer Özlü
Sel Yayıncılık
2014, 111 sayfa
ISBN: 9789755704494

andre breton – nadja

güzellik ya sarsıcı olacak, ya da hiç olmayacak.

download . andre breton – nadja (.pdf)

Sürrealizmin yazın ve sanat alanında etkisinin görünmediği ender ülkelerden biridir Türkiye. Bir Türk gerçeküstücülüğü hiçbir zaman olmamıştır. Sürrealizmi, sanat alanında, biraz başkaldırı, biraz aykırılık, biraz değişiklik, biraz gerçeküstücülük olarak görenler (aslında onun felsefesinden hiç mi hiç haberi olmayanlar), örneğin Garip şiirini, Sait Faik’in son öykülerini ve benim kuşağımın ilk öykülerini, günümüzün biraz fantastik, biraz fantezi ürünü öykülerini sürrealizm sözcüğünü Türkçe’ye çevirerek “gerçeküstücü” olarak nitelemişlerdir.

Oysa sürrealizm yalnız bir sanat okulu değil, bir dünya görüşüdür. Akımlar ve okullarla dolu 20. yüzyıl sanat dünyasında, insanı ve dünyayı değiştirmeyi amaçlayan tek sanat akımıdır.

Bu akımın başlıca yaratıcılarından ve ölene (1966) değin savunucularından André Breton’un, dilimizdeki ilk kitabı Nadja, yayımlanışından (1928), altmış dört yıl sonra Türk okuruna sunuluyor.

Geçen yıl Paris’te Centre George Pompidou’da düzenlenen André Breton sergisini gezenler, Breton’un yalnız büyük bir şair, büyük bir yazar, eşsiz bir sanat akımının kuramcısı değil, aynı zamanda “burnu en iyi koku alan” bir sanat “kaşifi” olduğunu da gördüler.

Devam

Hakkari’de Bir Mevsim

dünya dönüyor, evet. ama belki de burada, bu dağ başında, dönmemesini bilmek daha doğrudur

Yönetmeni Erden KIRAL olan filmin senaryosu Ferit EDGÜ’nün Hakkari’de Bir Mevsim adlı romanına dayanarak, Ferit EDGÜ ve Onat KUTLAR tarafından birlikte yazılmıştır.

Filmde ilgimi çeken diyaloglar genelde Genco ERKAL ve Erdal DEMİRÖZ arasında geçiyor.

Filmin oluştuğu tarihe bakarsak yani 1982 böyle bir filmin çekilebilmiş olması şaşırtıcı, beş yıl yasaklı olması ise bana hiç şaşırtıcı gelmiyor.

Film bir yerde başlayıp başka bir yerde bitmiyor, sizi bir yerden alıp başka bir yerede götürmüyor. Olduğu yerde başlayıp olduğu yerde bitiyor. Ölümün normal, kendilerine sorsan yaşamında normal olduğu, yaşadıkları toprakların ortasına sınır çizilen ve dağların eteklerinde yaşayan bu insanlardan, eteklerinde yaşadıkları dağın haberinin olduğu fakat bünyesinde bulundukları devletin haberinin olmadığı bu yere sürgün edilmiş bir eğitimcinin algılayamadığı olayları ve yöre halkının yaşantısını gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca filmde dikkatimi çeken tek nokta yöre halkından hiç birinin Kürtçe konuşmaması ve tabii ki bunu da filmin çekildiği zamana bağlayabiliriz..

Son olarak filmde geçen bir diyaloğu buraya aktarıyorum: “yazdın bakanlığa, yazdın valiye, ne yazar?” Yani izleyebilirsiniz. Ayrıca kitabını da okumayı ihmal etmeyin.

ferit edgü – giden bir kedinin ardından

burada zaman olmadığı için geçen bir şey yok. geçmeyen bir şey de yok.
pazartesi yok. cuma yok. yok bile yok.

gençliğinde varoluşçulukla ilgilenmiştin. buraya geldiğinde yokoluşçulukla ilgilenebilirsin. şimdiden hazırlan.

bizler için öte dünya, orası, sizlerin yaşadıkları dünya.
orada yiyip içip, okuyup yazıp, sevişip mevişip, yaşayıp gidiyorsunuz.
bizlerse buradan sizleri seyrediyoruz, sessiz kahkahalar atarak.

gene yaşadın: zındıklar burada tümüyle özgür, ne karışanları var, ne görüşenleri.
müminler ise sürekli tartışıp kavga ediyorlar.

burada düşünmek yok. çünkü düşünelecek,
yorumlanabilecek konu yok.
ama düşünceye yakın bir şeyler var. örneğin, yalnızsın, ama yalnızlık duygusu yok.
zaten için de yok, dışın da.

bedensiz de yaşamak oluyormuş.

hepsi yalanmış: ne cennet var burada, ne cehennem.

ferit edgü 1950’lerden beri bireyler ile ilgilenen bir insan. yıllar geçtikçe de bütün bu olgunluğunu ustalıkla anlatmaya devam ediyor desek yeterince klişe edebiyat dergisi yorumu yapmış oluruz ki bilenler bunu hiç sevmediğimizi bilir. giden bir kedinin ardından 3-5 cümle üzerinden pek kısa hikayeler ile felsefecilerin 500-600 sayfada anlattıklarını anlatabilen bir eser kanımızca ki bu da yeterince iyi olduğunu ve okumanız gerektiğini yansıtmaya yetiyor. zira bu kitapta anılar var. öyküler var. denemeler var. eski günler, yeni geceler var. insanlar var. hayvanlar var.
hayvana dönüşmüş insanlar var. doğu var. batı var. kısacası ölüm ve yaşam var.

giden bir kedinin ardından
ferit edgü
Sel Yayıncılık
2015, 120 sayfa
ISBN: 978-975-570-725-9

 

gaye su akyol

antropolog. mai grubunun solisti idi dağıldılar ve toz ve toz içerisinde toplandılar. seni görmem imkansızın da yarısı zaten. kendisi aynı zamanda ressam muzaffer akyol‘un kızı oluyor; geçtiğimiz aylarda ailecek bir sergileri olmuştu. bir takım tabloları, ilüstrasyonları da mevcut. sergi hakkındaki röportajı okuyabilirsiniz ve/veya toz ve toz’un baya detaylı bir röportajını. ya da buyrun siz okumaya devam ederken onlar güzel şeyler yapmaya devam etsin.

kimdir?
bir şarkıdır ömür boyu sürecek.

neden?
yazıp çizmelerden gayrısı hikaye

düşlerlerde ne var?
çok büyük ve gizli planlar, katiyen açıklamam.

ne yapmalı?
ne yapmak istediğinizi bulunuz ve sonra yapınız.

ilham verenler?
ihtimaller, kadıköy, siena, türk kahvesi, müzeyyen senar, türk sanat müziği, plaklar, uzay, rüyalar… “ilham alanlar” da var ne yazık; badem bıyık, hesler, radyasyon, militarizm, kurban bayramı, cahil cesareti

ne okuyalım?
etsiz yemek tarifleri, eski dergiler, ferit edgü, lale müldür, william blake, tüm fanzinler

ne dinleyelim?
sabah Lydia Lunch – Some Velvet Morning
öğlen Miles Davis – Summertime
akşam Behiye Aksoy – Pişman Olur Da Bir Gün
gece Toz ve Toz – Votka Liman

ne izleyelim?
art brut illüstrasyonlar, basquiat işlerinin orjinalleri, “The Mystery Of Picasso (Le Mystere Picasso)”

bize ne sorarsın?
kimdir?
nedir

<etilen>bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın?</etilen>
?

 

etilen sosyete . 2003 - 2019 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.