can yücel – rengahenk

Şiir bir umutsuzluktur. Elbette bir umutsuzluktur. Niçin mi? Umutsuz olmayan adamlar şiir yazamaz. Umutsuz olmayan adamlar resim yapamaz, mimar olamaz. Yaratıcı olamaz. Bu dediğim elbet yaşadığımız dünya için bir söz. Çünkü kağıt bir umutsuzluktur. Boş bir kağıt… Tuğlalar, briketler, çimentolar, hepsi umutsuzluktur. (…) Onların içinden bir umudu bulmaktır şiir. Onu bulmak için yazıyorum ben de…

baruch spinoza – politik inceleme

Devlet işlerini gizli saklı biçimde çekip çevirebilenler devleti bütünüyle ellerine geçirirler; savaşta düşmana tuzak kurar gibi, barışta yurttaşlara tuzak kurarlar. Sessiz kalmanın çoğu zaman devlete yararlı olduğunu kimse inkâr edemez; ama gizlilik olmazsa devletin varolmayacağını da kimse kanıtlayamayacaktır. Birisine kayıtsız şartsız kamusal işleri teslim etmek, sonra da özgürlüğü koruyabilmek imkânsızdır ve önemsiz bir kötülüğü çok

sessizliğin anarşisi, ışık ergüden

… Her şeyi gören, duyan ama sesini çıkarmayan, çıkaramayan insan yığınları olduysa eğer tarihte; bunlar içinden bir azınlığın muhtemel isyan duygusunu içinde taşıdığı ama ifade edemediği, engellendiği de varsayılabilir. Günümüzün, onca görüntü ve gürültü ortasında, hiçbir şeyi görmeyen, duymayan ama avaz avaz bağıran, fal taşı gibi açık gözleriyle her taşın altına bakan, kör ve sağır kitlesi ise içinde hiçbir şeyi saklayamıyor artık. İçi dışı bir, engellediği, bastırdığı

john berger – a’dan x’e

umutla beklenti arasında büyük fark var. ilk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. yanılmışım. beklenti bedene ait, umutsa ruha. fark bu. ikisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor. ama her birinin hayali farklı. bir şey daha öğrendim. bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. seninkini bekleyen

ursula k. le guin – hep yuvaya dönmek

kekelenen şarkı (uvakuvaha kütüphanesi’nden) Farklı bir yolum var benim, farklı bir arzum var, farklı bir sözüm var söylenecek. Geri geliyorum dolanıp o taraftan, dışarıdaki yoldan, öteki yönden. Bir vadi var, çevresinde dağlar yok.: Bir ırmak var, kıyıları yok. İnsanlar var, gövdeleri yok, vadide, ırmağın kıyısında dans ediyorlar. Suyundan içtim o ırmağın. Ömür boyu sarhoşum artık,

albert camus – sisifos söyleni

Uyumsuzluk, anlaşıldığı andan sonra bir tutkudur, tutkuların en can alıcısıdır. Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız, yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan da yakacak olan derin yasalarını benimseyecek miyiz, benimsemeyecek miyiz, işte tüm sorun bu. albert camus’u anlatmaya gerek yok, doğrudan “sisifos söyleni”ne girelim. kitap II. dünya savaşı sırasında yayımlanıyor. savaşın etkisi ile birlikte intihar,