Etiket: düş

pazar ayinleri – 10. mektup

GÖÇ DÜŞLERİ ÜZERİNE

Etrafımı saran gerçekliğin sahiden ne kadar gerçek olduğunu anlamamı sağlayacak o zihinsel motorum çalışmaya başlamadan evvel eşyanın sınırlarının esnekliğini test etmemeliyim. Buruş kırış olmuş emekli (öğretmen – emekli öğretmen) teyzelerin tın tın gezdirdiği köpekleri ısırmaya çalışmamalıyım mesela. Bu iyi bir fikir değil. Sahiden. Değil. O an ne kadar parlak görünürse görünsün. Değil. O an ne kadar eğlenceli görünürse görünsün. Değil. O an ne kadar uhrevi görünürse görünsün. Değil. Ama yine de? Buradayken yani? Mithatpaşa caddesinden aşağıya doğru inerken. Kafam anaforken. Dinlerken kozmik boşlukta bağıra çağıra çiftleşen kertenkelelerin müstehcen öykülerini. Kıkırdarken kendi kendime ve sakallarımın arasında gezdirdiğim tüm diğer benlere. Kafamın arkasındaki delikten dışarıya dökülüyor kelimeler. Beyin kıvrımlarımın üzerine bağdaş kurmuş oturan bok suratlı ruh doktorunun kelimeleri bunlar. Biliyorum. Biliyorsun. Mithatpaşa caddesinden aşağıya iniyorsun. Aynı yoldan yıllar içinde hem de mümkün olan tüm ruh hallerinde geçince, yolla aranda tuhaf bir bağ oluşuyor, öyle değil mi? Biraz vıcık vıcık bir his. Sen halen burada mısın diye fısıldadığını duyuyorsun sokak lambalarının. Siktirin lan diye çiğniyorsun öfkeni dişlerinin arasında. Olmuyor ama. Horoz gibi kabarıyorsun binaların arasında, olmuyor. Olmadı. Olmayacak. Asla olmaz zaten, anlıyor musun? O yüzden saldırmıyor musun emekli (öğretmen – emekli öğretmen) teyzelerin tın tın gezdirdiği çirkin köpeklerine.

Döndüğünüzde anlatacak bir hikayeniz yoksa eğer ve huzur içinde uzun uzun yaşanacak kafalara uygun sahneler biriktirmemişseniz parmak uçlarınızda, yola çıkmanın manası yoktur. Kimseyi baştan çıkaramayacaksanız vizyonlarınızla. Korkutamayacak, kızdıramayacak, büyüleyemeyecekseniz. Sarhoş edemeyecekseniz. Halinize bakar mısınız? Kavramlar tarafından zehirleniyorsunuz. Bana inanın. Uzun, çok uzun zamandır zehirleniyorsunuz hem de. Kel kafalı iktidarsız profesörlerle fil işkembeli tüccarların havasız odalarından dışarıya taşan kavramlar. Güzelce ambalajlanmış, ışıltılı, ölümcül kavramlar. Eski hikayeleri unutturan, devasa kurutma kağıtları gibi ruhumuzun üzerine yapışıp tüm deliliğimizi emen kavramlar bunlar. Uzmanlaşma mesela. Uzmanlaşma nedir abiler? Biriniz izah etsin bana. Koca koca sertifikalarıyla silahlanmış bir yatırım danışmanının (yatırım danışmanı, hı?) bir avuç çiviyle bir neşeli çekici kandıramaması hep ürkütücü gelmiştir bana. Elleriyle çalışmayı unutmuş insanların kurguladığı bu gerçekliğin içinde dengeli hayatlar yaşamamıza imkan var mı sahiden? Bütün, ışıltılı, keyifli.

(daha&helliip;)

nasıl meditasyon yapılır

— nefes al —

kerouac şiiri üzerinden etilen özeti ve etilen çevirisi ile nasıl meditasyon yapılır;

kendi vücudunun içinde kaybol. algılarının kendini farketmesini sağla ve rasyonel zihnin aklının içerisinde sana spontane görüntüler getirdiğinde farkına varma. görmezden gel. gevşeme rutinin, içinde bulunduğun anda kalmanın verdiği haz ile sonlanıyor. uçup giden bulutlar gibi bütün düşünceler uzaklaşıyor, bütün önyargılar ve bütün takıntılar…

— ışıkları kapat —

bir vuruş eroin ya da morfin gibi anlık bir ekstazi etkisinin içine
düş, ellerini düğümle,
beynimin içindeki hipofiz boşalıyor
kendimi bırakıyorum ve aniden duran transa doğru
bütün vücut parçalarını bir arada tutan
iyi tatmin edici sıvı (Kutsal Sıvı) — iyileştiriyor
bütün hastalığımı —her şeyi siliyor — “umuyorum”un
en ufak bir parçasını bile ya da içinde kalan
deli balonu, sadece
boş zihin, huzurlu, düşüncesiz. Bir düşünce
uzaklardan sahip olduklarıyla yaylanarak geliyor-
görüntünün ilerideki görünümü, onu kandırıyorsun
onu boşaltıyorsun, onu aldatıyorsun ve
kayboluyor, ve düşünceler asla gelmiyor — ve
ilk kez farkına varmanın verdiği haz ile
“düşüncelerinin aynen düşünmüyor olması gibi —
yani artık
asla
düşünmek zorunda değilim”

jack kerouac
çeviri: etilen

ortadoğu

yarın yine yapraklar canım oy
yarın yine yağmurlar canım oy
ardından yine soğuk
ardından yine tipi
yine palto, yine gocuk, yine odun, yine kömür,
yine sövgü kara kışa yine bahara selam.

ederler yine tombul tombul canım oy
gelirler yine cılız canım oy
kiralar yine azgın
kuyruklar yine dilsiz
yine mız mız sıkıntı, yine hep vıdı vıdı
yine hep televizyon, yine hep ortadoğu.

uykular da beter canım oy
uykular da kara kuru canım oy
yine bezgin sabahlar
yine yılgın akşamlar
yine hep dalavera, yine hep o kuruntu
yine umut, yine düş, yine hep bekleroğlu

hasan hüseyin korkmazgil