Menü Kapat

Etiket: eğitim (sayfa 1 / 3)

captain fantastic – 2015

“eğer hiç umut olmadığını farz edersen, hiç umut olmadığını garantilemiş olursun. eğer özgürlük için bir iç güdün olduğunu farz edersen, bir şeyleri değiştirme şansın olur. daha sonra dünyayı daha iyi hale getirmek için katkıda bulunma şansın var.”
– noam chomsky

nicedir film paylaşmayı atlamışız, geri dönelim. milli “eğitim” bakanlığı evrim teorisini müfredattan çıkarmaya çalıştığı ve muhtemelen çıkaracağı, halkın muhtemelen %90’ında evrim’i maymundan gelmekterdir dışında ikinci cümleyi söyleyebilecek kapasitede olmadan yoktur dediği günümüzde az da olsa içimizi ısıtan bir film “captain fantastic”. filmin yönetmeni ve yazarı ise matt rose. alternatifler, sistemin dayattıklarının karşısında durma ve eğitim sistemi gibi bir çok konuyu sorgulatıyor. bernard shaw’un “eğitime okul yüzünden uzunca bir süre ara vermek zorunda kaldım.” sözlerini de hatırlatarak muhakkak izlemelisiniz diyoruz. noam chomsky günleriniz kutlu olsun!

captain fantastic – imdb
captain fantastic – torrent

bir kadınla sevişirken nazik ol ve onu dinle.
onu sevmesen bile ona karşı saygılı ve haysiyetli ol.
her zaman doğruyu söyle.
her zaman hayallerinin peşinden git.
her gününü son gününmüş gibi yaşa.
tadını çıkar.
maceracı ol, cesur ol, fakat tadını çıkar. zaman hızlı akıp gidiyor.
sakın ölme.

Eğitimin Pornografisi

Ben yasal kurallara anlamlı oldukları sürece tam olarak uyarım
ama aşılmışlarsa ya da anlamsızlarsa onlarla mücadele ederim
William Reich

Bilgi geçmiş zamanlarda çok zor bulunan ve etrafına iletişim araçları ile yayılmasının kolay olmadığı, günümüz dünyasının gerisindeydi. Bu nedenle insan mühendisine duyulan ihtiyaç iki katıydı. Bir çocuk bilgiye duyulan açlığını gidermeye çalışırken, yalnız başına nefes alamazdı, mutlak bir bilene danışıp uzun bir eğitimin ardından kendi yolunu çizmeye çalışırdı. Bu zaman dilimindeki uzman sayısı, hem bilgi ve beceri anlamında yeterli düzeyde hemde nadir bulunan kimselerdi. Günümüzde ise insan mühendisi sayısı arttığı gibi, bilgi düzeyi ve beceriksiz eğitim anlayışıda baş gösterdi. Bunun en büyük sebebi eğitimin parasal bir değere karışmasıydı.Gerek şehrin kalkınması, gerek eğitim endüstrisinin kazanması gibi bir çok parasal değer içerikli düzlemi sayabiliriz.

Zaman bilgiyi daha geniş bir alana yaymakla birlikte bu değerli bilgiyi parasal bir yatırım aracına dönüştürdü. Yeni dünyada, herşeyin alınıp satıldığı bilgi, yüksek fiyatlara alıcı buluyor ve liyakat ile makam elde ediliyordu. Eğitim hakkı eşit söylemleri ile çarpıtılmış bilinç sağlanıyor, verilen eğitimin okuluna göre fiyat biçiliyordu. Peki okulların koyun sürüsü gibi etrafa yayıldığı çevremizde, gerekli olan bilgi akışını sağlandığı doğru mudur? Bu okullardaki her insan mühendisinin kendi sınırlarını aşmak yerine, yaptığı tek şey; oturduğu makamın zevkini çıkartması ve öğretmek yerine sayılara bağlı cezai yöntem uygululamasıdır. Sanırım sorunun cevabını vermiş bulunmaktayım.Bu sistem ilk okuldan başlayıp günümüz üniversitelerini kapsayan aynı manzarayı içermektedir.

Bizlere ezberci sistemi öğretip sonra kendi öğrettiğine not veren bir yapı, taşlanması gerekirken halen daha devam eder niteliktedir. Bu sistemin kobayı olan öğrenciler ise ‘’eti senin kemiği benim’’ mantalitesi ile devam ettikleri için, öğretene saygıdan ziyade huşu ile bakarak boyun eğerler. Öğrenciyi aşağılayan ve özgüvenini kıran bu yapı ile ancak otodidakt (Öz eğitimcilik) sistemi ile başa çıkmak mümkündür. Günümüz dünyasını küresel köy diye nitelendiren Kanada’lı yazar Marshall Mcluhan, elektronik iletişimin yaygınlaşmasıyla birlikte, dünyanın küçük bir topluluk olacağına inanmıştı. Bu yüzden bilgiye çok kolay kavuşulan bu durumda canlı bir öğreticiye ihtiyaç duyulmaması olasıdır. Üstelik bu zengin içerikli, sosyal ağların olmadığı dönemde öz eğitim yolu ile bir çok bilgin yetişmiştir. Örneğin: Albert Einstein, George Bernard Shaw, Karl Popper, Friedrich Nietzsche bunlardan yalnızca bir kaçıdır. Bilgi istenildiği zaman asla engel tanımaz. Hiç değilse öz güveni kıran bir sistemden ziyade yalnız başına kendi ayaklarının üzerinde durabileceğin bir yapı akla ve duygulara daha iyi hizmet eder.

Devam

hayalci bauhaus’un oluşumu üzerine notlar

Bauhaus neydi?
Bauhaus şu sorunun yanıtıydı: Makine çağında yerlerini almaları için sanatçıların nasıl bir “eğitim”e ihtiyaçları var?

Bauhaus nasıl uygulamaya geçirildi?
Almanya’da, ilk önce Weimar’da ve ardından ise Dessau’da bir “okul”da uygulamaya geçirildi. Mimar Walter Gropius’un 1919’da kurduğu bu okul Naziler tarafından 1933’te tahrip edildi.

Hayalci bir Bauhaus için Enternasyonalist Hareket nedir?
Makine çağında sanatçıların gerçek yerinin NEREDE VE NASIL bulunacağı sorusunun yanıtıdır. Bu cevap, eski Bauhaus’un gerçekleştirdiği eğitimin hatalı olduğunu gösterir.

Hayalci bir Bauhaus için Enternasyonalist Hareket fikri nasıl uygulamaya geçirildi?
Hareket, bütünleşik bir devrimci kültür tavrı geliştirebilecek birleşik bir örgütlenme oluşturmayı amaçlayan bir eğilim olarak 1953’te İsviçre’de kuruldu. 1954’deki Albissola buluşması deneyimi, deneysel sanatçıların endüstriyel araçları ele geçirip bunları faydacı olmayan kendi amaçlarına tabi kılmak zorunda olduklarını gösterdi. 1955’de Alba’da hayalci bir laboratuvar kuruldu. Albissola deneyiminin sonucu şuydu: Dekorasyonun modern değerlerinin tamamen enflasyonist bir değer yitirimine uğratılması (çocuklarca üretilen seramiklerle karşılaştırın). 1956 Alba Kongresi diyalektik olarak bütüncül şehirciliği tanımladı. 1957’de Hareket, psikocoğrafi eylem düsturunu ilan etti.

Ne istiyoruz?
Bizler, çok önemli sonuçları herkesçe bilinen bilimsel araştırmanın emrinde olan ekonomik ve pratik araçlarla imkânları istiyoruz.

Sanatsal araştırma, bize göre saf bir tarihsel bilim olmayıp “alakalı” bilim anlamına gelen “beşeri bilim”le özdeştir.

Bu amaçla kurulan ilk ve tek kurum, 29 Eylül 1955’te özgür sanatsal araştırmalar yapılması amacıyla Alba’da kurulan deneysel laboratuvardır. Bu laboratuvar eğitim vermeyi amaçlayan bir kurum değildir; sanatsal denemeler için yeni olanaklar sunmayı amaçlar sadece.

Eski Bauhaus’un liderleri olağanüstü yetenekli büyük ustalardı, ancak kötü öğretmenlerdi. Öğrencilerinin verdikleri eserler, ustalarının dindarca taklit edilmesinden ibaretti. Ustaların gerçek etkisi dolaylıydı; Ruskin’in Van de Velde, Van de Velde’nin Gropius üzerinde örnek oluşturma etkisi vardı.

Bu katiyen bir eleştiri değildir, yalnızca bir gerçeğin kabullenilmesidir. Bundan şu sonuçlar çıkarılabilir: Sanatsal yeteneklerin doğrudan aktarılması mümkün değildir; sanatsal uyarlama [adaptasyon] bir dizi çelişik evreden geçerek gerçekleşir: Şok – Merak – Taklit – Reddetme – Deneyimleme – Sahiplenme.

Her bireyin tüm bu evrelerden geçmesi zorunlu değildir, ancak bu evrelerin hiçbirinden kaçınılamaz.

Pratiğe yönelik sonucumuz şudur: Eğitbilimsel [pedagojik] eyleme yönelik tüm çabaları terk ediyor ve deneysel faaliyete yöneliyoruz.

Asger Jorn
1957

okul sizin olsun bizi parka götürün

Sıraların arasında dolaşmaya başladığımız ilk yıllarda aklıma bir soru takılmıştı. Acaba okullar olmasaydı eğitim almak için nerelere gidecektik. Aklıma bin bir türlü şey geldi, biraz daha büyüdükten sonra kafama daha farklı sorular takılmaya başladı. Modern zamanlarda eğitim neydi ve gerekli miydi ? Ya da eğitim konusunda ne kadar özgürdük.

Al birde buradan yak, Kafamda bin bir tilki dolaşırken hep okuldan kaçar parkta oynamaya giderdim. Ben hiç okuldan kaçmadım diyen var mı? Eğer okuldan kaçmadıysanız belki de hayatı kaçırmışsınızdır.

Dünya üzerinde eğitim büyük bir sorun halinde duruyor. Hiç istisnasız bütün ülkelerin kendi çıkar ve amaçlarını doğrultusunda oluşturdukları bir eğitim sistemi mevcut. Bu eğitim sistemlerinin tümü iktidar erkleri tarafından allanıp, pullanıp önümüze malzeme olarak konması ise ayrı bir sorun. Hiçbir erk bu sistemi belirlerken eğitimi alacak kişilere danışmıyor. burada aslında topluma ve özellikle çocuklara büyük bir kazık atılıyor. Yedi yaşındaki bir çocuğun yaşam alanı paklar, bahçeler iken; erk çocukları günde en az 6 saat haftada 5 gün adına okul denen hapishanelere tıkıyor. Üstelik bunu zorunlu diye de dayatıyorlar.  Bu süreç büyüyene kadar devam ediyor ve çocukların bütün iradesi özgünlüğünden yoksun bırakılıyor. Hele ki yaklaşık on altı yıl sürecek okul serüveni içinde birkaç kez iktidarların yer değiştirdiği bir yerde vay halinize. Yapılacak bir müfredat değişikliği ile bir günde deyim yerinde ise cahil kalabiliriz. İşte tamda bu yüzden eğitim konusunda özgür olamadık. Özgürlük elden gitti geriye ne kaldı.

Okullar bir nevi erkin kontrol mekanizması olarak da karşımıza çıkar. Okullar da kimin ne okuması, ne yapması, nasıl yaşaması, kime saygı duyup kime saygı duymaması, Kendi üstün ırkın dışında tüm ırkların kötü olduğunu, matematiğin formüllerden ibaret olduğunu.  Sürekli onlar öğrettiler ve hiçbir zaman ne öğrenmek istiyorsunuz diye sormadılar. Şahsen hiçbir okulda anarşizmin veya sosyalizmin öğretildiğini duymadım. Duyan varsa bana da söylesin. Kişilerin gelişimi için okullara ihtiyaç yoktur, insan kendi kendinin hocası olabilir ve ilgi duyduğu alanda kendini geliştirebilir. Okulların amacı topluma iş gücü ve kendi ideolojik hegemonyalarını yayacak bir nesil yaratmaktır. Okul sizin olsun bizi parka götürün.

Yukarıda o kadar çok olumsuz şey saydık ki (sakın küfür etmeyin ha)  kıyaslamak gerekirse işe önce kendimizden bakmak gerekir muhtemelen bir çoğumuz bize dayatılan eğitim öğretim karmaşasından sonra üniversitelerin istediğimiz bölümlerine gidemedik. Merak etmeyin suçlu siz değilsiniz sizi yetiştiren eğitim sistemi. Örnek vermek gerekirse öğreticiler bile derslerinde tembel bir öğrenciyle vakit kaybetmek yerine. Daha çalışkan öğrencilerle kariyer peşinde dolaşırlar. Yetenek alanlarının ne olduğu ile ilgili kesinlikle ilgilenmezler Çünkü öğreticilerde maaşlı birer köledirler. Alternatif bir eğitim de ise bu tür bir ayrımcılığa kesinlikle rastlanılmamalı hatta ülkeyi yöneten kodamanların hiçbirini eğitim alanının yanından geçirmemeli ve eğitimin tamamen bağımsız bir kolektifie bırakılmalıdır.

Modern eğitim hakkında tarihsel bir not düşmek gerekir ise İlk zorunlu eğitim modelinin 1819 yılında prusya’da uygulanmış olduğunu ve uygulamanın  bu modelle gerçekleştirilmek istenen beş amacın ise tamamen devlet çıkarlarını korumak olduğunu söyleyebiliriz. Bu amaçlar ne peki

  1. Orduya itaatkar askerler yetiştirmek.
  2. Maden ocaklarında çalıştırılmak üzere itaatkar işçiler yetiştirmek.
  3. Hükümetlere azami düzeyde tabii olacak sivil hizmetliler yetiştirmek,
  4. Endüstriyel yapıların emrinde çalışacak memurlar yetiştirmek.
  5. Kritik konu ve sorunlarda birbirine yakın düşünen vatandaşlar yetiştirmek.

1819 da oluşturulan eğitim modeli ile halen bugün süregelen eğitim modeli arasında aslında pek de fark yok. Sadece zamanlar geçiyor ve yapılar değişiyor. Okullar ise şimdi okullu olduk sınıfları doldurduk şarkılarıyla şenlenmeye devam ediyor.

O kadar şey söyledin çözüm önerin ne diye soracak olan arkadaşlara Yaptığım araştırmalar arasında editörlüğünü Mat HERN’in yaptığı Alternatif Eğitim adlı kitabını ve  www.alternatifokullar.com adlı internet sitesini tavsiye ederim.

türkiye’de büyümek

türkiye'de büyümek Türkiye 2011 yılında %8,5’luk büyüme ile Dünyada Çin’den sonra ikinci ülke olmuştur.

justseeds

justseeds 1998 yılında kurulmuş, merkezi bir yönetimi olmayan “artiz” kooperatifi. 24 sanatçının radikal, sosyal, çevresel ve politik kulvarda yaptığı baskı ve tasarım işlerini kapsıyor. ekip abd, kanada ve meksikada toplanmış ve kafa olarak aynı, çalışma tarzı ve iş yapış şekli farklı yaratıcı abi ve ablalardan oluşuyor. yaptıkları bu kolektif hareketin bir şeyleri değiştireceğine inanıyorlar. iş bu sebeple çeşitli işler üretip, adalet için yapılan mücadeleye destek atalım diyorlar. sanatçılar yaptıkları işleri satabiliyor. dükkanları ise oldukça geniş kapsamda albümlerden video çalışmalarına, kitap ve zine’lerden t-shirtlere, stencil baskılardan serigrafik baskıya kadar bir çok çalışma mevcut. kapsadıkları alanlar; ise anarşizm, ulaşım, insanlık tarihi, tasarım, çevre, hayvanlar, cinsiyet, eğitim, göç, işçi sınıfı, kapitalizm, media, kültür, hapishaneler, polis, sosyal hareketler, sokak sanatı, grafiti, savaş, militarizm. dükkandaki rakamlar biraz uçuk gelebilir. bu rakamın %50’si sanatçıya, %20-30’u organizasyon masrafları için kooperatife, kalanlar da projelere harcanıyor. bir para kazanalım hocam mevzusu yok. lafı fazla uzatmadan siteyi size bırakıyorum. tr’deki “artiz”lerimize ilham versin diyorum. inceleyin.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.