Menü Kapat

Etiket: enis batur

enis batur – göl yazı

her dilde pencereden bakılır, her dilde pencerenin baktığı söylenmez oysa; anadilimde pencerenin bakmak fiiliyle özne ilişkisine girmesi hem bir kıpırdanma uyandırır içimde, hem tedirginlik yaratır. arkasında kimse olmasa bile pencerenin kendi bakışına gönderme yapılması hayalet öykülerine, efsanelerine özgü bir durumu dayatır. kaldı ki kör pencere deyişi de durumu pekiştirecektir.

enis batur’un kıymeti bilinmeyenler listesinde olduğunu biliyoruz. belki kendisi de böyle bir liste yaptıysa – ki sanıyorum yapmıştır – enis batur ismini eklemiş olma ihtimali hayli yüksek. her durumda umuyorum gereken vakti ayırıyorsunuzdur kendisine ya da ayıracaksınızdır.

parçası olduğu ve ürettiği yüzlerce kitabın içerisinden karşımızda göl yazı var. çapraz ilişkiler kafesi ya da katır metin. kendisi gibi tanıtımı da kısa ve öz tutulmuş; “enis batur’dan, uyanık halde görülmüş düş sahnelerinin uyurgezer halde yazılmış versiyonlarından mürekkep bir anti-roman.” şu an okuduğunuz bu cümle ise biraz önce okuduğunuz tanıtım yazısına tekrar dönmeniz için size bir hatırlatma. kitap bir anti-roman ve batur’un nadir roman denemelerinden biri. roman başlayıp denemeye kayması belki anti-roman tanımıyla uyuşuyor. incelemeyi edebiyat tarihçileri yapsın.

gölyazı bu arada bursa merkeze 40 kilometre uzaklıkta, nilüfer belediyesi sınırları içinde bir mahalle. bir zamanlar apollon krallığı’nın başkentiymiş. esas adı apolyont da oradan geliyor. gölün içindeki adada kurulu apolyont, gölyazı olmuş. gölün adı da uluabat. kitapta geçen yazıevi/yazar evi de gerçekten mevcut. böyle bir şeyi belirtme ihtiyacı hissetmemiz ise enteresan.

biz susalım, siz kitaba odaklanın. arnold böcklin’in ölüler adasını da incelemeyi ihmal etmeyin.

Göl Yazı
Enis Batur
Sel Yayıncılık
2017, 151 sayfa
ISBN: 978-975-570-901-7

Enis Batur – Bu Kalem Melûn

siyaset ve medya:
gündem yorgunluğu:
ülkeye, yurttaşlara
böylesine yüklenmek
bir “hak” mı?

Bir Enis Batur kitabı. Okuduğumuz öncelikle yeni bir kitap değil “fevkalade genişletilmiş” 4. basımı. Evvelinde YKY tarafından basılmıştı. Kendisi hemşehrimiz (bknz. Eskişehir) olmak ile birlikte özel bir torpil geçmeden bugüne kadar ürettikleriyle herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde saygı duruşunda bulunulması gereken şahsiyetler listesinde üst sırada. Muhtemelen her güzel şey gibi aramızdan ayrıldığında kendisinin değerinin farkına varıyor olacağız.

bütün tiranlar bir gün gelir ölür, sorun “maliyet”tedir.

Kitaba dönecek olursak şahsen bir kitabı okurken üstünü karalamayıp notlar ve alıntılar için defterlerimi kullananlardanım. Bir kitabın beni ne kadar etkileyip etkilemediği de aldığım notların sayfa sayısıyla doğru orantılı olarak gelişiyor. “Bu Kalem Melûn” ise bir nevi Enis Batur’un not defteri. Fikirden çıkıp proje haline gelmiş kitaplarının bir listesi. Fazlasıyla ilham verici 66 projesi mevcut. Üstüne bir de “Fişler Kitabı” güzelliği var ki not defteri tutucuların hayran kalması mümkün.

Özetle Enis Batur’u zaten biliyorsunuz. Bu eseri ise kütüphanenizde bulundurmamanız büyük kayıp olur.

Bu Kalem Melûn
Enis Batur
Sel Yayıncılık
2017, 223 sayfa
ISBN: 978-975-570-851-5

Hadisebilim

Bir şeyi ise söyliyemeden geçemiceğim; sözgelimi Doğu’da bir adam tabancasını, tüfeğini göstermemek için çarşaf da giyebilir, peçe de takabilir. O zaman ona kadın mı diyeceğiz! Anadolu’da bir deyiş vardır, “dişi konuşacaksın”. Bu deyimi İstanbul kabadayıları da kullanırlar. Doğruyu söylemenin birçok yolu vardır; kimi zaman doğrudan doğruya söylersin ve bu zülfiyara dokunur, hemen kargınırsın; kimi zaman da alttan alır gibi davranarak, yani “dişi konuşarak” gerçeği söylersin, durum anlaşılıncaya dek sen kürsüden inip salondan çıkarsın.

Şiirler için sana bir şey söyliyeyim; değiştirim sanılan çok şey eski metinlerde değiştirim değildir. Sözgelimi halk ağzında fotoğrafın negatifine “Fotoğrafın Arabi” derler. “Yort Savul” da benim değiştirimim değildir, Yunus Emre’nin bir şiirinde ayniyle vardır. Ben Üsküdar’da Sultantepe’de otururken Ankara’dan Oğuz Onaran ile karısı Filiz ve iki oğulları geldiler; küçük çocuk “cehennet” diyormuş, bunu bana Oğuz’la Filiz söylediydi. Çocuklar kimi zaman gerçeği anlatabilirler. Bir Yahudi okulunda bir Yahudi çocuğa sınavda “Musa’yı anlat” derler. Karşılığı “piç”tir. “Aman oğlum hani onu Prenses Nil’de sepet içinde bulmuştu.” Çocuk “o prensesin kendi rivayeti” der.

Not: Fenomenoloji’nin Türkçesi Hadisebilim’dir.

Ece Ayhan

şenol erdoğan

şenol erdoğan. şu sıralar kaybedenler kulübü fragmanında “ne kulübü lan” diye bağıran kişi (filmi henüz izlemedim, başka neler söylüyor bilmiyorum). 6:45 yayın yönetmeni. underground poetix’in de doğal olarak editörü. türkiye’de sıkıysa yayınlayın lan denilen bir çok kitabın yayıncısı. şu dakikalarda radiofil server’ı bel verdiği için dinleyemediğimiz insan. ntvmsnbc bile röportaj yapmış biz niye yapmıyoruz demediğimiz insan tabii ki. o da güzel insanlardan. bu soruları 1 ay önce sorduk, pek güzel sebeplerden dolayı şimdi yayınlıyoruz.

kimdir?
şenol, üretmeyi seven, içinde kompleksler ve haset taşımayan ve bu sebepten de dünya insanıyla pek anlaşamayan; herşeyden önce bir “okur” sonra “yayıncı” ve “editör”.

neden?
üretim “iç”de başlar ve taşar, kendinizde tutamazsınız o denli çok ve güçlü olan şeyi.

düşlerde ne var?
daha huzurlu, madden daha rahat bir yayıncılık, daha çok kitap, daha fazla gülümseyen güzel “çocuk”, daha ucuz ve daha çok kitap kitap kitap…

ne yapmalı?
yapılan şeyden öte mi…bilemiyorum…elimden geleni yapıyorum, imkanlarım el verdiğince, bazan fazlasını-zorlayarak.
benim öyle “devrimsel” “değiştirme” arzularım vs yok. derin mevzular elbet, benim inanç sistemim: “olanın olması gereken, olacak olanında olmak zorunda olan olduğu” üzerine kuruludur.

ilham verenler?
en tabanda lise türkçe öğretmenim, sonra aziz nesin,ucuz romanlar, babam(genetik), sonrasında ilk başlarda: enis batur. en öenemlisi: AFA yayınlarıın kurucusu Atıl Abi (Ant), okuduğum tüm yazarlar, ilk tanıştığımda -92 senesi- Altıkırkbeş ve elbette Çaydamlı.

ne okuyalım?
maymun iştahlılıkla okuma serüvenine girilmediği sürece “gerçek okuma karakteri”nin oluşmayacağına inanırım, yoksa insan tonlarca şey içinden okuması gerekenleri okumak istediklerini nasıl anlayabilir ki zaman içinde.
ben herşeyden önce antropoloji ve anatomi diyorum, sonra tıp, edebiyattan önce hele!!!
ama ille de isim dersen Graiil Marcus Ruj Lekesi Ayrıntı Yayınları derim hep

ne dinleyelim?
ben noise, Burzum, Deicide ve Sex Pistols manyağıyımdır.
god speed you black emperor derim..

ne izleyelim?
bu sitedeki her şeyi:
http://thesoundofeye.blogspot.com/search/label/SHORT

bize ne sorarsın?
ben hep insanların sözde bir arada olduğunu iddia ederim, heleki son 5 yıldır artık söz de bile bi arada olamadıklarını görüyorum, neden sözde aynı ruhu taşıyan adamlar bile birbirini sikmeye çalışıyor bu ülkede, neden ılık kompleksinden geçilmyor, neden voltranı oluşturamıyoruz diye sorarım
<etilen>herkes sikinin derdinde olduktan sonra bir 5 yıl daha oluşturamayız derim</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup kendin cevaplar mısın?</etilen>
sıkıldın mı?
hayır!

türk edebiyatında futbol

turgut çeviker hazırlamış. can yücel, nazım hikmet, rıfat ılgaz, aziz nesin, cemal süreya, islam çupi, enis batur … içerikli 50 kadar şair ve yazarın eseri mevcut. abidin dino’nun çizimleri ise ayrı bir güzel. okuması çok keyifli. her kütüphaneye lazım.

türk edebiyatında futbol

ayrıca, cemal süreya’dan babı hakkı yazısı, isteyenler;

Şükrü’nün köşe vuruşu. Top döne döne, hiçbir oyuncuya değmeden kaleye giriyor. Fenerbahçe kalecisi Cihat Umarsız. Gol! Dönem, Beşiktaş’ın ve “emsalsiz” Hakkı’nın dönemi. Ama o golden sonra Baba Hakkı’nın sahanın bir yerinde Şükrü’yü kıstırdığı görülür: “Atacaksan doğru dürüst gol at!” Kornerden doğrudan atılan golde bir raslantı rüzgarı da sezmiş olacak… Ya da niçin kızmışsa işte,

İkinci bir olay Hakkı Yeten’i daha iyi açıklar. Suat Mamak’ın tanıklığı: Suat Galatasaray’dan Beşiktaş’a transfer olmuş. Ama son bir şampiyona maçı var iki takım arasında. Suat’lı Galatasaray çok etkili bir oyunla Beşiktaş’ı yenip şampiyon oluyor. Maç sonunda Beşiktaş soyunma odasına giren Suat’a şöyle diyor Hakkı Yeten: “Çok iyi oynamasaydın buraya giremezdin.”

Vodina’lı Hakkı. Son tulumbacı.

Tehlikeli melek. Altın yürekli ve çıkarsız haydut. “Yenilmez Armada”nın azıcık boydan kısa kaptanı. Lise yıllarında birçok kez seyretme olanağı bulmuştum Baba Hakkı”yı. Fenerli olduğum için çok ürkerdim ondan. Gittiğim Hakkı”lı maçların hemen hepsini kaybettik. Taş gibi adam kalmış belleğimde. Kendisi de anlatır anılarında, futbolun yanı sıra barfiks, güreş, boks da yapmış. Ama asıl heybeti hızından, inanılmazı gerçekleştirebilmesinden geliyordu.

Granit amatör. Elini beline koydu mu karşısındakilerin işi bitik.

1910 doğumlu. Halıcıoğlu Askeri Lisesi”nin kart öğrencisi. 9. sınıfta profesyonel de oldu. Diyelim ki profesyonel. Transfer ücreti de şu: Sivil lise giderleri (tramvay bileti, vb) kulüpçe karşılanacaktı.

Baba… Doğan Koloğlu”nun “baba” kavramı için getirdiği yorum çok ilginç. Ona göre Hakkı Yeten”in “baba”lığı “şambabalığı ve parababalığının uzlaşmaz karşıtıdır.” Gerçekten Hakkı”nın “baba” sanında bir yiğitlik, bir özveri de saklı ki hemen hiçbir futbolcuya nasip olmamış. Beşiktaş takımının tarihsel görüntüsünü de açıklar. Daha neler var bu adda: Hocalık, şövalyelik, tok söz, kurumlaşmış ağabeylik… Daha, daha: Sıkı denetim, içinde ürkü bulunmayan saygı, son ânı hiçbir zaman gündemden düşürmeyen gizilgüç, uyluğuyla top alan bıçkınlık, şıklığı dışlamayan sert oyun.

Ve kahraman şımarıklığı… Tribünlerdeki aykırı gösterilere, hatta belki kimi zaman hakeme karşı donunu indirip orasını da gösterebilmiştir. Sarışın bayan gazeteciyi Şükrü Enişte”ye havale ettiğini sezdirmiştir. Ama “Baba” imgesindeki büyük karizma her zaman çirkin görünmesini önledi onun.

Baba Hakkı hem başkan, hem kaptan, hem oyuncuydu. Aynı zamanda da seyirci. Hakemin ürküttüğü tek futbolcu da o oldu sanırım.

Beşiktaş”ın Mao Zedung”u.

Beşiktaş”a ne kaldı ondan? Tek kişiden kalabilen en çok şey… Bugün, Fenerbahçe”yi zaman içinde var olmuş birçok oyuncuyu yan yana koyarak tanımlayabiliriz. Galatasaray”ı da. Beşiktaş”ı ise yalnız onu düşünerek de açıklayabiliriz. Bu bir olay. Mutlaka bir adı olmalı.

Bulaşıcı güç.

İkinci devrede 6 gol atarak ve attırarak bir maçı 6-3 alabilen kaptan.

Beşiktaş, sermayesi insan olan bir kulüp. O yarattı bunu.

Bir Recep, bir Mehmet Ali, bir Lefter, bir Can, bir Metin… Bunları tek tek sanatçılar olarak anımsıyor kişi.

Baba Hakkı ise bir kurum gibi, bir ordu gibi, bir okul gibi… Tuhaf şey, çok büyük buluyorum, ama tek başına düşünemiyorum onu. Maksim”den, Kristal”den, Novotni”den, başka eğlence yerlerinden çıkmazmış. O yanını ise hiç düşünemiyorum.

Şükrü”sünü bulmuş bir Hakkı benim için çok büyük şey.

Beşiktaş bugün gerçek bir spor kulübü. Galatasaray daha da sağlam bir spor kulübü. Fenerbahçe ise bir türlü kulüpleşemedi. Beşiktaş”ınkini burada biraz da Baba Hakkı geleneğine bağlayamaz mıyız? Beşiktaş”la özdeşleşen ad. Yöneticilik, genel kaptanlık, başkanlık ve onursal başkanlık da yaptı kulüpte. Kulübüne böylesine damga vurmuş başka sporcu var mı ülkemizde?

Kurtuluş Savaşı tadı var Baba Hakkı adında. O da var.

Şemsiyesi koskoca bir palto. Çok da uzun geliyor ona.

23 Nisan 1989

 

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.