Menü Kapat

Etiket: dünya (sayfa 1 / 4)

“Olan olmuştur, olacak da olmuştur, olacak bir şey yoktur”

“Yalnız üstün gelmiş şeylere saldırırım, gerekirse üstün gelmelerini beklerim. İkincisi: Hiçbir bağlaşık bulmayacağım, tek başıma kalacağım ve yalnız kendi adımı tehlikeye atacağım şeylere saldırırım… (…) Üçüncüsü: Kişilere saldırmam hiç; onları genel, ama usul usul yayılan ve yakalanması güç bir tehlike durumunu görünür kılmak için bir büyüteç gibi kullanırım.” Ecce Homo, Friedrich Nietzche. Çev. Can Alkor, YKY

“O (Şeyh İsmail Maşuki/Oğlan Şeyh, bn.) dedi ki : Ey bana nasihat verenler! Doğru söylüyorsunuz; iyi ama benim dinim sizin öğütünüzden daha üstün ve daha müthiş. Ben bu Dünyaya doymuş bir insanım. Canımdan bıktım. Aşk nedir tanınmadı. Beni öldürülmekle korkutmayın. Boş bir tehdittir bu. Ben kendi kanıma susamış bir kimseyim. Aşıklar her zamançin ölüme hazırdırlar. Aşıkların ölümü’bir çeşit değildir. Onların bir değil iki yüz canı vardır. Her an onu fedaya hazırdırlar ve feda ederler de. Ben hayatı tattım ve denedim. Biraz da ölümü tadayım ve ·tecrübe edeyim; ne çıkar bundan? Dünyada kim kalacak ki ben kalayım? Beni öldürün, öldürün beni. Benim katlimde hayat vardır.Ölüm tatlı şeydir, kafes kırılınca kuş uçar. Ben aşıkım, ölüme susamışım. Nöbetim geldi mi gonk vurur.” Gönül Meyveleri, Sarı Abdullah Efendi. Çev. Yakup Kenan Necefzade, Neşriyat Yurdu

Her şey söylenmiş. Her yol yürünmüş. Her dağ çıkılmış. Her su yüzülmüş. Hazır yani halbuki her şey; dünya niye yok olmadı hala?
Ne işim var bu yeryüzünde benim? Günler. Ve geceler. Ve geceler. Ve günler. Ölüm. Zulüm. Açlık. İşkence. Haz. Coşku. Doyum. Neşe. Neden bitmiyor?
Bırakmış. Aramıyor kendini. Korkusu da kabulü, umudu da. ‘Yabancılaşma’ büyük palavra. Zaten yabandı bütün dünya. Yerlileşmek istemişti sadece biraz, olmadı o da.
Eleştiri bitirdi onu. Olan bitenin başka türlü de olup bitebileceği ümidi. ‘Bu böyle olsun, şu şöyle olsun’dan kurtulmadıysan şeyhe muhtaçsın’ diyen Ahmed Amiş, sen bunu söylemekle şeyhe muhtaç düşmedin mi?
Güneşin battığı yerden dışarı sızan kanı içti. Savaşa iştahı tümden kapandı. Bilen susar. Seven düşer. Yeter kelimeler. İki yeter. Üç fazladır. Fazlası ifrat. İfratsa günah.
Kuşlar ne düşünüyor? Askıdaki çamaşırlar? Toprağın çatlamış yüzü? Su kokusu. Dövülen köpek yavruları. Şartlı sevenler. Dünyasızlık özlemi.
Herkes benim dediğime gelse ne olurdu? Hangi tatmin, hangi doyum o an utandırmadı beni kendimden? Neden cezası yok, bir ağrıyı savmak istemenin göğsünden? Tutunamıyorum, madde dökülüyor. Toparla kendini dünya! Ve öldür beni!
Özlemiyorum hiçbir şeyi. Belki biraz şarap. Yar dudağından ama. Günbatımından öpüyorum dünyayı. Ne lezzet, ne lezzet! Hak nefestir, nefes Hak. İntihar şeklini bunu bilerek seç.
Durmuyor rüzgar. Uzaklardan gelen ıslık sesleri. Bir şiir oku bana, ki canım gelsin çay demleyeyim. Yalan bu dünya anne. Kim tembihledi ki sana da bana söylemedin? Yalandır dünya. Güneş etrafında dönmesi benim eksikliğim.
Kaybedilmiştir yaşam. Daha ilk günden kaybedilmişti. Hatta hiç başlamamıştı bile zaten mücadelesi. Hüküm, hakimi dahi öncelemişti. Ahmed Amiş Efendi söylesin gene, ‘Olan olmuştur. Olacak da olmuştur. Olacak bir şey yoktur.’

Werckmeister Harmóniák

Sen Güneş’sin. Güneş hareket etmez. Yaptığı budur. Sen de Dünya’sın. Dünya başlangıç için burada, sonra Güneş etrafında hareket eder. Şimdi de bizim gibi basit insanlar için bir açıklamamız olacak. Ölümsüzlüğü dahi anlayabileceğiz. Sizden tek isteğim; benimle sabitliğin, sessizliğin, barışın ve sonsuz boşluğun egemen olduğu uçsuzluğa adım atmanız. Hayal edin, bu sınırsız gürültülü sessizliği, her yer zifiri karanlık. Burada sadece genel devinimi yaşayacağız. İlk olarak; şahidi olduğumuz olayları önemsemeyeceğiz. Güneşin en parlak ışınları, Dünya’nın hep bu tarafını ısıtır ve aydınlatır ki az önce de tam bu tarafa döndü. Biz de parlaklığında dururuz, burada. Bu da Ay. Ay, Dünya’nın etrafında döner. Ne oluyor? Aniden Ay’ın yörüngesinin, Ay’ın yörüngesinin, Güneş’in yanan topunun üstüne girinti yaptığını görürüz. Bu girinti, karanlık gölge giderek büyür, büyür. Daha da örtüyor, daha da, yavaşça sadece Güneş’in ufak hilal parçası kalıyor, göz kamaştıran hilal. Bir sonraki esnada, bir sonraki esnada; öğleden sonra bir civarında diyelim, en dramatik oluşum meydana geliyor. O anda hava aniden soğuyor. Hissedebiliyor musunuz? Gök kararıyor, sonra her şey karanlığa batıyor. Köpekler uluyor, tavşanlar çömeliyor, geyikler telaş içinde kaçıyor, kaçıyor, dehşet içinde koşuyor. Bu akıl sır ermez tozda, kuşların bile, evet kuşların bile kafası karışıyor ve tünüyorlar. Sonra…ve sonra derin sessizlik. Her şeyin içinde hâlâ yaşam var. Tepeler çökecek mi? Cennet üzerimize mi düşecek? Dünya altımızdan açılacak mı? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz, bize hücum eden tam tutulmayı. Ama yersizdir korkmak. Bitmedi. Güneş’in yanan kütlesinde Ay yavaşça süzülüp geçer. Ve Güneş tekrardan, Dünya’ya doğru patlar ve parıltı tekrar ulaşır. Sellere karşı Dünya’yı ısıtarak kurtarır. Derin duygu herkesin içine işler. Karanlığın ağırlığından kaçtılar.

Béla Tarr – Werckmeister Harmóniák (açılış sahnesi)

crystal morey

insanoğlu doğal evrimin arkasındaki temel etki ve güç haline geldi. tek bir hücreden bütün bir ekosisteme kadar yaşamı değiştirebilme gücüne sahibiz. bilerek ya da bilmeyerek, doğal süreçlerde binlerce yıl sürebilecek değişiklikleri çevrede çok hızlı bir şekilde yapıyoruz. bu eylemler ile bir çok türü ve habitatı kırılgan bırakıp, bilinmeyen sonuçlara ve tahribatlara yol açıyoruz

diyor crystal morey ve porselenden yarattığı harikalarıyla eserlerinin insanların dünya üzerinde rolü ve diğer canlılarla olan ilişkisini düşündürmeye sevk ediyor. kafanızda soru işaretleri oluşması dileğiyle. sizindir;

crystal morey

eduardo galeano – tepetaklak

Ders Programı

– Tersine Dünya Okulu
Örneklerle Eğitmek
Öğrenciler
Adaletsizliğin Temel İlkeleri
Irkçılığın ve Cinsiyetçiliğin Temel İlkeleri

– Korku Okumaları
Korku Eğitimi
Korku Endüstrisi
Biçki Dikiş Kursları: Ismarlama Düşman Nasıl Hazırlanır?

– Etki Semineri
Alıştırmalar: Hayatta Nasıl Zafere Ulaşılır, Nasıl Dost Edinilir?
Faydasız Kötü Alışkanlıklara Karşı Dersler

– Dokunulmazlık Sahibi Sınıflar
Vaka İncelemeleri
İnsan Avcılarının Dokunulmazlığı
Gezegen Yok Edicilerinin Dokunulmazlığı
Kutsal Otomobilin Dokunulmazlığı

– Yalnızlığın Pedagojisi
Tüketim Toplumu Okumaları
İleri İletişimsizlik Dersleri

– Karşıokul
Binyıl Sonunun Vaadi ve İhaneti
Çıldırma Hakkı

“bu kitap ağustos 1998’de tamamlandı. günlük gazeteleri takip ederek güncelleyiniz” diyor eduardo galeano kitabının sonunda. yaklaşık 2 yıl önce aramızdan ayrılan uruguaylı yazar latin amerika solunun edebiyat kanadındaki en önemli isimlerden biri olarak görülüyor ki böyle düşünenlere katılıyoruz.

yazımızın konusu olan “tepetaklak – tersine dünya okulu” adlı kitabı ise bunun en güzel örneklerinden biri. latin amerika üzerinden örneklerle dünyanın nasıl bir kimliğe büründüğünü özetlemiş galeano 1998 yılında. kitabı günümüzde okuduğumuzda ise iki şey dikkatimizi çekiyor. birincisi varsayımlarının ve öngörülerinin büyük ölçüde yaşandığını, ikincisi ise yazdıklarının hala günümüz dünyasında geçerli olduğunu; dolayısıyla çok fazla ilerleme kaydedememişiz ve dünyanın hala tepetaklak.

yazının başında gördüğünüz ders programı ile akıyor kitap. tezler kanıtları ve örnekleriyle birlikte ortada. bir de yanında jose guadalupe posada’nın harika gravüleri mevcut. dünyanın durumunu ve yaşanan vahşeti okumak moralinizi bozabilir ama ülkemizde yaşanan saçmalıkların büyük kısmının da kendimize özel olmadığını görmek sizi rahatlatabilir. aynı zamanda umutsuzluk da yok tersine dünya okulunda aksine cesaretin önemini vurguluyor galeano;

yaşamak, ayakta kalmak; bu küçük bir zaferdir. capcanlı kalmak; vedalaşmalar ve cinayetlere rağmen neşeli olabilmek… sonunda acıya alıştık. ve neşe elemden daha fazla cesaret gerektiriyor.

birçok konuda latin amerika ülkeriyle aynı sınıflandırılıp aynı sepette yorumlandığımız bir gerçek. dolayısıyla bizede dair  bir okuma aslında. tersine dünya, tersine ülke ve düzeltmek için gerekli olan cesaret. hepsi elimizde. yola kitabı okuyarak koyulabilirsiniz.

Tepetaklak – Tersine Dünya Okulu
Eduardo Galeano
Türkçesi: Bülent Kale
Sel Yayıncılık
2017, 350 sayfa
ISBN: 978-975-570-859-1

Show Must Go On

Acta est fabula..

“Oyun Bitti”

Şüphesiz, ünlü Augustus için oyun bu sözlerle son buldu. Peki ya beşer için oyun ne zaman başlamış ve ne zaman bitecektir?

Ne zaman bitecek sorusu elbet bir şekilde cevaplanabilir. Kaçınılmaz olan, koca bir inhitat içine düşeceğimiz ve o vakte kadar tüm kaynakları tüketeceğimizdir. Belki de dünya tenha, metruk bir yapıya dönene kadar proses devam edecektir. Belki de bu fezada ki mavi boncuk, beşer yerine başka canlıları kâim edecek. Yahut insanlar gezegenden gezegene başka şartlara intibak olana dek muhacir olarak dolanıp duracak. Şimdiden Merih’te zirai ve toplumsal alanlar için çalışmalar başladı, lâkin “başarı” olasılıklardan sıyrılıp insanlığın ellerine düşecek mi?

Biz yani Descartes’ın deyimi ile “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” (Homo Sapiens Sapiens)  yaklaşık 200 bin yıl kadar eskiye gidiyor (Omo 1), lâkin benim ve yazının devamı için mühim kısım bundan 10 bin sene öncesidir. İnsanlık tahıl tarımı ile tanışıklığı kaynakçalar dahilinde İ.Ö. 8500’lere kadar inmektedir. Tam olarak burada kendilerini iaşe edecek, mamut avlarının zararlarından kaçınacak, daha sonra uygarlıklar ihdas edip, 1789’da “ihtilal-i kebir” ile farklı bir boyuta uzanacaklardır. Bu uzun yolculuk boyunca,  dünyadaki kaynaklar yavaşça keşfedildikten sonra zirai, sanayi ve içtimai alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Peki yüzyıllardır süre gelen kaynak savaşları ve tüketim çılgınlığı  karşısında dünyanın durumu nedir?

Bu destüriktif ve bilinçsiz kaynak kullanımı son yıllarda insanlığın gözüne çarpmış olsa da, sonucu etkileyen önemli önlemler pek yok. Hayfa ki bunun mucibince alınmış önlemler yetersiz kalmaktan ileriye gitmiyor. Biyokapasite denilen; amiyane tabir ile dünyanın üretken alanları anlamına gelen, ölçümlerinin sonuçları son yıllarda hiçte iç açıcı değildir. Buna takiben biyokapasite açığı 1970’de tüm yılın kaynakları 23 Aralık’ta tükenirken bu durum bugün 13 Ağustosa kadar gerilemiştir. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklayan Dr. Mathis Wackernagel “Bir yıl boyunca kazanacağınız parayı düşünün. Dünya Kaynak Aşımı Günü o parayı bitirdiğiniz gün. Tabii bu durumda siz bütün insanlığı, yıllık maaşınız da Dünya’nın biyokapasitesini temsil ediyor “ Her yıl daha savurganlaşan insanlık, 30 yıl içerisinde takvimde 5 ay geriye giderken önümüzde ki 30 yıl sonra kaynak tüketimin nerede olacağı bir muamma.

Bu gidişatın nakıs yönde ilerlemesinin elbette sonuçları olacaktır, belki sonraki yüzyılda gerçekten insanlar muhacir bir vaziyette gezegenlerden gezegenlere dolaşacak, belki de doğa rövanşist davranıp insanlığı lağv edecektir. Sonuçlarını kestirmek mümkün olmasa da, aynı Augustus gibi bir gün bizim için şu sözler geçerli olacaktır;

Acta est  fabula

pie in the sky

“pie in the sky” deyimi ingiliz dilinde olması neredeyse imkansız olan şeyleri tanımlamak için kullanılıyormuş. din düzleminde ise dünya üzerinde elde edilemeyen ödüllerin öldükten sonra verilmesi gibi ahiret inancı ile ilişik de kullanılabiliyormuş. boş umut ya söz de denilebilir. bütün bunların yanında cinsel hayatınızı renklendirebilecek bir pozisyonda bu şekilde adlandırılıyor (arama yapmayı biliyorsunuz). biraz fazla uzattığımız giriş sonrasında konumuza gelelim.

anlatmak istediğimiz pie in the sky bir müzik sitesi, arkadaş gonja sufi’nin “a sufi and a killer albümünü dinledikten sonra şarkıların büyük kısmının erkin koray’dan geldiğini farkedip kendini saykodelik müzik dünyasına adamış. ardından da üşenmeyip bizimle paylaşmış. leziz keşiflere yelken açıp sık kullanılanlara eklemeniz gereken bir çalışma. afiyet olsun ;)

pie in the sky

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.