Menü Kapat

Etiket: dinamo mesken

Sen de mi “kitsch” oldun St. Pauli?

St. Pauli, hem yüreği solda atan futbolseverin, hem de endüstriyel futbolun altta kalanın canını çıkartan paracı zihniyetinden ve plastikleşen ortamından sıtkı sıyrılanların efsane kulübü, malûm. Eldivenlerini bırakıp devrimci Nikaragua’da gönüllü çalışmaya giden kalecisiyle, anarşist-solcu taraftar çekirdeğiyle, dip kümelere düşse bile hep dolan tribünlerinin her daim neşeli atmosferiyle, “büyük”leri sarakaya alan yaratıcı sloganlarıyla.. alternatif bir marka.

Nitekim kulüp 2004’te basbayağı komaya girdiğinde, onu kurtaran, bu alternatif “marka değeri” oldu. Kulübe sadece kendi taraftar muhiti değil, cümle Alman futbolseverleri elini cebine atarak sahip çıktı (Tam üç sene önce buracıkta yazmıştım bu hikâyeyi). Nitekim St. Pauli 2. Bundesliga’ya tırmandı ve orada bari, tutunabilecek gibi görünüyor.

– tanıl bora son yazısında pauli’nin son durumundan ve sol kanattan saldıran takımlardan bahsetmiş. katılmamak mümkün değil, yazının devamı için;

Yeni keşif “Altona 93”

Ne var ki, bu kampanyanın bir bedeli de oldu galiba. Mübarek 11 Freunde (On Bir Arkadaş) Dergisi, geçtiğimiz temmuzda St. Pauli “biyotopunun”, -yaşam ortamının yani-, değişim geçirdiğini yazıyordu. Öz St. Pauli’liler, Millerntor Stadı tribünlerinin suskunlaşmasından, ruhsuzlaşmasından yakınıyorlar. Moda olduğu için buraya takılan orta sınıf züppelerin ortamı bozduğundan şikâyet ediyorlar. St. Pauli tekstil ürünleri kuşanmanın, St. Pauli bardak çanağı, cıncık boncuğu bulundurmanın, kolay yoldan “altenatif, aykırı, muhalif” gözükmenin alâmetine dönüştüğünü söyleyip kaş çatıyorlar. Üstelik bu işten nemalanan da, kulüpten ziyade, 2004’teki kriz sırasında can havliyle pazarlama haklarının devredildiği firma! Endüstriyel futbol kıtasındaki bu şenlikli vahayı, elhak çok iyi pazarlayarak, hafiften bir kitsch’e dönüştürdüler.

İki ay önce Ankara’da karşılaştığım Hamburg’lu bir futbol delisi gazeteci, Christoph Ehrhardt anlatmıştı: Bazı öz St. Pauli’liler, şehrin büyüğü Hamburg SV’nin lüksünden gına getirmiş bir kısım taraftarla beraber, şimdilerde Altona 93’ü keşfediyorlar. Nazilere ölümüne direnmiş işçi mahallesi ‘Kızıl Altona’nın takımı. Kırmızı-siyah-beyaz. Kuruluşu 1893. 1900 yılında Alman Futbol Federasyonu’nu kuran 80 kulüpten biri. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, baş aşağı gitmiş. 1968’e dek direndiği 2. Lig, o zamandan beri uzak bir rüya. Halihazırda 4. Ligde küme düşme hattının üç sıra üzerinde titreşiyor. Ama ne gam, şimdilerde Altona 93 bir nostalji “markası”. Oturaksız, köhne stadları özleyen, rakip oyunculardan birisine takıp kart gördürene kadar siniriyle oynayabilecekleri mesafesizliğe hasret çeken futbolseverler, bu tarihî çınarın saygıdeğer gölgesi altına sığınıyorlar. Vejateryenliği veganlığa, vicdani reddi total redciliğe vardıranlara da benzetebilirsiniz onları!

Hoffenheim herkesin gözdesi

lmanya’dan yılın dünyaca meşhur gönül çeleni ise, Hoffenheim. Çok zengin olmuş bir evlâdının mâmur ettiği köy takımı. Emek emek Bundesliga’ya tırmandılar, pahalı transferlerle değil mütevazı bir kadroyla, iştahlı hücum bir oyunuyla şampiyonluğa oynuyorlar. Hoş tabii; ama St. Pauli gibi tam teşekküllü efsane de değil.

İtalya’dan, anti-endüstriyel gönülleri önce Chievo çelmişti, sonra Livorno. (27 Aralık 2005’te burada yazmıştım Livorno’yu.) Memleketimizdeki “sol açıkların” ilham kaynağı ve referansları da, orası: www.forzalivorno.org’a bakın. Bir yıldır, beynelmilel “eleştirel” futbolseverlerin bir başka İtalyan sevgilisi var. Politik kimliğiyle değil ama anti-endüstriyel ruhuyla dikkat çekiyor: AlbinoLeffe. Bergamo yakınlarındaki 4 bin nüfuslu Leffe köyünün iki amatör takımının 1998’de birleşmesiyle kuruldu. Gökmavi-beyaz. Malî destekçisi, sürpriz çikolataların içinden çıkan minik oyuncakları üreten bir fabrikatör. Seyirci ortalaması iç sahada 2, 707, deplasmanda 3 ilâ 6 kişi. Kulübün yıllık bütçesi 4 milyon avrocuk. En pahalı oyuncu, yılda 170 bin avro alıyor (İbrahimoviç’in haftalık harçlığı.) 25 oyuncunun 14’ü çevre köylerin çocukları. Bu çekirdek, AlbinoLeffe’yi C-2’den Serie B’ye kadar çıkarttı. Geçtiğimiz yaz Lecce’ye yenilip Serie A’nın kapısından döndüler. Bu sezon, şanlı Livorno’nun lider götürdüğü Serie B’nin orta sıralarında takılıyorlar. Gönlünüzün bir kıyısında dursun onlar da.

Lotta continua; mücadele sürüyor! Popüler kültür endüstrisi kapıp götürüyor, biz korumaya çalışıyor; bu arada yeni “kaynaklara”, yeni imgelere bakarak oluyoruz.

Memleket futbolseverlerinin veganlarına ve total redcilerine müjdeyle bitirelim: 12 Eylül’ün kapattığı “Dinamo Mesken”, Meskenspor, yeniden kuruldu. www.meskenliyiz..biz’e uğrayın

dinamo geri döndü

1971 yılında kurulan ve taraftarlarınca ‘Dinamo Mesken’ olarak adlandırıldığı için 12 Eylül askeri darbesinin ardından, ‘Milli değerlere açıktan saldırı’ gerekçesiyle kapatılan Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü’nün o dönemde yargılanan futbolcuları, kulüplerini yeniden hayata döndürdü. Eski günleri unutamayan ‘Dinamo Mesken’ sevenler, yine aynı olumsuzluklarla karşılaşmamak içinde kulübün adını ‘Meskenspor’ olarak tescil ettirdi. Aralarında Sanatçı Erkan Can’ın da bulunduğu eski adıyla Meskenspor taraftarları, ilk etkinlik olarak hafta sonu Bursa’da tanışma yemeğinde bir araya gelecek.

Bursa’nın 1970’li yıllarda ‘Solcu’ semti olarak bilinen Mesken’de 1971 yılında bir araya gelen mahallenin gençleri ve ileri gelenleri spor kulübü kurmaya karar verdi. Yapılan girişimlerden sonra kurulan kulübe Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü adı verildi. Takımın başkanlığına o dönemde 30 yaşında olan Tunçkanat Yeğin getirilirken, Antrenörlüğü ise Bülent Merey üstlendi. Futbol ağırlıklı kurulan kulüp, amatör lig maçlarında aldığı başarılı sonuçlarla önce mahalle sakinlerinin daha sonra da Bursa’nın ilgi odağı oldu.

Mahallenin solcu olması, o dönemlerde Dinamo Kiev’in rakiplerini gol yağmuruna tutması ve Bursaspor ile bir de karşılaşma yapmasından sonra, Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü de taraftarlarınca ‘Dinamo Mesken’ diye anılmaya başlandı.

dinamo mesken demiştik evvelinde

dinamo mesken

dinamo mesken adından dolayı kapatılmış tek futbol kulübü. 70lerde bursa’nın “sol”a yakın semtinin spor kulübünün adının, dönemin sağlam takımlarından dinamo kiev’den alınmış olması 12 eylül kafaları için yeterli bir sebep olmuş tabi kapatmaya – milli değerlere açıktan saldırı olarak görülmüş. son yıllarda çıkan dinamo mesken’i diriltme çabaları haberleri sanırım bir sonuca ulaşmadı. bunun yanında kültür ve turzim bakanlığı tarafından desteklenen ege berensel’in bir belgesel çalışması vardı, onun da sanırım çekimleri sürmekte. takımın amigosu ise tanıdık bir isim, erkan can. ve kendisiyle dinamo mesken hakkında nokta dergisi tarafından yapılan röportaj;

80 döneminde gençlik yıllarınızın geçtiği bursa’da siyasi gerekçelerle kapatılmış bir kulübünüzün olduğunu söylediniz. nedir bu dinamo? bu bir espri miydi? eğer doğ­ruysa bu bir ilk. neydi mesken’in öyküsü?

– 80’€™li yıllar, amatör takımlar devri. 22 ya­şındaydım. o zamanlar yeni yeni ucuz mes­kenler kuruluyordu bursa’da. top oynayacak yerimiz çoktu. daha sonra mahallenin altına eğitim enstitüsü açılınca oradan öğrenci ağabeylerimiz geldi. mahalleli de onlarla beraber kulüpte takılmaya başladı, solcu oldu. kulüp orada doğdu. takımın adını dinamo mesken koydular. daha sonra futbol falan bitti. kimse arkasını sormadı, açılmadı.

sizin o yıllarda kalecilik de yaptığınız söy­leniyor. kaleci, argoda parasız anlamında kullanılır. nasılsın diye sorduklarında “schumacher gibiyim” diyormussunuz. ama sanırım siz takımın amigosuydunuz…

– kalecilik yapmadım. o benim jargonum. nasılsın diyorlar, kaleciyim diyorum. bekliyo­ruz, para yok, pul yok, kaleci durumu da ora­dan gelir. o benim otuz yıldır söylediğim bir durumdur yani. amigoluk yaptım tabii ki.

nasıl bağırttırıyordunuz tribünleri?

– dinamo’nun gençleri, bir elinde şişe, sa­atlerce neşe! dinamo’nun gençleri birçok menekşe!

mahalle benimsiyor muydu dinamo mesken’i?

– tabi canım, gurur duyardık! tomas or­hanlar, yakalı mehmetler, komando musta­falar, avanta kemaller, ertuğrul kanşay. bu abiler bilirler bunları.

sizin de lakabınız var mıydı?

– sarı! benim lakabım san’dır. adımı bil­mem. eskiden daha da sarıydım, sapsarıydım. kill bill!

peki derdiniz neydi, mahalleyi moskova’ya bağlamak gibi bir niyetiniz mi vardı?

– (gülüşmeler) yoo… zaten solcu bir ma­hallede büyüdüğümüz için takımın adı da böyle olacaktı. çok normaldi bu.

anladığım kadarıyla darbe öncesi mahalleler kendi kulüplerini kalkındırabiliyordu ama sonra her şey için para gerekti. bu arada o yardımlaşma durumu da darbeyle birlikte gitti.

– evet, başka bir şeyler lazımdı, yetmedi. “satıyorlar oğlum” diyor, rafet el roman’ın filmde oynadığı karakter. dar alanda kısa paslaşmalar, her şeyi anlatıyor bence. zaten hikayesi de akyazı akınspor’dur. biz onu bursa hikayeleriyle harmanladık. bursa’da çekildi film.bursa’nın spor camiasının eskilerinden birkaç kişiyi aradık. dinamo mesken’in varlığıyla ilgili sorular sorduk.

sağ cenahın eskilerinden biri sizin bunu abarttığınızı…

– sağdan yürüsün, saçak altından, cüzdan bulur belki!

hayat futbola fena halde benzer diye bir sloganı var filmin. dinamo mesken’in hikayesine baktığımızda görüyoruz, futbol da siyasete benziyor. şu anda da çarşı gru­bunun müdavimi olduğu bir mekandayız. futbolu ve siyaseti birlikte nasıl yorumlu­yorsunuz?

– stratejidir. programdır; koçluk işidir, ka­fana göre oynayamazsın. futbolun da haya­tın içindeki gibi bir ahlakı var. tek başına yapılabilen bir şey değildir. “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” hayatı sürdürebilmek için dört doğru pas yüz­de 90 goldür. siyasette de böyle. çarşı’yı da seviyorum tabi. iyi bir tribünü var.

dar alanda kısa paslaşmalar’da siz kaleci torba suat’ı canlandırdınız. karakterin si­zin üzerinize yazıldığı söylenir. dinamo mesken’den esinlenildi mi filmde?

– yok, ama bunları anlatmıştım, etkisi olmuştur yani.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.