Etiket: erman akçay

RETİNA DEKADANS

Evolution of Consciousness” ve “Viva la Graphic Revolution !!” diyen Löpçük Fanzin 6. yılını Erman Akçay’ın 20-25 Ekim tarihlerinde Big Baboli Şarküteri’de düzenlediği grup sergisi ile kutluyor. Bize is paylaşmak ve katılmaya çalışmak düşüyor. Kaçırmayın ve manifestoya göz atmayı da ihmal etmeyin.

Artists :

Valfret Aspératus • Daniel Azélie
Bahadır Baruter • Nils Bertho
Pakito Bolino • Daniel Cantrell
Oktay Çakır • İlker Çelen
Burak Dak • Robert D. Elwood
Elif Varol Ergen • Rafaël Houée
Daisuke Ichiba • Memo Kosemen
Anne Van der Linden • Dave de Mille
Miron Milic • Emre Orhun
Boris Pramatarov • Luca Pravadelli
James Quigley • Julien Raboteau
Sam Rictus • Norihiro Sekitani
Reinhard Scheibner • Roman Shcherbakov
Caroline Sury • Burak Şentürk
Tetsunori Tawaraya • Erkut Terliksiz
Marco Toxico • Zavka Zavka
Zigendemonic

Experimental Cinema & Video-Art Screening :

Ezgi İrem Mutlu
e333 – İçindekiler (03:36) / 2020
e333 – Darağacında Eldivenler (02:25) / 2020
e333 – Winter Files (05:07) / 2013

DAVE2000 Acid TV (animation works from 2018-2020)
Dave2000 – Löpçük intro (00:20)
Dave2000 – Micron Fields (01:27)
Dave2000 – Space (00:57)
Dave2000 – Z Phantom (00:41)
Dave2000 – Vomir des Yeux (00:12)
Dave2000 – Zoltar (00:32)
Dave2000 – Teotwiok (01:39)
Dave2000 – Daturacide (02:47)
Dave2000 – Zone A (02:23)
Dave2000 – Smog (00:10)
Dave2000 – Electron (00:38)
Dave2000 – Smurf (00:14)
Dave2000 – Zombborg (00:50)
Dave2000 – Crack Pills (00:41)

Zigendemonic
Zigendemonic – Dinner Near the Monitor (01:02) / 2015
Zigendemonic – Fatal Error – Blue Screen (49sn) / 2015
Zigendemonic – Trauma (01:30) / 2017
Zigendemonic – Web Mold (45sn) / 2015

Humans Fly production
Cactus Boy – animation movie (06:46) / 2016

facebook.com/events/2732205890379730


Sanatın Sınır Tanımaz Çağrışım Gücü

Artık kültürel evrim, bilişim teknolojilerinin zehriyle baş döndürücü bir biçimde hızlanmış ve tüm insani değerlerden ve ihtiyaçlarımızdan açıkça kopmuş bir şekilde boşa dönmektedir. Sözün çürüdüğü, insanın (hayvanın ve canlılığın) metalaştığı, tüm ifade biçimlerinin gerçeklikle temaslarını yitirip, kendi kendisinin parodisine indirgendiği günümüzde, sosyal hayatın tüm alanlarında yapıcı bir altüst oluşa gereksinim var ve bu altüst oluş bizim sanatımızdır !

Hem boğulmakta olan bir gençliğin tepkisi hem de yeni bir çağın müjdecisi. Bizim sanatımız devrimci bir sanattır; geçmişin idealleriyle uyuşmaz, yeniliğin peşindedir. Aynı zamanda karşılaştığı direnç ölçüsünde güçlü bir yaşam iradesinin ifadesidir ve yeni bir toplum kurma mücadelesinde öncü bir çığlıktır !

Burjuva pisliği, hayatın her alanına nüfuz etmiş durumda, hatta medyatik örgütlenmenin tiranları bizlere sanat sunma küstahlığında bile bulunuyorlar. Ama bu sanat artık hiç bir işe yaramayacak kadar bayat. Kaldırım taşları ve sokaklardaki grafitiler, insanın kendini ifade etmek için dünyaya geldiğini açıkça gösteriyor; artık bizleri pasif birer izleyici, ya da sosyal medya maymunu kalıbına sokarak bu ilk dirimsel gereksinimizi karşılamaktan alıkoyan medyatik iktidara karşı mücadelemiz başlamıştır !

Bizlere dayatılmış boğucu kültürün taraftarları ile karşıtları arasındaki antagonizmanın temeli işte burada, sanatta yatar. Yerleşik anlamsızlık ve yalıtılmışlığı besleyen geleneksel toplumun (ve sanatın) krizi ancak alternatif yaşama biçimlerinin deneyimiyle, böyle bir deneyime yönelik girişimlerle aşılabilir. Bir resim, sadece renkler ve çizgilerden meydana gelen bir kompozisyon değil, aynı zamanda titreşen bir Canlılık, bir Gece Yarısı, bir İnsan, bir Şimşektir. Devrimci sanatçılar, müdahale çağrısında bulunanlar ve gösteriyi bozmak, onu yok etmek için müdahele etmiş olanlardır. Sanat, hiçbir şey ifade etmediği köreltilmiş, boğucu bir atmosferin ardından, her şey demek olduğu yaşayan, canlı bir döneme adım atmak zorundadır.

Yaşasın Sokaklar !

Yaşasın Dekadans !

-Erman Akçay, 11 Eylül 2020

East Kadıköy Graphic Resistance

Big Baboli Şarküteri’den Zezeah ile Korona Günlerinde Çizginin Sancısı Üzerine

Moklich, Servet İnandı ve Zezeah

Çok değil, bundan üç dört sene evvel Zezeah ve eşi Moklich ile Kızıltoprak’daki atölyelerinde tanıştığımızda bana yaptıkları baskı resim örneklerini göstermişlerdi, çoğu müzik grupları için üretilmiş, koleksiyon değeri taşıyan serigrafi afişlerdi bunlar; sonrasında Krüw etkinlikleri geldi, genç yeteneklerin özgün işlerinin sahnelendiği sergiler, çağdaş grafik/ illüstrasyon dünyamıza güçlü bir dinamizm kazandırmakta gecikmediler. El emeği göz nuru üretilmiş bu resimler, bizleri Ham Sanatın en renkli ve heyecan verici örnekleriyle buluşturuyordu. Bir çok farklı stilde sanatçının ortaya koyduğu işler büyüleyiciydi.

Ticari bağlamda üretilen çizimlerin dışında ‘illüstrasyon’u, ‘illüstre olanı’ ciddi bir disiplin ve üslup olarak benimseyen bu genç kuşak sanatçılar, ortaya koydukları eserlerle önceki kuşaklardan (Leman, L-Manyak gibi solcu mizah dergilerinden) ve klasik çizgi-roman anlayışımızdan bir hayli farklı ve özgün işler sergiliyorlar. İki bin sonrası ivme kazanan bilişim ve sibernetik çağın getirdiği yabancılaşmanın, köksüz kozmopolitliğin, deliliğin ve sapkınlığın tüm izlerini bu genç çizgilerde yakalamak mümkün. Saykodelik rock posterleri, yeraltı çizgi-romanları, grafiti ve manga kültürü, bilgisayar oyunları ve bilumum siberpunk etkileşimin cereyan ettiği devasa bir kültür havuzu.

Ekibin geçen kış kapılarını araladığı Bigbaboli Şarküteri, aynı zamanda film gösterimleri, sanatçı konuşmaları gibi farklı etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Ekibin gözde ismi Zezeah ile korona günlerinde çizginin sancısı üzerine söyleştik, insanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda sanata değer verenler için:

Zezeah merhaba, korona günlerindeyiz, karantina altında Napalm Death plak kapaklarının gerçekliğimize dönüştüğü depresif günler geçiriyoruz, bu durum sanat piyasasını ne ölçüde etkiledi, bir galerici olarak bu durumdan nasıl etkilendiniz ?

Selam Erman, öncelikle halimizi sorduğun için kendi adıma çok teşekkür ederim. Evet içerisinde bulunduğumuz karantina süreci sevgili galerimiz Şarküteri‘ninde derin bir uykuya girmesine sebep oldu. Hali hazırda 2020 yılı için planladığımız bütün pop-up ve ana sergiler, tarihleri havada uçuşan partiküllere döndüler. Toplu etkinliklerin yeniden hayatımıza gireceği tarihi kestirememek inan bizi de endişelendiriyor. Kendi yağında kavrulan bağımsız bir galeri için oldukça riskli bir dönemdeyiz.

Sanatseverlerin, koleksiyonerlerin, bu karamsar dönem için bireysel ihtiyaçları dışındaki lüks giderleri kısıtlamaları anlaşılır bir durum. Bizler için de aynı şey geçerli; ‘önce sağlık’ diyoruz !

Buna ek olarak online sergi, söyleşi vb. gibi sanal etkinliklerden hiç haz etmediğimiz için bu konulara da pek hevesli değiliz.

Geçtiğimiz kış, Bigbaboli Şarküteri sanatseverlerle buluştu; grup sergilerinden sinema gösterimlerine, Hakan Günday, Emre Orhun, Miron Zownir gibi büyük isimlere kadar bir çok farklı etkinliğe ev sahipliği yaptınız, sanatçılıktan galericiliğe geçiş seni nasıl etkiledi ?

Evet, işlerini çok sevdiğimiz yıllardır heyecanla takip ettiğimiz sanatçıların işlerini sergileme, paylaşma fırsatımız oldu. Çoğunluğu arkadaşlarımızdan, yakın çevremizden oluşan bir etkinlik takvimiydi bu.

Dediğin gibi ben bir galerici değilim, sanat yönetimi, pazarlaması, sergilemesi konusunda pek deneyimli olduğumu da iddia edemem, fakat yaklaşık on yıldır Moklich ve Zezeah mahlaslarıyla kendimize ait Big Baboli Print House isimli sanatsal baskı atölyemizi işletiyor ve kendi işlerimizi üretip satıyoruz.

2019 Baharıyla birlikte arkadaşımız Berk Kula ile ortak bir hayalin gerçekleşmesi için güç birliği yaptık ve Şarküteri‘nin açılması için hep birlikte adım attık. Berk‘in katkıları ve bizim deneyimlerimiz, olanaklarımızı da birleştirerek farklı bir konsept oluşturmak istedik. Bir sanatçı olarak Şarküteri‘yi sahip olduğumuz yaratıcı çevremizle besledik. Samimiyetimize güvenen, yeni nesil sanatçılara elinden geldiğince destek olan, meraklı bir kitlemiz varmış; ve onlar sayesinde hiç bir markanın, firmanın desteğine gereksinim duymayan gerçekten bağımsız bir yapı oluşturduk.

Şarküteri, komisyon konusunda öncelikli olarak sanatçıları ön planda tutuyor, ikinci öncelik ise galerinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve sanatçıların işlerini daha iyi sunabilmesi için gerekli olan reklam, fotoğraf,  online satış vb. platformları canlı tutulabilmesidir. Tüm bunları hiç bir çıkar amacı gütmeden özveri ile yapan küçük bir kadroyuz.

Galerimiz dışında hepimizin farklı bir mesleği var, mesailerimizden arta kalan vakitlerde ise Şarküteri‘yi hayatta tutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz; amacımız bu ortak kullanım alanının hayatta kalabilmesi. Tabi ki şu an için birçok eksiğimiz ve yapılabilecek tonla iş var ancak yukarıda da değindiğim üzere hiçbirimizin asıl mesleği bu değil ve ayırabileceğimiz vakitler de sınırlı.

Tüm bunlara rağmen bu yapı, insanlar tarafından heyecanla karşılandı ve umarım şimdiden örnek bir mekan olabilmişizdir.

Sanatçılarla birlikte açık stüdyo günleri de düzenlemeye başladınız, bu etkinlikler eğitim amaçlı mı olacaklar, yoksa sanatçılarla tanışma ve sohbet maksatlı mı ?

İlk Open Studio günümüz, ne yazık ki şu an için beklemede olan Bülent Gültek sergimiz ile başladı, güzel bir sergi ile sezona sıkı bir giriş yapacaktık. Open Studio günleriyle birlikte koleksiyonerlerin, Şarküteri‘den satın aldıkları bir posterin hangi aşamalardan geçerek basıldığını ve ellerindeki parçanın niçin bu kadar değerli olduğunu daha iyi gözlemleyebilmeleri, anlayabilmeleri için bir sunum oluşturduk. İlk studio deneyimimiz sanatçı ile tanışmak isteyen, serigrafi baskı hakkında hali hazırda ufak tefek bilgi sahibi olan  katılımcılar ile birlikte gerçekleşti. Umarız önümüzdeki studio günlerinde konuya ilişkin hiç bir fikri olmayan daha hevesli, meraklı bir kitleye de ulaşabiliriz.

Grafik, illüstrasyon alanında hem atölye, hem de galeri olarak çığır açıcı işlere imza atıyorsunuz, ayrıca bir çok kaliteli yayını raflarda görüyoruz, bunun dışında sanatçıların çizimlerini giyim tarzlarıyla da buluşturuyorsunuz, insanların ilgisi daha çok hangi yönde ?

Sınırlı sayıdaki ürünler için kafamızdaki fikir : İnsanların, sevdikleri sanatçılara her fiyat skalasından ulaşabilmeleriydi, bunun için birlikte çalıştığımız sanatçılara sınırlı sayıda sticker, tshirt, pin gibi yan ürünler ürettik. Bütün maliyeti Şarküteri üstlendi ve böylece sanatçıların ürün skalalarını çeşitlendirdik ve kataloğumuzu orijinal iş, limitli baskı resim, fanzin, sticker, pin, tshirt gibi birçok farklı seçenek ile doldurduk.

Sanatçılara ve koleksiyonerlere, tüm bu ürünler için limit sözü verilmiştir; bu aynı zamanda sanat çalışmaları üzerinden sınırsız kazanç elde edilmeyeceğinin de bir garantisidir, dolayısıyla galerimizden alınan her ürün koleksiyon değeri taşımaktadır.

Tercihin çoğunlukla serigrafi baskı‘larve sticker‘lardan yana olması bizi sevindiriyor, çünkü orijinal parçaların rağbet görmesi sanatçılar için de her zaman büyük bir motivasyondur.

Şu an için üzerinde kafa patlattığınız projeler var mı, salgın belası olmasaydı bizi neler bekliyordu ?

Salgın olmasaydı yaz sezonuna kadar Ucube Mutaf pop-up sergimiz ve Bülent Gültek‘in hazırlamış olduğu harika bir konsept sergi bizi bekliyordu.

Daha sonra tüm yaz boyu kalacak bir ana sergi ve Eylül itibari ile arada yabancı sanatçıların da serpiştirildiği bir takvimimiz vardı. Umarız en kısa zamanda kaldığımız yerden hızla devam edebiliriz.

Eklemek istediğin bir şeyler varsa, lütfen.

Bu güne kadar destekleri, katkıları, iş birlikleriyle bizlerle birlikte olan tüm dostlarımızı çok özledik.

Görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşça kalın.

Zeynep ‘Zezeah’ Kış

söyleşi: Erman Akçay, Nisan 2020

Big Baboli Şarküteri : https://www.bigbabolisarkuteri.com/

1963 doğumlu Ichiba, çokça ürettiği çizimler ve yayınladığı kitapçıklarıyla tanınan bir sanatçı. Özel yerlerde sergilenen çalışmaları ise bir çok Japon hayranı beraberinde getirmiş.

Bilindiği üzre, manga ve animasyon kültürü Japonya dışındaki ülkeler için de her zaman ilgi çekici olmuştur. Ve bu “Otaku” kültürü, bir çok genç Japon sanatçıyı da doğal olarak etkilemiş; Ichiba da hiç şüphesiz bu kültürel iklimde büyüyenlerden ve artistik açıdan çizimlerinde bunu yakalamak hiç de zor değil; fakat hakkını vermek gerekir ki Ichiba’nın sergilediği bu mutasyon, tekniğin de yeteneğin de ötelerinden, derin ve karanlık bir tutkudan kaynaklanıyor gibi.

Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen, küçük yaşlardan itibaren çizgi romanlar yapmaya başlar. İlkokul sıralarındayken bile dönemin popüler çizgi romanlarından esinlenerek arkadaşlarının karikatürlerini çizip dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Sonrasında ergenliğin verdiği enerjiyle çizimi bir kenara bırakır ve kısa ömürlü bir funk müzik grubu kurar; onu heyecanlandıran müzikten ziyade sahnede seyircilerin karşısında olmaktır. Grubun dağılmasıyla birlikte Ichiba kendine döner ve yeniden bir şeyler karalamaya başlar. Saplantılarla yaralanmış zihninin toplumla çekişmesi ve yarattığı kaos, Ichiba’nın karanlığını durmadan besler ve kadın figürünü merkeze alan çizgilerinde, sekiz yaşında kaybettiği annesini arayan bir kırılganlık vardır.

George Akiyama’dan etkilenen Ichiba, Dadaesk kolajlar, desenler ve abartılı hikayeleriyle, mutant kurbağalardan tutun da göl başlarında iblislere şarkı söyleyen tek kollu, sakat kızlara kadar, seks ve vahşetin çarpıcı sahnelerini, tuhaf bir mizah duygusuyla gözlerimizin önüne serer ve bizleri absürd diyaloglara, karabasanlara maruz bırakır.

Ichiba sanatı için şöyle söylüyor:

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, içimizde çürüyen bir şeyler her zaman var. Yaşadığımız dünyanın büyüleyici güzellikteki manzaralarına paralel berbat manzaraların olması gibi. Elbette ki bunlar hastalıklı ve negatif,  fakat böyle olması, onları görmezden geleceğimiz anlamına da gelmiyor. Güzele doğru yaklaştığım her sayfada tuhaf unsurların, grotesk elementlerin dengeyi sağlamak adına  yükselen, karşı konulmaz dürtüsüne yenik düşüyorum; çoğu izleyici farkında olmasa da resimlerimde her zaman kendime has bir dengeyi korumaya çalışmışımdır.

 http://www.lederniercri.org/catid/ichiba-daisuke-25.html

 sanatçının web-sitesi: http://bada.web.fc2.com

Aurélien Estager, 2007
Türkçesi: Erman Akçay

Gerçeklik dediğimiz, kusurlu bir fanteziler zincirinden başka nedir ki!

Nobu=Wataru Kashahara, Japon asıllı bir deneysel müzisyen ve eğer dokuz yüz sayfalık bir kitap yazmış olsaydı, eminim sayfa sayfa okurdum ve her cümlesinden ayrı bir t-shirt yapardım; hiç olmadı Magic 8-Ball için çeşitli cevaplara dönüştürürdüm.
Soru: Bilmem kim beni aldatıyor mu? Cevap: Ben sadece bir katalizörüm. Bütün saplantılar zaten uzayda mevcuttur.
Soru: Hangi mesleğe geçiş yapmalıyım? Cevap: Hayvan cesetleri ve çer çöp toplamak.

Yakışıklı biri olduğunu tahmin ediyorum, çünkü onu fotoğraflarda görmek kolay değil, bütün yakışıklı erkekler gibi o da kendini gizliyor Jared Leto gibi, değil mi? Ayrıca, bana yaptığı şeylerden nefret ettiğini de belirtti. İşte bu, tam da kimin tutkulu bir hayalperest olduğuna dair net bir işaret: Hayal güçlerinin ön gördüğü büyük idealleri gerçekleştiremeyişleri ve yetersizlik hissi, zamanla bastırılmış öfke ve zorlanmaya sebep olur.

Üstteki girişi kaleme aldıktan kısa bir süre sonra, Nobu fikrinin değiştiğini ve ‘nefret’e yönelik ifadesini değiştirmem için bana tekrardan yazdı:
“I am not to dislike drone/ harsh noise— I do not like ‘stylized’ easy drone/ harsh noise made for meditation or paralysis. A lot of they are! I want to pursue pure feeling of quality and movement of sound.”
“Drone/ Harsh’ı seviyorum fakat sırf meditasyon veya kendinden geçmek için stilize edilmiş, basit drone/ harsh’ı sevmiyorum. Bunlardan çok var! Ben, Ses’in kaliteli ve saf hareketlerini izlemekten zevk alıyorum.”

Nobu’nun neye benzediğini bilmediğim gibi, haftalar boyu ekstra sorular yöneltmeme rağmen adamın ne düşündüğü veya ne yaptığını da hala tam olarak anlayamamıştım. Dokuz ömür yetecek kadar deneysel müzik dinlemiş biri olarak ne yaptığı da açıkçası pek umurumda değildi fakat düşünceleri gerçekten ilginçti.

Vice: Size nasıl hitap etmemi tercih edersiniz? Nobu, Wataru veya Kasahara?

NOBU KASAHARA: Nobu Kasahara veya Wataru Kasahara/ Nov Embudagonn, Embudagonn108. Bu kelimeyi tuhaf bir imla ile yazıyorum, gizli bir isim.

(daha&helliip;)

Çizimlerimi yaparken içine günlük yaşamdan resimler koyuyorum, özellikle şiddet barındıran savaş konulu fotoğraf gazeteciliğinden, kapitalizmin dünyanın dört bir yanında neden olduğu yıkımdan. Çizimlerim bunların dışında bizim toplumumuzun depresyonu hakkında konuşur. Emekçi sınıfın yıkımı gerçekleşti, tüketildi. İnsanlar, böylesine şiddet barındıran bir toplumda, kolektif değişim umudundan yoksun bir şekilde, bireysel var oluş savaşı veriyorlar.

jeremy profit enteresan bir arkadaş. kendisini erman akçay’ın futuristika’da yayınlanan söyleşisi sayesinde tanımıştık – siz de tanıyın istedik. çizimlerinde ciddi anlamda şiddete odaklanmış vaziyette. şiddeti gündelik hayatın içerisine konumlandırması da güzel sorular sorduruyor. buyrun çizimler sizin;

jeremy profit
jeremy profit – tumblr

yıkım . destruction 2011

destruction

Yıkım/Destruction 2011, 2010 yaz aylarında ülkenin ilk kolektif-avangard inisiyatifi Sürrealist Eylem Türkiye içinde ekolojik yıkım, Maya takvimindeki 5. güneşin gelişi, küresel kapitalist hegemonyanın geleceği, 3. Dünya Savaşı, Babil kehanetleri üzerine başlayan tartışma ve bu süreçten çıkan çağrı metni ile yola çıkmış, tamamen bağımsız bir sergidir. Serginin konsepti doğrultusunda, yurtiçi ve dışından yaklaşık 60 sanatçının, çoğunluğu direkt sergi için üretilmiş ya da ülkede ilk sergilenecek yapıtlarından oluşmaktadır. Performans geceleri, tartışma metinleri, blog, forumlar, film gösterimleri ile beslenen bir kampanya olarak yatay bir biçimde örgütlenmektedir.

Sergi künyesi/Exhibition Description
Sergi adı/Exhibition Name: Yıkım 2011/Destruction 2011
Sergi tarihi/exhibition date: 12 Mayıs/27 Mayıs 2011
Koordinatörler/Coordinators: Alper T. İnce& Rafet Arslan
Açılış/Opening: 12 Mayıs saat: 18:30/ 12 May 6,5pm
After Party: saat:22:00/10pm, Peyote

www.destruction2011.com

Yan Etkinlikler/Supplementary Activities:
-Gösterim/Film-Video Screening: Yıkım Kadrajları-Destruction Frames/Yeşilçam Sineması (14 Mayıs 2011)
-Forum: Uluslararası Yaşayan Gerçeküstücülük Paneli – International Panel on Living Surrealism/ Depo (14 Mayıs 2011)
-Forum:Yıkım Tartışılıyor- Destruction is being discussed- Fırat Arapoğlu, Emre Zeytinoğlu, Murat Germen, Burçak Konukman, Rafet Arslan /Depo (21 Mayıs 2011)
perfomances, street actions…

Katılımcılar/Contributors
Ali Mete Sancaktaroğlu
Alt Komşu
Athens Sürrealist Group
Basako
Bora Şimşek
Bounty Kill Art Group
Burçak Konukman
Bülent Demirağ
Carlos Martins
Carmen Sober
Ceren Fındık
Eric Bragg
Erman Akçay
Fulya Çetin
Gaye Su Akyol
Grupo Surrealista del rio de la Plata
Hakan Gürsoytrak
Hakan Orman
Horasan
Hüseyin Uğur
İrfan Önürmen
Marina Grzinic& Aina Smid
Martin Sastre
Mert Ülkümen
Merve Morkoç
Murat Germen
Rad
Oy Dağlar
Özgür Çimen
Şakir Özüdoğru
Sarah Maple
Sedat Türkantoz
Serra Behar
SLAG
Stockholm Sürrealist Group
Sürrealist Eylem Türkiye (OnstOn, cins, Alper T. İnce, Rafet Arslan, Yaprak Gözeker, zozan gemilerördü, Fantom)
Tayfun Serttaş
Tolga Tüzün
Volkan Kaplan& A.Erdem Şentürk
Wide
Yeşim Şahin

Katalog Yazarları/catalogue writers:
Emre Zeytinoğlu
Fırat Arapoğlu
Rafet Arslan
Mattias Forshage