Menü Kapat

Etiket: elias canetti (sayfa 1 / 2)

kum

Kumun tartışmamızla ilgili çeşitli nitelikleri vardır, ama bunlardan ikisi özellikle önemlidir. Birincisi parçalarının küçüklüğü ve aynılığıdır. Bu aslında iki değil bir niteliktir, çünkü kum taneleri küçük olduklarından aynıymış gibi algılanırlar. İkincisi kumun sonsuzluğudur. Kum  sınırsızdır; her zaman gözün görebildiğinden daha fazlası vardır. Küçük yığınlar halinde belirdiği yerlerde kum önemsenmez. Ancak sahillerde ya da çölde olduğu gibi tanelerinin sayısı sonsuz olunca kum gerçekten çarpıcıdır.

Kum sürekli yer değiştirir ve bu yüzden bir kitle simgesi olarak akışkan ile katı simgelerin arasında yer alır. Kum deniz gibi dalgalar oluşturur ve bulutlar halinde yükselir; toz incelmiş kumdur. Kumun düşman ve saldırgan nitelikli bir şey olarak insanın karşısına çıkması, tehlike oluşturması da önemlidir. Sayılamayacak kadar çok, homojen parçacıklardan oluşan çölün tekdüzeliği, göz alabildiğine uzanması ve yaşamdan yoksun olması neredeyse yenilmez bir güç olarak insanın karşısında yer alır. Kum tıpkı denizin yaptığı gibi insanı boğar; ancak bunu denizden daha haince yapar, çünkü daha yavaştır.

İnsanın çöldeki kumla ilişkisi onun giderek artan bir güçle minik düşmanlardan oluşan dev sürülere karşı sürdürdüğü mücadeleyi akla getirir. Kumun yıkıcı özelliği çekirgelere bulaşmıştır. Çekirgeler, kum gibi bitki örtüsünü kurutur ve ekip biçen biri olarak insan çekirgelerden kumdan korktuğu gibi korkar; çünkü bunlar arkalarında bir çöl bırakırlar.

Kumun nesillerin simgesi olması çok şaşırtıcıdır. Böyle bir simgenin pek çok örneği încil’de bulunabilir ve bu gerçek, insanın çok sayıda torununun olmasım şiddetle arzuladığını kanıtlar. Burada vurgu birincil olarak nitelik üzerinde değildir. İnsanların bir alay kuvvetli ve dimdik oğullarının olmasını diledikleri doğrudur, ama daha uzak bir gelecek, yani nesillerin yaşamının toplamı için bundan daha fazlasını isterler. Zürriyetlerinin bir kitle olmasını isterler; bildikleri en geniş, en sınırsız ve en sayılamaz kitle kumun oluşturduğu kitledir. Yeni nesillerin bireysel niteliğinin ne kadar önemsiz olduğu Çinlilerin benzer bir simgesinde görülebilir. Çinliler yeni nesilleri çekirge sürüsüyle bir tutarak sayılarını ve iç tutunumlarını insanın zürriyeti için bir model olarak yüceltirler.

Zürriyet için Incil’in kullandığı bir başka simge de yıldızlardır. Yıldızların da temel niteliği, sayılamayacak kadar çok olmalarıdır. Incil’de tek ve özel nitelikli yıldızların parlaklığından söz edilmez. Burada önemli olan yıldızların kalıcılığıdır; asla yok olmamaları, her zaman  orada olmalarıdır.

Elias Canetti

rüzgar

Rüzgârın şiddeti çeşitlilik gösterir ve şiddeti değiştikçe sesi de değişir. Yüksek ya da alçak sesle inleyebilir ya da sızlanabilir; çıkaramayacağı çok az ses vardır. Böylece, diğer doğal fenomenler hayatiyetlerini kaybettikten çok sonra bile, canlı bir şey olarak insanları etkiler. Sesinden başka, rüzgârın en çarpıcı özelliği yönüdür; rüzgâra adını verebilmek için hangi yönden estiğini bilmek gerekir. İnsan bütünüyle havayla çevrili olduğundan, rüzgârdan aldığı darbeler kendine özgü bir biçimde fiziksel bir şey olarak hissedilir. İnsan kendini bütünüyle rüzgârın içinde hisseder; rüzgâr her şeyi kendine toplar ve fırtınada ele geçirdiği her şeyi beraberinde sürükler.

Rüzgâr gözle görülemez; ama bulutlarda, dalgalarda, yapraklarda çimenlerde neden olduğu hareket, çoğulluğunu görünür kılar. Vedalar’ın ilahilerinde fırtına tanrıları ya da Marutlar her zaman çoğul olarak görünürler.

Sayılan üç kere yedi ya da üç kere altı olarak ifade edilir… Yaşlan aynı olan erkek kardeşlerdir, doğum yerleri ve evleri aynıdır… Marutlann çıkardığı ses gök gürültüsü ve rüzgârlann kükremesidir. Dağların sarsılmasına, ağaçların sallanmasına neden olurlar ve vahşi filler gibi ormanları yiyip yutarlar. Sıklıkla ‘şarkıcı’ olarak adlandırılırlar; rüzgârın şarkı söylemesi. Aslanlar gibi kudretli, saldırgan ve korkunçturlar; ama aynı zamanda çocuklar ya da danalar gibi oyuncudurlar da.

Rüzgârla nefesin çok eskilere dayanan özdeşliği rüzgârın ne denli yoğun hissedildiğinin kanıtıdır; rüzgârda nefesin yoğunluğu vardır. Öte yandan gözle görülemez oluşu görünmez kitleleri ve elbette ruhları temsil etmesini sağlar. Görünmez kitleler fırtına gibi, vahşi bir kalabalık gibi kükreyerek gelir; ya da Eskimo Şamanı’nın aktardığı düşündeki gibi kaçış halinde ruhlardır.

Bayraklar görünür kılınmış rüzgârdır. Bayraklar bulutlardan kesilmiş, onlardan daha yakın, renkleri daha çeşitli, göndere çekilmiş ve sabit bir şekil verilmiş parçalar gibidir. Sallanırlarken gerçekten alımlıdırlar. Uluslar bayrakları, sanki rüzgâr parçalara ayrılabilirmiş gibi, üstlerindeki havanın kendilerine ait olduğunu işaretlemek için kullanırlar.

elias canetti

deniz

Deniz çoğul niteliklidir, hareket eder, yoğundur ve iç tutunumu vardır. Çoğulluğu sonsuz sayıdaki dalgalara dayanır. Dalgalar denizdeki insa­nı her yönden kuşatır. Dalgalann hareketlerinin aynılığı boyutlarının farklılığına mani değildir. Dalgalar hiçbir zaman büsbütün kıpırtısız değildir. Hareketlerini dışandan esen rüzgâr belirler; dalgalar rüzgârı emriyle şu ya da bu yöne çarparlar. Dalgaların yoğun iç tutunumu kit­le içindeki insanın çok iyi bildiği bir şeydir. Diğerlerine sanki kendileriymişlercesine, kendisiyle diğerleri arasında hiçbir mutlak ayrım yok­muşçasına yaslanır. Bu uyumdan kaçmanın hiçbir yolu yoktur; böyle­ce sonuçta oluşan hız ve kuvvet duygusu bütün birimlerce hep birlikte yaratılan bir şey olur. İnsanlar arasındaki bu birbirine tutunmanın öz­gül doğası bilinmez. Deniz bunu açıklamasa da dile getirir.

Denizdeki tek çoğul unsur dalgalar değildir. Aynca tek tek sudam­laları vardır. Bunların yalnızca yalıtıldıklarında, birbirlerinden aynl-
dıklarında damla oldukları doğrudur. Bu damlaların küçüklükleri ve tekillikleri güçsüz görünmelerine neden olur; damlalar neredeyse hiç­bir şeydirler ve izleyende acıma hissi uyandınrlar. Elinizi suya sokun, çıkarın, damlalann tek tek ve güçsüz bir biçimde elinizden kayışını seyredin. Sanki bu damlalar, birbirinden umutsuzca aynlmış insanlar­mış gibi, acıma hissi duyarsınız. Ancak artık sayılamayacak kadar çok olduklarında, yine bir bütünün parçası olduklarında önemsenirler.

Denizin, çok değişken ve hemen hemen her zaman işitilebilen bir sesi vardır. Kulağa binlerce sesmişçesine gelen bir sestir bu. Bu sese
sabır, acı, öfke gibi pek çok şey atfedilmiştir. Ancak bu sesin en etki­leyici yanı ısrarcılığıdır. Deniz asla uyumaz; yıllar, on yıllar ve yüz yıl­lar boyunca, gece gündüz sesini duyurur. Gücü ve öfkesi, bu nitelikle­ri bir dereceye kadar taşıyan bir olguyu yani kitleyi getirir akla. Ancak denizin bir de kitlenin yoksun olduğu bir sabitliği vardır. Deniz her za­man oradadır; zaman zaman giderek gözden kaybolup yok olmaz. Var­lığını korumak bir kitlenin, sonuçsuz da olsa en büyük arzusudur; bu arzu denizde gerçekleşmiş görünür.

Deniz her şeyi bağnna basandır; asla doldurulamaz. Dünyadaki bü­tün akarsular, nehirler ve bulutlar, bütün sular denize aksaydı yine de denizin suyunu artıramazlardı; deniz değişmeksizin kalırdı; onun hâlâ aynı deniz olduğunu duyumsardık. Böylelikle boyutlanyla da, sürekli büyümek ve deniz kadar büyük olmak isteyen, bunu başarmak yolun­da giderek daha çok insanı içine alan kitle için bir model işlevi görür. “Okyanus” sözcüğü, denizin vakur itibannın nihai ifadesidir. Okyanus evrenseldir, her yere ulaşır, bütün karalara değer; eski insanlar dünya­nın okyanusun üzerinde yüzdüğüne inanırlardı. İlk ve son kez okyanu­su doldurmak mümkün olsaydı, kitlenin kendi doyumsuzluğuna, gide­rek daha çok, daha çok insanı içine almak anlamına gelen o en derin ve karanlık dürtüsüne ilişkin hiçbir imgesi kalmazdı. Okyanus, kitle­nin gözlerinin önünde, evrenselliğe doğru kendi zaptedilemez itkisinin mitsel doğrulanışı olarak uzanır.

Demek ki denizin duygulan değişebilir: yatışabilir, tehdit edebilir ya da fırtınalar halinde patlayabilir. Ama o hep oradadır. Onun nerede olduğu bilinir; açık ve barizdir; daha önce hiçbir şeyin bulunmadığı bir yerde aniden belirmez. Aç bir kurt gibi olmadık yerden insanın üstüne atlayan ve bu yüzden her yerde beklenebilen ateşin gizeminden ve birdenbireliğinden yoksundur. Deniz yalnızca var olduğu bilinen yerde beklenebilir.

Gene de denizde bir gizem, birdenbirelikte yatan bir gizem değilde, içerdikleri ve üzerini örttükleriyle ilgili bir gizem vardır. İçini dol­duran yaşam, bariz değişmezliği kadar onun parçasıdır. Yüceliği, içer­dikleriyle, içinde gizlenen çok sayıda bitki ve hayvanla zenginleşir.

Denizin iç sınırlan yoktur, halklara ya da ülkelere ayrılmamıştır. Her yerde aynı olan bir tek dili vardır. Bu nedenle onun dışında tutulabile­cek bir tek insan yok gibidir. Bildiğimiz herhangi bir kitle türüne tam olarak denk düşemeyecek kadar kapsayıcıdır, ama durulmuş insanlığın imgesidir de; bütün yaşam onun içine akar ve o bütün yaşamı içerir.

Elias Canneti

yağmur

Dünyanın her yerinde, özellikle de nadir görüldüğü yerlerde, yağmur, yağmadan önce bir bütün olarak duyumsanır. Bir bulut olarak yaklaşıp gökyüzünü kaplar; yağmur yağmadan önce hava kararır ve her şey gri­liğe boğulur. O sırada, yağmur boşalmak üzereyken, gerçekten yağdı­ğı zamankinden daha çok bir bütün olarak duyumsanır; çünkü çoğu za­man şiddetle hasreti çekilmiştir ve kelimenin tam anlamıyla hayati önemi olabilir. Ancak duasına çıkıldığında bile her zaman ortaya çık­maz; büyü yardıma çağrılır; yağmuru çekmenin çok ve çeşitli yöntemi vardır.

Yağmur damlalar halinde yağar. Pek çok damla vardır; bunlar gö­rülebilir; hareketlerinin yönü de tek tek fark edilebilir niteliktedir. Bütün dillerde yağmurun yağmasından düşmek diye söz edilir. Yağmur paralel çizgiler olarak görülür ve düşen damlaların sayısı yönlerinin birörnekliğini vurgular. İnsanı düşüşten daha fazla etkileyen başka hiçbir hareket yoktur; düşmeyle karşılaştırıldığmda diğer bütün hareketler önemsiz ve ikincil görünür. Çok erken çağlardan itibaren düşmek insa­nın en korktuğu şeydir; insanın hayatta, karşısında savunmaya geçtiği ilk şeydir. Çocuklar düşmemeyi yavaş yavaş öğrenirler; düşmek belir­li bir yaştan sonra, aptalca ve tehlikeli olur. İnsanın tersine, yağmur düşmesi gerekendir ve bu kadar sık ve bu kadar çoğulluk içinde düşen başka hiçbir şey yoktur.

Düşüşün ağırlığının ve sertliğinin düşen damlalann sayısıyla azal­ması olasıdır. Damlaların yere çarpışı işitilebilen hoş bir ses çıkarır. Damlalar cildin üzerinde hissedilebilir; bu da hoş bir duygudur. En azından üç duyu, görme, işitme ve dokunma, yağmurun deneyimlenmesinde yer alır ve bütün duyular için yağmur çoğul niteliklidir. İnsanın kendisini yağmurdan koruması kolaydır. Ancak nadiren ciddi bir tehlike oluşturur; çoğunlukla yararlı ve bütün insanlan saran yoğun bir şeydir yağmur.

Yağmur damlalarının yarattığı etkide bir aynılık vardır. Düşüşleri­nin paralel çizgiler halinde oluşu, gerek seslerinin gerekse cilt üzerin­de bıraktıklan ıslaklığın birömekliği, bu aynılığı vurgulamaya hizmet eder.

Yağmurun yoğunluğu değişkendir. Yağmur şiddetli ya da hafif ola­bilir; düşen damlalann sayısı da dalgalanmalar gösterir. İnsan hiçbir şekilde giderek artacağına güvenemez; tersine sona ereceğini ve dam­lalann toprakta iz bırakmadan yok olacağını bilir. Yağmur bir kitle simgesi olduğunda, ateş’te olduğu gibi öfke ve karşı konulmaz artış aşamasını temsil etmez. Deniz kadar sabit de de­ğildir ve nadiren deniz kadar sonu gelmez bir nitelik taşır. Yağmur de­şarj anındaki kitledir ve kitlenin çözülmesini temsil eder. Zamanı ge­lince bulutlar yağmurun içinde çözünür; damlalar düşer; çünkü artık bir arada duramazlar ve tekrar birleşip birleşmeyecekleri ya da ne za­man birleşecekleri açıkça belli değildir.

Elias Cannetti

elias canetti – sinek azabı

adlandırmak, insanın büyük ve ciddi tesellisidir.

yağmur beni mutlu ediyor, sanki dünyaya kolay ve acısız gelmişim gibi.

haklarında hiçbir şey bilmediği insanları çaresizce arayıp duruyor.

yalnızca bir kuyrukluyıldızın altında kıyafet değiştiren kız.

bir insanı yok eden bir renk.

güneşte kötü ve çirkin hale gelen insanlar.
soğuğun ve karanlığın iyi geldiği insanlar.

tekrarlayarak değersizleştirme. tekrarlayarak heyecanlandırma?

hayvanlarda ulaşılamaz olan şey: onların insanı nasıl gördüğü.

aradaki her şeyi bilen filozoflar

esaslı bir not defterine sahip olmanın önemini sadece düzenli not alanlar bileceğine inananlardanım. kişinin notlarını okumak, kendisini tanımak adına kullanabilecek en muhim araçlardan biri olabilir. dolayısıyla not alınız ve not defterlerinin kıymetini biliniz hatırlatmamızı bir kere daha yapmak isteriz.

not defteri demiş iken takdir ettiğimiz insanlar listesinde yer alan elias canetti’nin not defterine de oldukça saygı duyacağımızı tahmin etmeniz zor olmayacak. sinek azabı ya da canetti’nin yıllardır aldığı notlar, daha önce yayınlanmamış aforizmalar, hatıralar, alıntılar ve düşünceler kendisin tanımaya, kendisini daha iyi anlamaya fırsat veren harika bir özet olmuş.

9 bölümlük bu eserde işlenen konuların başında dil, iktidar, ölüm ve yalnızlık geliyor. bizim her bir bölümden aldığımız notların bir kısmını yukarıda siz okudunuz. bakalım siz hangi notları alacak ve paylaşacaksınız?

sinek azabı
elias canetti
türkçesi: necati aça
Sel Yayıncılık
2017, 131 sayfa
ISBN: 978-975-570-903-1

elias canetti – saatin gizli yüreği

Notlar, insanın içinden geldiği gibi kaleme alınan, birbiriyle çelişen yazılardır. Kimi zaman dayanılmaz bir gerilimden, ama çoğu kez de aşırı bir hafife almaktan kaynaklanan esintileri içerir… İnsan çok yönü, binlerce yönü bulunan bir varlıktır – en büyük şansı ve mutluluk kaynağı da budur. Kendini amacının kölesi gibi hissettiği anlarda, insana yardımcı olabilecek tek çare vardır: Eğilim ve yeteneklerinin çokyönlülüğüne boyun eğip, kafasından geçenleri hiçbin ayıklama yapmaksızın kağıda dökmek. Sanki hiçbir yerden gelmiyormuş, hiçbir yere de götürmüyormuş gibi çıkmalıdır bunlar ve yazılanlar çoğunlukla kısa, ani, denetimden uzak, işlenmemiş, iddiasız ve amaçsız olacaktır. Başka zamanlar bir sıkıdüzen içinde çalışan kalem sahibi kısa bir süre için esintilerinin gönüllü oyuncağı olur. Kendisinden kaynaklanabileceğini asla akla getirmediği, geçmişine, inançlarına, dahası biçemine, utanma duygusuna, gururuna ve başka zamanlar büyük bir dirençle savunduğu doğruluğuna ters düşen şeyler yapar. Sonunda, bütün bunları başlatmış olan baskı kalkar ve insan hafifleyip, bir tür mutluluk duygusu içerisinde en gelişi güzel biçimde not düşebilir. En iyisi böylece oluşanı – bu yoldan çok yazı oluşur – hiç göz önüne tutmaksızın bir yana bırakmalıdır. Uzun yıllar boyunca bunu yapmayı başarabilen insan bu tür notlar için hayat damarı anlamına gelen doğallığa beslediği güveni korumuş olur; çünkü bu güven bir kez yitirildi mi, sözü geçen notları tutmak da artık bir işe yaramaz.

elias cannetti avusturyalı nobel edebiyat ödüllü romancı, oyun ve deneme yazarı. daha ziyade “körleşme” ve “kitle ve iktidar” kitaplarıyla tanınıyor. kendisinin mezarı james joyce’unkiyle yanyana diye de magazin bilgilendirmemizi yapalım. “körleşme” ile “kitle ve iktidar” muhakkak okunması gereken kitaplar listesinde ön sırada olması ile birlikte notlar’da bu listede geride kalmıyor. özellikle düşünmeye sevkeden kitaplara duyduğumuz saygıdan ötürü yazlık okuma listenize alabilirsiniz. kendinizden bir parça bulacağınız gibi kendinizi sorgulamayı da ihmal etmeyeceksiniz.

Saatin Gizli Yüreği
Elias Canetti
Çeviren: Ahmet Cemal
Sel Yayıncılık
2015, 189 sayfa
ISBN: 978-975-570-734-1

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.