Etiket: enis batur

444

444, bir çağrı notu gönderdiğim -kendim dahil !- 30 davetlinin 25’inden gelen olumlu yanıtla yola koyuldu ve gerçekleşti. Neden çıkış noktasına kitabın açılış sayfasında yeralan fotoğrafı seçtiğimi soranlar oldu, okurlardan da merak edenler çıkabilir : 2020 ilkyazı herkes için bir kader-kısmet kuyusunu açmıştı – dibindeki aynaya bakanlar farklı imgeler görecekti.

EB

enis batur vakti zamanında fanzin olarak yapmak istediğimiz, yapmaya başlayıp sonrasında üşendiğimiz bir fikri, sel geceyarısı kitapları üzerinden gerçekleştirmiş. bunun tabii ki üşengeçliği belirtmek dışında bir anlamı yok. pandemi sonrası, kuşları, kafesi ve beyaz tavşanı ile bir ayvalık sokağında çekilmiş bir kader-kısmetçinin fotoğraf üzerine 444 kelimelik metinler var karşımızda, aşağıdaki kadronun yazdığı. fazlasıyla samimi, fazlasıyla yeterli. tek bir gecede okuduk. umarım siz de öyle yaparsınız.

Şavkar Altınel – Emre Ayvaz – Enis Batur – Yiğit Bener – Çağlayan Çevik – Oğuz Demiralp – Armağan Ekici – Gültekin Emre – Tuncer Erdem – İsmail Ertürk – İpek Göldeli – İzzet Göldeli – Murat Gülsoy – Tarık Günersel – Nilüfer Güngörmüş – Nilüfer Kuyaş – Murat Menteş – Sevin Okyay – Nihat Özdal – Ali Özgür Özkarcı – Levent Şentürk – Fatma Tülin – Orçun Türkay – Ertuğ Uçar – Doğan Yarıcı

444
kolektif
düzenleyen: enis batur
sel yayıncılık
2020, 108 sayfa

Rom Houben

Bilim dünyası ikiye ayrıldığında, ne birine inanmak durumundayız, ne öbürüne yarımların: Genel kabul görmemiş hiçbir tanıya, kanıya, görüşe bağlanamam ben, kırıntısı bile geçerli olsun şüphenin, batağına saplanmaya hazırımdır. Rom Houben değilse bir başkası, ‘locked in syndrome’ sularında yıllardır yüzedursun, gerçekten de herşeyi algılıyor olabilir bulunduğu noktadan — bu olasılık, açtığı pencereden geniş bir ufuk çizgisi çekiyor karşımda.

Uğraşım, işim, duruşum, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, boş durmaya alıştırmıştır beni. Her gün, durduğum yerde, oturduğum iskemlede, dışarıdan bakıldığında hiçbirşey yapmaksızın, süzülürüm. Bir dalgınlık türüne sokulabilir o hal, bir dalma biçimi olarak değerlendirilebilir; herkesin arasıra, kimilerinin sıklıkla yaptığını ben hemen her gün birkaç kez yapar, dakikalar boyu süren, bazan biriki saata yayılabilen bir seyre kendimi bırakırım.

Bu kesitlerin içinde, ortasındayken, herhangi bir dış müdahale odağımı değiştirmedikçe, kendine özgü bir yoğunlaşma hali oluşur. Şimdi buradayımdır, bambaşka bir zaman diliminde ve yerde. Yaşamadığım bir döneme, daha önce hiç gitmemiş olduğum bir diyara geçiş iznim vardır. Hızla takvim ve yerdeğiştirebilir, ileri geri hareket edebilirim kıpırdamaksızın, sıçrama yapabilirim. O ânın ve noktanın ortasında kalmayı da seçebilirim ama: Baktığımı görmekle yetinebilir, kendimi bir şimdide ayarlı bırakabilirim.

Rom Houben’den çok farklı bir koşulda olmamı iki temel özgürlüğüme borçluyumdur: Dilediğimde kalkar giderim oturduğum yerden, bir kısıtım yoktur diyemem belki, ama kısıtlarımın tümünü değilse bile önemlice bir bölüğünü ortadan kaldırma olanağına sahibimdir; bir de, lgıladıklarımdan, düşünce ve duygularımdan hareketle kendimi ifade etme özgürlüğüm devrededir: Dilersem konuşur, gövde dilimi kullanır, dilersem yazabilir, çizebilir, bambaşka bir ifade yoluna başvurabilirim.

Enis Batur / Rakım Sıfır

enis batur – göl yazı

her dilde pencereden bakılır, her dilde pencerenin baktığı söylenmez oysa; anadilimde pencerenin bakmak fiiliyle özne ilişkisine girmesi hem bir kıpırdanma uyandırır içimde, hem tedirginlik yaratır. arkasında kimse olmasa bile pencerenin kendi bakışına gönderme yapılması hayalet öykülerine, efsanelerine özgü bir durumu dayatır. kaldı ki kör pencere deyişi de durumu pekiştirecektir.

enis batur’un kıymeti bilinmeyenler listesinde olduğunu biliyoruz. belki kendisi de böyle bir liste yaptıysa – ki sanıyorum yapmıştır – enis batur ismini eklemiş olma ihtimali hayli yüksek. her durumda umuyorum gereken vakti ayırıyorsunuzdur kendisine ya da ayıracaksınızdır.

parçası olduğu ve ürettiği yüzlerce kitabın içerisinden karşımızda göl yazı var. çapraz ilişkiler kafesi ya da katır metin. kendisi gibi tanıtımı da kısa ve öz tutulmuş; “enis batur’dan, uyanık halde görülmüş düş sahnelerinin uyurgezer halde yazılmış versiyonlarından mürekkep bir anti-roman.” şu an okuduğunuz bu cümle ise biraz önce okuduğunuz tanıtım yazısına tekrar dönmeniz için size bir hatırlatma. kitap bir anti-roman ve batur’un nadir roman denemelerinden biri. roman başlayıp denemeye kayması belki anti-roman tanımıyla uyuşuyor. incelemeyi edebiyat tarihçileri yapsın.

gölyazı bu arada bursa merkeze 40 kilometre uzaklıkta, nilüfer belediyesi sınırları içinde bir mahalle. bir zamanlar apollon krallığı’nın başkentiymiş. esas adı apolyont da oradan geliyor. gölün içindeki adada kurulu apolyont, gölyazı olmuş. gölün adı da uluabat. kitapta geçen yazıevi/yazar evi de gerçekten mevcut. böyle bir şeyi belirtme ihtiyacı hissetmemiz ise enteresan.

biz susalım, siz kitaba odaklanın. arnold böcklin’in ölüler adasını da incelemeyi ihmal etmeyin.

Göl Yazı
Enis Batur
Sel Yayıncılık
2017, 151 sayfa
ISBN: 978-975-570-901-7

Enis Batur – Bu Kalem Melûn

siyaset ve medya:
gündem yorgunluğu:
ülkeye, yurttaşlara
böylesine yüklenmek
bir “hak” mı?

Bir Enis Batur kitabı. Okuduğumuz öncelikle yeni bir kitap değil “fevkalade genişletilmiş” 4. basımı. Evvelinde YKY tarafından basılmıştı. Kendisi hemşehrimiz (bknz. Eskişehir) olmak ile birlikte özel bir torpil geçmeden bugüne kadar ürettikleriyle herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde saygı duruşunda bulunulması gereken şahsiyetler listesinde üst sırada. Muhtemelen her güzel şey gibi aramızdan ayrıldığında kendisinin değerinin farkına varıyor olacağız.

bütün tiranlar bir gün gelir ölür, sorun “maliyet”tedir.

Kitaba dönecek olursak şahsen bir kitabı okurken üstünü karalamayıp notlar ve alıntılar için defterlerimi kullananlardanım. Bir kitabın beni ne kadar etkileyip etkilemediği de aldığım notların sayfa sayısıyla doğru orantılı olarak gelişiyor. “Bu Kalem Melûn” ise bir nevi Enis Batur’un not defteri. Fikirden çıkıp proje haline gelmiş kitaplarının bir listesi. Fazlasıyla ilham verici 66 projesi mevcut. Üstüne bir de “Fişler Kitabı” güzelliği var ki not defteri tutucuların hayran kalması mümkün.

Özetle Enis Batur’u zaten biliyorsunuz. Bu eseri ise kütüphanenizde bulundurmamanız büyük kayıp olur.

Bu Kalem Melûn
Enis Batur
Sel Yayıncılık
2017, 223 sayfa
ISBN: 978-975-570-851-5

Hadisebilim

Bir şeyi ise söyliyemeden geçemiceğim; sözgelimi Doğu’da bir adam tabancasını, tüfeğini göstermemek için çarşaf da giyebilir, peçe de takabilir. O zaman ona kadın mı diyeceğiz! Anadolu’da bir deyiş vardır, “dişi konuşacaksın”. Bu deyimi İstanbul kabadayıları da kullanırlar. Doğruyu söylemenin birçok yolu vardır; kimi zaman doğrudan doğruya söylersin ve bu zülfiyara dokunur, hemen kargınırsın; kimi zaman da alttan alır gibi davranarak, yani “dişi konuşarak” gerçeği söylersin, durum anlaşılıncaya dek sen kürsüden inip salondan çıkarsın.

Şiirler için sana bir şey söyliyeyim; değiştirim sanılan çok şey eski metinlerde değiştirim değildir. Sözgelimi halk ağzında fotoğrafın negatifine “Fotoğrafın Arabi” derler. “Yort Savul” da benim değiştirimim değildir, Yunus Emre’nin bir şiirinde ayniyle vardır. Ben Üsküdar’da Sultantepe’de otururken Ankara’dan Oğuz Onaran ile karısı Filiz ve iki oğulları geldiler; küçük çocuk “cehennet” diyormuş, bunu bana Oğuz’la Filiz söylediydi. Çocuklar kimi zaman gerçeği anlatabilirler. Bir Yahudi okulunda bir Yahudi çocuğa sınavda “Musa’yı anlat” derler. Karşılığı “piç”tir. “Aman oğlum hani onu Prenses Nil’de sepet içinde bulmuştu.” Çocuk “o prensesin kendi rivayeti” der.

Not: Fenomenoloji’nin Türkçesi Hadisebilim’dir.

Ece Ayhan

şenol erdoğan

şenol erdoğan. şu sıralar kaybedenler kulübü fragmanında “ne kulübü lan” diye bağıran kişi (filmi henüz izlemedim, başka neler söylüyor bilmiyorum). 6:45 yayın yönetmeni. underground poetix’in de doğal olarak editörü. türkiye’de sıkıysa yayınlayın lan denilen bir çok kitabın yayıncısı. şu dakikalarda radiofil server’ı bel verdiği için dinleyemediğimiz insan. ntvmsnbc bile röportaj yapmış biz niye yapmıyoruz demediğimiz insan tabii ki. o da güzel insanlardan. bu soruları 1 ay önce sorduk, pek güzel sebeplerden dolayı şimdi yayınlıyoruz.

kimdir?
şenol, üretmeyi seven, içinde kompleksler ve haset taşımayan ve bu sebepten de dünya insanıyla pek anlaşamayan; herşeyden önce bir “okur” sonra “yayıncı” ve “editör”.

neden?
üretim “iç”de başlar ve taşar, kendinizde tutamazsınız o denli çok ve güçlü olan şeyi.

düşlerde ne var?
daha huzurlu, madden daha rahat bir yayıncılık, daha çok kitap, daha fazla gülümseyen güzel “çocuk”, daha ucuz ve daha çok kitap kitap kitap…

ne yapmalı?
yapılan şeyden öte mi…bilemiyorum…elimden geleni yapıyorum, imkanlarım el verdiğince, bazan fazlasını-zorlayarak.
benim öyle “devrimsel” “değiştirme” arzularım vs yok. derin mevzular elbet, benim inanç sistemim: “olanın olması gereken, olacak olanında olmak zorunda olan olduğu” üzerine kuruludur.

ilham verenler?
en tabanda lise türkçe öğretmenim, sonra aziz nesin,ucuz romanlar, babam(genetik), sonrasında ilk başlarda: enis batur. en öenemlisi: AFA yayınlarıın kurucusu Atıl Abi (Ant), okuduğum tüm yazarlar, ilk tanıştığımda -92 senesi- Altıkırkbeş ve elbette Çaydamlı.

ne okuyalım?
maymun iştahlılıkla okuma serüvenine girilmediği sürece “gerçek okuma karakteri”nin oluşmayacağına inanırım, yoksa insan tonlarca şey içinden okuması gerekenleri okumak istediklerini nasıl anlayabilir ki zaman içinde.
ben herşeyden önce antropoloji ve anatomi diyorum, sonra tıp, edebiyattan önce hele!!!
ama ille de isim dersen Graiil Marcus Ruj Lekesi Ayrıntı Yayınları derim hep

ne dinleyelim?
ben noise, Burzum, Deicide ve Sex Pistols manyağıyımdır.
god speed you black emperor derim..

ne izleyelim?
bu sitedeki her şeyi:
http://thesoundofeye.blogspot.com/search/label/SHORT

bize ne sorarsın?
ben hep insanların sözde bir arada olduğunu iddia ederim, heleki son 5 yıldır artık söz de bile bi arada olamadıklarını görüyorum, neden sözde aynı ruhu taşıyan adamlar bile birbirini sikmeye çalışıyor bu ülkede, neden ılık kompleksinden geçilmyor, neden voltranı oluşturamıyoruz diye sorarım
<etilen>herkes sikinin derdinde olduktan sonra bir 5 yıl daha oluşturamayız derim</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup kendin cevaplar mısın?</etilen>
sıkıldın mı?
hayır!