Etiket: dünya

sounds of the forest

timber festival kapsamında dünyadaki ağaçlık ve ormanlık alanlardan gelen ses kayıtlarının arşivi. yani dünyanın sesi. dinleyiniz ve mümkünse katkıda bulunmayı ihmal etmeyiniz.

soundmap

zamanın sonuna yolculuk

içinde yaşadığımız dönemde değer verilen ya da ne kadar önemli olduğu düşünülen konuların aslında bu gezegende herhangi bir öneminin olmadığını çoğu zaman dikkate almıyoruz. evet belki insan ömrüne kıyaslandığında diğer görüş daha ağır basabilir ama kanımca unutulmaması ve odaklanılması gereken bu kadar kısa süre içerisinde insanlık tarihinde vermiş olduğumuz tahribat. rakamlarla konuşuyor olacaksak;

dünya 4.6 milyar yaşında. bunu 40 yıla ölçekleyecek olursak, insanlar bu dünyada 4 saattir yaşıyor. endüstri devrimi 1 dakika önce başladı ve o dakika içerisinde biz dünyadaki yağmur ormanlarının %50’sinden fazlasını yok ettik.

birazdan izlemenizi tavsiye ettiğimiz bu harika video ise bu anlattıklarımızın harika bir görsel özeti. hafızalarınızda yer edinmesi ve gerçekten önemli olan şeylere vakit ayırmanız dileğiyle.

Gezegen B Yok

Uzaylılara inanıyor muymuşum? Bir kere sorunun biçimi yanlış. Uzaylıların varlığına inanıyor muyum olmalıydı. Neyse çok önemli değil. Bu konuyu hiç düşünmedim dedim. O da dedi ki ben inanıyorum. Hatta kesin diyebilirim. İnanıyorum yani. “Kesin inanıyorum” kendi içinde hiçbir anlamı olmayan bir ifade. Kesin ile inanmak birbirini götürür çünkü ve elde var sıfır. Benim için hiçbir önemi yok. Uzaylılar varsa da yoksa da, gerçek olan bir şey var ki, bizim gidecek başka bir dünyamız yok. Bence bu benim varlığım için kesin. Oturup üç günlük hayatının bir kısmını hiç görmediği uzaylıları düşünerek harcayanlara sesleniyorum: derin bir nefes alın. Ve bugüne kadar bizden başkasının değil doğrudan bizim mahvettiğimiz dünyamızdan başka gidecek bir yerimizin olmadığına odaklanın.

“Olan olmuştur, olacak da olmuştur, olacak bir şey yoktur”

“Yalnız üstün gelmiş şeylere saldırırım, gerekirse üstün gelmelerini beklerim. İkincisi: Hiçbir bağlaşık bulmayacağım, tek başıma kalacağım ve yalnız kendi adımı tehlikeye atacağım şeylere saldırırım… (…) Üçüncüsü: Kişilere saldırmam hiç; onları genel, ama usul usul yayılan ve yakalanması güç bir tehlike durumunu görünür kılmak için bir büyüteç gibi kullanırım.” Ecce Homo, Friedrich Nietzche. Çev. Can Alkor, YKY

“O (Şeyh İsmail Maşuki/Oğlan Şeyh, bn.) dedi ki : Ey bana nasihat verenler! Doğru söylüyorsunuz; iyi ama benim dinim sizin öğütünüzden daha üstün ve daha müthiş. Ben bu Dünyaya doymuş bir insanım. Canımdan bıktım. Aşk nedir tanınmadı. Beni öldürülmekle korkutmayın. Boş bir tehdittir bu. Ben kendi kanıma susamış bir kimseyim. Aşıklar her zamançin ölüme hazırdırlar. Aşıkların ölümü’bir çeşit değildir. Onların bir değil iki yüz canı vardır. Her an onu fedaya hazırdırlar ve feda ederler de. Ben hayatı tattım ve denedim. Biraz da ölümü tadayım ve ·tecrübe edeyim; ne çıkar bundan? Dünyada kim kalacak ki ben kalayım? Beni öldürün, öldürün beni. Benim katlimde hayat vardır.Ölüm tatlı şeydir, kafes kırılınca kuş uçar. Ben aşıkım, ölüme susamışım. Nöbetim geldi mi gonk vurur.” Gönül Meyveleri, Sarı Abdullah Efendi. Çev. Yakup Kenan Necefzade, Neşriyat Yurdu

Her şey söylenmiş. Her yol yürünmüş. Her dağ çıkılmış. Her su yüzülmüş. Hazır yani halbuki her şey; dünya niye yok olmadı hala?
Ne işim var bu yeryüzünde benim? Günler. Ve geceler. Ve geceler. Ve günler. Ölüm. Zulüm. Açlık. İşkence. Haz. Coşku. Doyum. Neşe. Neden bitmiyor?
Bırakmış. Aramıyor kendini. Korkusu da kabulü, umudu da. ‘Yabancılaşma’ büyük palavra. Zaten yabandı bütün dünya. Yerlileşmek istemişti sadece biraz, olmadı o da.
Eleştiri bitirdi onu. Olan bitenin başka türlü de olup bitebileceği ümidi. ‘Bu böyle olsun, şu şöyle olsun’dan kurtulmadıysan şeyhe muhtaçsın’ diyen Ahmed Amiş, sen bunu söylemekle şeyhe muhtaç düşmedin mi?
Güneşin battığı yerden dışarı sızan kanı içti. Savaşa iştahı tümden kapandı. Bilen susar. Seven düşer. Yeter kelimeler. İki yeter. Üç fazladır. Fazlası ifrat. İfratsa günah.
Kuşlar ne düşünüyor? Askıdaki çamaşırlar? Toprağın çatlamış yüzü? Su kokusu. Dövülen köpek yavruları. Şartlı sevenler. Dünyasızlık özlemi.
Herkes benim dediğime gelse ne olurdu? Hangi tatmin, hangi doyum o an utandırmadı beni kendimden? Neden cezası yok, bir ağrıyı savmak istemenin göğsünden? Tutunamıyorum, madde dökülüyor. Toparla kendini dünya! Ve öldür beni!
Özlemiyorum hiçbir şeyi. Belki biraz şarap. Yar dudağından ama. Günbatımından öpüyorum dünyayı. Ne lezzet, ne lezzet! Hak nefestir, nefes Hak. İntihar şeklini bunu bilerek seç.
Durmuyor rüzgar. Uzaklardan gelen ıslık sesleri. Bir şiir oku bana, ki canım gelsin çay demleyeyim. Yalan bu dünya anne. Kim tembihledi ki sana da bana söylemedin? Yalandır dünya. Güneş etrafında dönmesi benim eksikliğim.
Kaybedilmiştir yaşam. Daha ilk günden kaybedilmişti. Hatta hiç başlamamıştı bile zaten mücadelesi. Hüküm, hakimi dahi öncelemişti. Ahmed Amiş Efendi söylesin gene, ‘Olan olmuştur. Olacak da olmuştur. Olacak bir şey yoktur.’

Werckmeister Harmóniák

Sen Güneş’sin. Güneş hareket etmez. Yaptığı budur. Sen de Dünya’sın. Dünya başlangıç için burada, sonra Güneş etrafında hareket eder. Şimdi de bizim gibi basit insanlar için bir açıklamamız olacak. Ölümsüzlüğü dahi anlayabileceğiz. Sizden tek isteğim; benimle sabitliğin, sessizliğin, barışın ve sonsuz boşluğun egemen olduğu uçsuzluğa adım atmanız. Hayal edin, bu sınırsız gürültülü sessizliği, her yer zifiri karanlık. Burada sadece genel devinimi yaşayacağız. İlk olarak; şahidi olduğumuz olayları önemsemeyeceğiz. Güneşin en parlak ışınları, Dünya’nın hep bu tarafını ısıtır ve aydınlatır ki az önce de tam bu tarafa döndü. Biz de parlaklığında dururuz, burada. Bu da Ay. Ay, Dünya’nın etrafında döner. Ne oluyor? Aniden Ay’ın yörüngesinin, Ay’ın yörüngesinin, Güneş’in yanan topunun üstüne girinti yaptığını görürüz. Bu girinti, karanlık gölge giderek büyür, büyür. Daha da örtüyor, daha da, yavaşça sadece Güneş’in ufak hilal parçası kalıyor, göz kamaştıran hilal. Bir sonraki esnada, bir sonraki esnada; öğleden sonra bir civarında diyelim, en dramatik oluşum meydana geliyor. O anda hava aniden soğuyor. Hissedebiliyor musunuz? Gök kararıyor, sonra her şey karanlığa batıyor. Köpekler uluyor, tavşanlar çömeliyor, geyikler telaş içinde kaçıyor, kaçıyor, dehşet içinde koşuyor. Bu akıl sır ermez tozda, kuşların bile, evet kuşların bile kafası karışıyor ve tünüyorlar. Sonra…ve sonra derin sessizlik. Her şeyin içinde hâlâ yaşam var. Tepeler çökecek mi? Cennet üzerimize mi düşecek? Dünya altımızdan açılacak mı? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz, bize hücum eden tam tutulmayı. Ama yersizdir korkmak. Bitmedi. Güneş’in yanan kütlesinde Ay yavaşça süzülüp geçer. Ve Güneş tekrardan, Dünya’ya doğru patlar ve parıltı tekrar ulaşır. Sellere karşı Dünya’yı ısıtarak kurtarır. Derin duygu herkesin içine işler. Karanlığın ağırlığından kaçtılar.

Béla Tarr – Werckmeister Harmóniák (açılış sahnesi)

insanoğlu doğal evrimin arkasındaki temel etki ve güç haline geldi. tek bir hücreden bütün bir ekosisteme kadar yaşamı değiştirebilme gücüne sahibiz. bilerek ya da bilmeyerek, doğal süreçlerde binlerce yıl sürebilecek değişiklikleri çevrede çok hızlı bir şekilde yapıyoruz. bu eylemler ile bir çok türü ve habitatı kırılgan bırakıp, bilinmeyen sonuçlara ve tahribatlara yol açıyoruz

diyor crystal morey ve porselenden yarattığı harikalarıyla eserlerinin insanların dünya üzerinde rolü ve diğer canlılarla olan ilişkisini düşündürmeye sevk ediyor. kafanızda soru işaretleri oluşması dileğiyle. sizindir;

crystal morey