todd may – şiddetsiz direniş

insanlar tökezledikleri vakit devlet yardımından yararlanamayacaklarının bilincindeyse, muhtemelen baskıdan ziyade korkuyla hareket ederler. bu durumda kişi, elindekileri muhafaza etmek ve böylelikle de toplumda diğerlerine katkıda bulunmaktansa kendi kaynaklarını kendi güvenliği için kullanmak zorunda kalır. dolayısıyla bu korku, toplumsal dayanışmayı aşındırır; bireyciliğin artmasına katkıda bulunur. insanlar başkalarını ortaklaşa toplum yoldaşları olarak değil, kendi imkanları için rekabet

terörizm mi? direniş mi?

İnsanlık tarihinin parıldadığı ve iz bıraktığı ender anların, kurumsal ve düşünsel statükoyu sarsarak kolektif deneyimi farklılaştıran fikirlerin peşine düşen; geçmişin ve günümüzün özlü metinlerini, manifestolarını, unutturulmuş kavramları ve fikirleri hatırlatmayı, tanıtıp tartıştırmayı dert edinen Red Kitaplığı dizisi yolculuğuna başladı. diyor sel yayıncılık. bu serinin ilk kitaplarından biri ise fransız filozof ve sosyolog gerard rabinovitch’in “terörizm mi?

acıyı bastırmak için biraz acı

karşımızda; “yüce ayaklarımı öpün!” diye bağıran bir devlet. ve direnmek! ancak sessiz bir kurt gibidir ininde yatan, örgütsüz. şu anda. mahallelerimizin ücra yerlerinde diogenes’in varisleri olan gençlerimiz; kurşun ağırlığıyla yakılan sigaranın hazin sonunu, kolda bellemişlerdir yahut aşk kadar keskin bir alet iz bırakmıştır vücutlarında. belki bu varislerden o yoğun betonların arasında, nefes almakta güçlük çeken

21. Yüzyıl İnsanlık Manifestosu – Waking Life

Belediye binasıyla, ölüm ve vergilerle savaşamazsın. Politikadan ya da dinden bahsetme. Bu, güvenlik hattını ihlal eden düşman propagandasıyla eşdeğerdir. “Yere yat asker! Yere yat, asker!” 20. yüzyıl boyunca hep bunu gördük. Şimdi 21.yüzyıldayız… ayağa kalkma ve kendimizi bu fare labirentine sıkıştırdığımızı anlama zamanıdır. İnsanlıktan çıkmaya boyun eğmemeliyiz. Seni tanımam ama bu dünyada ne olduğuyla ilgileniyorum.

Özgür bir köle

Ben mutlu olmak istemiyorum. Günümüzde mutluluğun bedeli, zihinsel kölelik. Bunu kabul etmiyorum. Düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına rağmen, zihnimizin henüz ele geçirilememiş versiyonu olan bedensel köleliği, mutluluğa yeğliyorum. Bir makinaya dönüştürülememiş kölelerin özünde, direnen benlikleri yatar. Direndikleri sürece yok edilmezler. Aksine, hür iradenle teslim olmanı beklerler. Körü körüne bir beklenti olmadığı da aşikar. Altyapısının sağlam olduğunun en

a place called gezi parkı

başlık “a place called chiapas” belgeseline saygı duruşunda. dünyanın ilk post-modern devrimi diye geçiyordu chiapas’ta yaşananlar. dünyanın görmüş olduğu ve muhtemelen görebileceği en asil, en güzel isyandı demiştik hani. bunun üzerine “a place called gezi parkı” diyebildik bu ilginç coğrafyada. nostradamus bile bu kadarını hayal edemezdi 15 gün öncesinde. hala inanmakta güçlük çektiğim şeylerde yaşanmaya