Etiket: elhamdülillah

Pazar Ayinleri – 13. Mektup

ÇÖKÜŞ ÜZERİNE

Hamd alemlerin Rabbine mahsustur.

Zihnimizde çakan şimşeklerin yıkıcı aydınlığında bir görünüp bir kaybolan, şakacı cinlerin kurgucusuna mahsustur hamd. Diz çökün. Avuç içlerinizi nemli toprağa yaslayın ve durun. Yaklaşmakta olanın uğultusunu. İş makinalarınızın, cep telefonu melodilerinizin, motor homurtularınızın, topuk tıkırtılarınızın ötesinden. Üzerinize üzerinize. Umursamadan. Durup dinlenmeden. İnsaf göstermeden veya aman vermeden. yalnızca tüm sahiplerini gömmeyi becerebilenlerin duyabileceği o uğultuyu duyun. Gökdelenlerinizin bacalarını kaplayan yeşil bacaklı örümcekler gelsin aklınıza. Tam ortopedik yataklarınıza çöreklenen engerekler. Ofislerinizi istila eden çıplak iblisler. Güle oynaya ırzınıza geçecekler. Bana inanın. Yalvarırım. Hazır olmak zorundasınız. Temizlenmiş. Hafiflemiş. Kuvvetlenmiş halde. Elektromanyetik spektrumdaki frekansınızı keşfetmiş olarak. Uyanmış. Aydınlanmış. Çıplak. Tüm o dünyevi öteberiyi sırtınıza yüklemişken ne kadar uzağa kaçabilirsiniz? Gözlerini alemlerin bağırsıklarında bum bum patalayan zehirli balonların radyoaktif seraplarıyla bağlanmışken önünüzü nasıl görebilirsiniz? Ruhunuza bulaşmış onca pislikle beraber, nasıl tutabilirsiniz, kafanızı, suyun üzerinde?

Hamd alemlerin rabbine mahsustur.

Yağmurlu ikindi vakitlerinde terk edilmiş beton santrallerinin asık suratlı öfkesini pekiştiren sahipsiz baretlerin koruyucusuna mahsustur hamd. Derin bir nefes alın. Düşüşü tadacaksınız. Her canlı düşüşü tadacaktır? Öyle değil mi? Bizim tattığımız gibi tadacaksınız düşüşü. Tüm gözler üzerinize dikilmişken ve tam da inanmışken. Kontrolü ele geçirdiğinize. Allah korusun deyin. Dizginleri gevşetin. asansör kabinlerinin bile emrinize itaat etmeyeceği günle karşılaşmak zorunda kalacaksınız zira. Yazdığınız tüm algoritmalar dağılacak. Kahraamanlarınız terkedecek sahneyi. Çürüyüp rüzgara kapılacak hikayeleriniz. Ruhunuzu kurtarmalısınız. Maun masaların, emir komta zincirlerinin, koordinasyon merkezlerinin, yönetim kurulu tutanaklarının, koşu bültenlerinin, sepetteki yumurtaların ve polietilen hücrelerin anlamsızlığında boğulmak istemiyorsanız. Ömrünüz boyunca üzerinize geçirdiğiniz tüm o kimliklerin dirilip boğazınıza basmasını istemiyorsanız. Zaman dönüp dolaşacaktır nihayetinde. Siz inansanız da inanmasanız da dönüp dolaşacaktır zaman. Düşüş başladığında yüreğinize fazladan bir kuş tüyünün yüklenmesine bile tahammül edemeyecekken, kurtuluşla nimetlenmenin hayalini kurmak niye? Neyinize? Bilebilseydiniz keşke.

Hamd alemlerin Rabbine mahsustur.

(daha&helliip;)

Pazar Ayinleri – 9. Mektup

Güvercin Yumurtaları ve Alemlerin Uğultusu Üzerine

Tamamlanmadan terk edilmekle nimetlenmiş apartmanların çatı katlarında çatır çatır çatırdaya çatırdaya çatlayan güvercin yumurtalarından yayılan enerjinin titreşimini hissedin. Kasıklarınızda. Binlercesini birden. Ve aynı anda. Bum! Buradayız.  Asfalt zeminden dokuz kat yukarıda. Beton kolonlar ve demir iplerle örülmüş bu mağaralar sisteminin tepesinde. İstihare uykusunda. Yeşil ve kırmızı. Kıyamet frekansları. Tatmamız ve tatmamamız gereken tüm gerçekliklerin tozuna bulanmış parmaklarımızı dudaklarımızın üzerinde gezdire gezdire. Besliyoruz bağışlanmış deliliğimizi. Biz inananlar! Pıt pıt pıt. Karanlığa merhaba diyen güvercin yavrularını ısıtabilmek için tutuşturduğumuz ateşi mandalina kabuklarıyla canlandırıp hep bir ağızdan elhamdülillah diyoruz. Dokuz kat aşağıya yuvarlanan kelimelerimiz kimsesiz koridorlarda yankılanıyor. Asma kilitlere çarpa çarpa. Her biri üçer nefeslik ömre sahip düşsel kıvılcımlar saça saça. O kıvılcımların üçer nefeslik aydınlığına yüzlerini ekşiten göçebe meleklerin aminleri tırmanıyor böylece yukarıya. Dokuz kat. Paslaşıyoruz.

Dinleyin, size nasıl başlayacağını anlatıyorum. Biz yavru güvercinlerimizin kulaklarına eşyanın isimlerini fısıldarken mesela. Gözlerinizi kocaman açıp yatak odalarınızın kızılcık şerbeti rengindeki duvarlarında beliriveren kelimeleri göreceksiniz. Bir Cuma sabahında. Gözler parlamalı! Tanrı alemleri yaratmak üzere! Duvarlarınıza tırmanacak kertenkelelerin kutsal kuyrukları! Buz gibi nefesleriyle tıraşlı yanaklarınızı yalayacak mütebessim tabancalar bulacaksınız veya çorap çekmecelerinizde. Doğrudan sistemi sıfırlayabilmeniz için.  Büyülü patikalar açılacak önünüzde. Konut kredisi taksitlerini denkleştirebilmek maksadıyla iştirak ettiğiniz toplu tecavüz seansları sırasında, şöyle bir nefeslenip kıçınızı kremlemek için sığındığınız tuvalet kabinlerinin tavanlarında. İçine yıldız tozu rendelenmiş minik poşetler bitiverecek ceplerinizde. Bir iki üç nefes.  C17H21NO4. Bir daha geri dönmek zorunda kalmayın diye o masaların başına. Adımlarınız hafiflesin, kanatlansın diye ruhlarınız. Zira fazla ağırsınız. Ama takmayın bundan sonra kafanıza. Yavru güvercinlerimizle beraber, hepinizi önüne katıp hiçliğin çeperine dek sürükleyecek tufanlar dokuyoruz.

O çeperin ötesinde sınırsız bir tamamlanmamışlık hali karşılayacak sizi. Alemlerin uğultusu kulaklarınızda. Çatır çatır çatırdaya çatırdaya çatlayan güvercin yumurtalarından yayılan enerjiyle efsunlanmış vaziyette. Ve karanlık bodrum katlarında inzivaya çekilmiş göçebe meleklerce okunan muskalar olacak tutsak boyunlarınızda kravat niyetine. Reductio ab absurdum. Yarı saydam koltuklarınıza kurulup arkada bıraktığınız yaşamların üzerinden geçeceksiniz. Parmak hesabı yapa yapa. İstediğiniz tek şey, uç uca eklenmiş sahnelerdi ya eskiden. Hüküm hakkı sizdeyken. Çözümlenebilir mantık silsileleri etrafında şekillenen hikayelerdi ya hani. Serimi, düğümü ve çözümü keşfetmiştiniz ya. Tek tek parlayıp sönen mikro mucizelere kör kalmanız ondandı. Oysa şimdi. Yalnızca. Çırpılan kanatların hışırtısı, çatlak pencerelerden süzülen gün ışığı, dalga dalga kıvrıla büküle tavana yükselen duman, kum taneleri, sahipsiz kahkahalar, iç çekişler, ezan sesleri, çıtırdayan tohumlar var. Hep daha derine inecek yollar ve tamamlanmayacak hiçbir çember. Doğmadan sönmüş takımyıldızların tortusu çökecek üzerinize. Rengarenk.

(daha&helliip;)