Bourdieu ve Berger: Bir Temsil Olarak Kadınlık

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, Eril Tahakküm’de şunları söyler: Kadınları, varlığı (esse), algılanan-varlık (percipi) olan sembolik nesneler halinde oluşturan eril tahakküm, onları daimi bir bedensel güvensizlik, hatta sembolik bağımlılık halinde tutmak gibi bir etkiye sahiptir: her şeyden önce başkalarının bakışı tarafından var edilir ve o bakış için var olurlar, yani sıcakkanlı, çekici ve el altındaki nesneler

Cinsiyet Hiyerarşisi

Tarihte farklı toplumlar farklı hayali hiyerarşiler benimsediler. Günümüzde Amerikalılar için çok önemli olan ırk, söz gelimi ortaçağdaki Müslümanlar için görece önemsizdi. Kast, ortaçağda Hindistan’da bir ölüm kalım meselesiyken, modern Avrupa’da söz konusu bile değildir. Neredeyse bilinen tüm insan toplumlarının hepsinde önemli bir yere sahip olan ise cinsiyet hiyerarşisidir. İnsanlar her yerde kendilerini erkekler ve kadınlar

toplumsal “cins”

Kadınların genel olarak erkeklerden daha az savaşması gerektiği, kadınlığın çıtkırıldım olmak üzerine yoğunlaştığı yorumlar hepimizin malumu. Geçenlerde biri bana “Sen on altı yaşından beri erkeksin. Çünkü 16 yaşından beri kendi ayakların üzerinde durabilmek için savaşıyorsun. Hayatına hükmediyor ve kendi kararlarını alıp uyguluyorsun” demişti. Bu yorumda toplumsal cinsiyetin ne kadar etkin olduğunu görebiliyoruz. Üstelik yorumu yapan kişi,

anarka-feminist manifesto

Dünyadaki kadınların çoğu kendi yaşamlarını ilgilendiren konularda alınan kararlar [üzerinde] hiçbir hakka sahip değiller. Kadınlar iki çeşit tahakküme maruz kalmaktalar: 1) insanların genel toplumsal tahakkümü, ve 2) cinsiyetçilik [ing. sexism] -cinsiyetleri nedeniyle [karşılaştıkları] tahakküm ve ayrımcılık. Tahakkümün beş ana biçimi var: İdeolojik tahakküm; katı kültürel gelenekler, din, reklamcılık ve propaganda yolu ile beyin yıkama [ing.