Menü Kapat

Etiket: dil (sayfa 1 / 2)

elias canetti – sinek azabı

adlandırmak, insanın büyük ve ciddi tesellisidir.

yağmur beni mutlu ediyor, sanki dünyaya kolay ve acısız gelmişim gibi.

haklarında hiçbir şey bilmediği insanları çaresizce arayıp duruyor.

yalnızca bir kuyrukluyıldızın altında kıyafet değiştiren kız.

bir insanı yok eden bir renk.

güneşte kötü ve çirkin hale gelen insanlar.
soğuğun ve karanlığın iyi geldiği insanlar.

tekrarlayarak değersizleştirme. tekrarlayarak heyecanlandırma?

hayvanlarda ulaşılamaz olan şey: onların insanı nasıl gördüğü.

aradaki her şeyi bilen filozoflar

esaslı bir not defterine sahip olmanın önemini sadece düzenli not alanlar bileceğine inananlardanım. kişinin notlarını okumak, kendisini tanımak adına kullanabilecek en muhim araçlardan biri olabilir. dolayısıyla not alınız ve not defterlerinin kıymetini biliniz hatırlatmamızı bir kere daha yapmak isteriz.

not defteri demiş iken takdir ettiğimiz insanlar listesinde yer alan elias canetti’nin not defterine de oldukça saygı duyacağımızı tahmin etmeniz zor olmayacak. sinek azabı ya da canetti’nin yıllardır aldığı notlar, daha önce yayınlanmamış aforizmalar, hatıralar, alıntılar ve düşünceler kendisin tanımaya, kendisini daha iyi anlamaya fırsat veren harika bir özet olmuş.

9 bölümlük bu eserde işlenen konuların başında dil, iktidar, ölüm ve yalnızlık geliyor. bizim her bir bölümden aldığımız notların bir kısmını yukarıda siz okudunuz. bakalım siz hangi notları alacak ve paylaşacaksınız?

sinek azabı
elias canetti
türkçesi: necati aça
Sel Yayıncılık
2017, 131 sayfa
ISBN: 978-975-570-903-1

dil

evrensel dil olan iş dünyasının dili eski kelimelere yeni anlamlar bahşediyor. işte insan iletişimi ve shakespeare ingilizcesi böyle zenginleşiyor.

opsiyonlar –options-, artık seçme özgürlüğünü değil satın alma hakkını tanımlıyor; gelecek zaman –futures-, bir gizem olmaktan çıktı, artık kontratlara dönüşmek için var. pazarlar –markets– keşmekeşli meydanlar değil artık, bilgisayar ekranları. salon –lobby– dostları beklemek için değil, politikacıları satın almak için kullanılıyor. offshore‘a, yani açık denizlere artık yalnızca gemiler açılmıyor. çamaşırhaneler –laundries– eskiden giysilerle meşgul olurken, artık kirli parayı da yıkıyor.

lifting artık ağırlık kaldırmak ya da canlandırmak değil, bütün bu işleri yapanların yaşlanmasını önleyen bir cerrahlık.

– eduardo galeano

Kara Basma Kürt Olur

Cümlede tek başına anlamı olmayan bir kelime gibi varlığım
Ondan sebep her sabah armağan edilişim
Günde bir öğün aç karnına andlar içişim
Yalnızlığımın suçlusu çoğul eki almamama sebep dil bilgisi
Ana dilim bile olmayan bir dilde
Yazım yanlışlarına savaş açıp
Çocuğumun adını Şahap koymak için
Nedenler arıyorum
Bibexşîn Daye…*

*: Affet Anne…

Sade ve Masoch’un Dili

“Pek idealist… demek ki vahşi.”
Dostoyevski, Hakaret Gören ve Yaralanan

Edebiyat nasıl kullanılır? Sade ile Masoch’un adları iki temel sapkınlığı işaretlemek üzere kullanıldılar; ve sanki edebiyatın etkililiğinin önde gelen örnekleriydiler. Hastalıklara bazan tipik hastaların adının verildiği olur, ama çoğunlukla bir hastalığa verilen ad doktorunkidir (Roger Hastalığı, Parkinson Hastalığı vesaire). Adlandırmanın ardında yatan ilkeleri daha yakından incelemek lazım. Doktor hastalığı icat eden biri değildir; daha önceden biraraya gruplandırılmış semptomları birbirinden ayırır ve daha önceden ayrılmış olanları birbirlerine bağlar. Kısaca söylersek, derinliğine oriinal bir klinik portre koyar ortaya. Öyleyse tıp tarihine en az iki bakımdan yaklaşılabilir. Birincisi hastalıkların tarihidir: ortadan kaybolabilirler, seyrekleşirler, yeniden ortaya çıkabilirler ya da toplumun haline ve tedavi metodlarının gelişmesine bağlı olarak biçimlerini değiştirebilirler. Bu tarihle içiçe geçmiş bir halde semptomatolojinin de tarihi vardır –bu da tedavideki ya da hastalıkların doğasındaki değişiklikleri kâh önceler, kâh takip eder; semptomlar adlandırılır, yeniden adlandırılır ve çeşitli biçimlerde yeniden gruplandırılırlar. Böyle bir bakış açısından ilerleme genel olarak gittikçe artan bir özgüllüğe doğru eğilimdir ve semptomatolojideki bir incelmeyi işaretler. (Bu yüzden veba ve cüzzamın eskiden daha yaygın olmalarının nedeni sadece tarihsel ve toplumsal nedenlerden dolayı değildir, bu başlıklar altında şimdilerde artık ayrı ayrı tasnif edilmiş hastalık tipleri beraberce gruplandırıldığı içindir) Büyük klinikçiler en büyük doktorlardır: bir doktor bir hastalığa adını verdiğinde bu çok büyük bir dilbilimsel ve göstergebilimsel adımdır –çünkü özel bir ad belli bir göstergeler grubuna bağlanmıştır, yani özel bir ad göstergeleri doğrudan işaretlemeye başlamıştır.

Öyleyse Sade ile Masoch’u büyük klinikçiler arasına mı katacağız? Sadizmle mazoşizmi vebayla, cüzzamla ve Parkinson Hastalığıyla aynı düzlemde ele almak zordur; hastalık kelimesi açıktır ki burada uygun düşmez. Yine de Sade ile Masoch görülmedik semptomlar ve göstergeler düzenleri sunuyorlar. Mazoşizm terimini ileri sürerken Krafft-Ebing Masoch’u sadece acıyla cinsel haz arasındaki bağı ortaya koyduğu için değil, bağlanıp aşağılanma ile ilgili daha derin ve temel bir şey açısından onurlandırıyordu (algolagniasız sınırlı mazoşizm vakaları olabildiği gibi mazoşizmsiz algolagnialar bile vardır). Sormamız gereken bir diğer soru acaba Masoch’un eskiden aynıymış gibi görülen rahatsızlıkları ayırdetmemizi sağlaması bakımından Sade’ınkinden daha inceltilmiş bir semptomatolojiyi sunup sunmadığıdır. Ne olursa olsun, Sade ile Masoch ister “hasta” ister klinikçi, isterse her ikisi birden olsunlar, büyük antropologlardırlar –eserleri insanın, kültürün ve doğanın topyekün bir kavranışını kuşatmayı başardığı için; onlar aynı zamanda büyük sanatçılardı, çünkü yeni ifade biçimleri, yeni düşünme ve hissetme tarzları ve tümüyle orijinal bir dil yarattılar.

Devam

terörizm mi? direniş mi?

İnsanlık tarihinin parıldadığı ve iz bıraktığı ender anların, kurumsal ve düşünsel statükoyu sarsarak kolektif deneyimi farklılaştıran fikirlerin peşine düşen; geçmişin ve günümüzün özlü metinlerini, manifestolarını, unutturulmuş kavramları ve fikirleri hatırlatmayı, tanıtıp tartıştırmayı dert edinen Red Kitaplığı dizisi yolculuğuna başladı.

diyor sel yayıncılık. bu serinin ilk kitaplarından biri ise fransız filozof ve sosyolog gerard rabinovitch’in “terörizm mi? direniş mi? – kitle toplumları çağında bir sözlük karmaşasına dair” olmuş. iyi ki böyle bir dizi başlamış, iyi ki böyle bir eser seçilmiş diyebiliriz. hayır diyenlerin bile terörist olarak adlandırıldığı ve terörizm ile direniş kavramları arasındaki çelişkinin zirve yaptığı bir dönemden geçiyoruz malumunuz.

Nazizm insanların etine ve kanına tek tek kelimelerle, deyimlerle, cümle formlarıyla giriyor, milyonlarca defa tekrarlayarak kendini dayatıyor, bunların mekanik ve bilinçsiz biçimde devralınmasını sağlıyordu.

rabinovitch, “terörizm paradoksu”nu ayrıntılı bir biçimde incelemiş. öncelikle dilin etkisini ve siyasal dili ve kavramları tartışmış. ne de olsa “dünya görüşleri”ni dil belirler; dünyayı bölen dilin olasılıklarıdır diyor. ardından da tarihsel olarak sokrates, adorno, camus, orwell ve fransız direnişçileri gibi farklı düşünür ve eylemlerden yola çıkarak tartışmayı detaylandırmış.

Tutuculardan anarşistlere dek bütün partilere uygulanmasının sağlayacak kimi değişkeleriyle birlikte siyasal dilin işlevi yalanı inanılır, cinayeti de saygın kılmak, sadece bir esinti olan şeye istikrar görünümü vermektir. – George Orwell

kimsenin hayatında yer almasa da herkesin paylaştığı klişelerin ve basmakalıp sözlerin oranı giderek büyümeye devam etmektedir noktasını hatırlatıp, barış’ın artık burada bir hedef değil sadece bir ateşkes olduğunu, süreli savaşa verilen bir ara olduğunun bir kere daha kanıtlandığını göstermiş. insanlar bilgi’nin getirdiği yetilerin çoğalmasıyla daha iyi olmuyorsa, bu onların daha kötü oldukları anlamına gelir önermesinden hareketle direnişin artık bir gün değil bir irade olması gerektiğini bir kez daha kanıtlamış.

özetle sizi yeterince düşündüren ve fazlasıyla soru sorduran leziz bir eser ortaya çıkmış. bu seri devam etmeli ve uyumamalı.

Terörizm mi? Direniş mi? – Kitle Toplumları Çağında Bir Sözlük Karmaşasına Dair

european word translator

daha önce dünya dil haritasını paylaşmıştık. şimdi sırada aynı derecede güzel bir araç olan “european word translator” ile devam ediyoruz. kendisi basit ama etkili bir mantık ile çalışıyor. yazdığınız ingilizce kelimelerin diğer avrupa dillerindeki karşılıklarını google translate üzerinden alıp basit bir harita ile bizlere yansıtıyor.

biz muz kelimesi ile avrupa’daki yalnızlığımızdan başladık. gerisi size kalmış;

european word translator

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.