Etiket: diktatör

Diktatörler çift yaratılır

görsel tanıdık gelecektir mutlaka ama siz yaşam öyküsüne de bir göz atın. başlığın anlamı asıl o zaman ortaya çıkacak.


Alfredo Stroessner Matiauda; 1954 ve 1989 yılları arasında Paraguay’ı yöneten askeri diktatör. Latin Amerika’da 20. yüzyılın en uzun süren diktatörlüğünü kurmuştur.

1Stroessner, bir Alman göçmenin oğluydu. İspanyol kökenli zengin bir Paraguaylı ailede büyüdü. 1929 yılında Paraguay ordusuna katıldı. 1931 yılında bir teğmen oldu. Asuncion’daki askeri okulu bitirdikten sonra 1932’de kara kuvvetlerinde göreve başladı. Bolivya’ya karşı Chaco Savaşı (1932-1935) sırasında bir topçu askeri öğrencisi olarak askere alındı ve Boquerón Savaşı’nda savaştı. Savaştan sonra rütbesi giderek yükseldi. Paraguay İç Savaşı’nda Başkan Morínigo’ya sadık kaldı. Sonunda bir tuğgeneral oldu ve 1948 yılında Güney Amerika’da en genç generali oldu. 1951’de silahlı kuvvetlerin komutanı oldu. 4 Mayıs 1954’te Başkan Federico Chavez’i devirdi. Ardından yalnızca kendisinin aday olduğu bir seçimle devlet başkanlığına geldi. Bir yandan kırsal kesimdeki yoksullar ile kent işçilerinin huzursuzluğunu yatıştırmaya çalışırken, bir yandan da büyük toprak sahiplerinin ve işadamlarının çıkarlarını kolladı.

Stroessner döneminde para istikrarı sağlandı, enflasyon düşürüldü, yeni okullar, sağlık tesisleri ve yollar yapıldı. Fakat bu arada milli gelirin yarısı Stroessner iktidarını korumak için oluşturulan askeri örgütlenmeye harcandı. Stroessner, meclisi ve mahkemeleri yandaşlarıyla doldurdu. Altı kez art arda başkan seçilmesini meşrulaştırmak için 1967 ve 1977’de anayasa iki kez değiştirildi. Rejim karşıtlarına ağır baskılar uyguladı. 1983 ve 1988’de iki kez daha devlet başkanlığına seçilen Stroessner, Şubat 1989’da bir askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Darbeden sonra bir sonraki on yedi buçuk yıl sürgünde yaşayacağı Brezilya’ya kaçtı.

Asuncion havaalanı onun rejimi sırasında kendi adını almıştı, ancak daha sonra Silvio Pettirossi Uluslararası Havaalanı olarak değiştirildi.

Stroessner 93 yaşında, Brezilya’da 16 Ağustos 2006 tarihinde öldü. Bir fıtık ameliyatı sonrası Pnömoni’ye muzdarip olmuştu. Stroessner vatanında ölmek istedi ve ölümünden önce Paraguay’a dönmeye çalıştı ama hükümet tarafından tutuklanma ile tehdit edildi.

10 adımda faşizm

  1. içeride ve dışarıda korkutucu düşmanlar olduğunu vurgulayın
    herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda ve herhangi biri olabilecek meçhul bir tehdit yaratın
  2. bir “gulag¹” yaratın
    uluslararası hukuk kuralları dışında işletilen bir hapisane sistemi kurun
  3. bir haydut kalesi oluşturun
    para  için savaşan size özel bir ordu kurun ve faciaları onlarla yönetin
  4. iç gözetim ve denetleme sistemi kurun
  5. partinizin ya da devletin düşüncesini savunmayan organize grup ve kuruluşları sansürleyin, para kaynaklarını engelleyin ve taciz edin
  6. keyfi gözaltılar ve salıvermeler yapın
  7. belirli şahısları hedef belirleyin, taciz edin, namusunu kirletin ve suçlu duruma düşürün
  8. bilginin dağıtımını ve dağıtım yapan kanallarını kontrol edin
  9. bilim insanlarını, protestocuları ve muhalifleri suçlu duruma düşürün. muhalefeti hain olarak konumlandırın.
  10. hukukun üstünlüğünü askıya alın.

naomi wolf’un “the end of america: letter of warning to a young patriot” eserinin adbusters uyarlaması üzerine etilen çevirisidir.

¹ – stalin dönemi rusyasında uygulanan ve milyonlarca insanın ölmesine yol açan kamp sistemi

fazla demokrasisi olan var mı?

evet bir demokrasi serüveninin daha sonuna geldik, hesap vermesi gerekenler sandıktan hesap verdi, milli iradeye saygı duyduk. bunu yaparken oy veren kesimin ne kadarı demokrasi konusunda bilinçliydi kanımca ciddi bir soru işareti. okullarda test sınavlarında sorulması amacıyla bize öğretildiği kadarıyla tanımı gereği demokrasi halkın kendi kendini yönettiği sistem. yani bu ne demek, bütün vatandaşlar birbiriyle eşit, herkes yönetimde söz sahibi olacak. bildiğiniz gibi ilk olarak antik yunan’da uygulanan bir yöntem kendisi. nüfus kalabalık olunca herkesi eşit olarak söz sahibi yapmak mümkün değil, dolayısıyla aramızdan bir temsilci seçiyoruz ve kendisi bizim yerimize haklarımızı savunuyor, taleplerimizi yerine getiriyor. demokrasinin en çok sevilerek vurgulanan taraflarından biri yöneten bir sınıf yok, fakir veya zengin halka dayanıyor her şey.  tabii bu sistemi düşünen adamlar en az bizim kadar düşünebildiğinden demokrasinin oluşması için gerekli amaçları da belirlemişler. nedir bunlar; parlamento, anayasa, siyasi partiler, kolluk kuvvetleri, yargı. bunlardan özellikle yargı kritik bir rol oynuyor ki seçilen temsilciler herhangi bir siyasi görüşten bağımsız yasalara uygun hareket eden adamlar tarafından denetlenebilsin. bu adamlar kendi çıkarları uğruna çakallık yapmasın. hatta biz bunlar kendi aralarında kavga etmesin diye bir de cumhurbaşkanı seçelim ki siyasi partiler arasında denge kursun deniliyor. yani her şey teoride mükemmel.

peki ülkemizde bu olay nasıl işliyor; pek sevdiğimiz ve güvendiğimiz başlangıç noktamız seçim. 76 milyon küsur nüfustan belirli bir yaşın altındakiler sağlıklı düşünemez diye 56 milyon seçmen belirliyoruz. bu seçimde bir rekor kırarak bunların 48 milyonu oy veriyor. bunun üzerine de oyun başlıyor. öncelikle mükemmel anayasa gereği %10 barajı koyuyoruz. yani “4.7 milyon” insanın tercihi – kafanızda canlanması için izmir nüfusundan fazla ankaradan biraz az – toplumumuz için bir şey ifade etmiyor. %45 civarı oy alan bir partide (21-22 milyon) en iyi biz biliriz ve 76 milyonu tek başına yönetebiliriz diyor.

bu muhteşem olayın sonrasında seçilen partinin sözde bağımsız araçlara alenen müdahale ettiğini sağlıklı düşünemez diye oy vermeye uygun görmediğimiz kesim bile çok net biliyor. yargı iktidar partisinin bir aracı, kolluk kuvvetleri de halkın güvenliğini sağlamak yerine iktidar partisinin çıkarlarını korumaya odaklanıyor. bunun yanında halk üzerinde ciddi bir etkisi olan medya araçlarının çok büyük bir kısmı iktidar partisinin yayın organı haline geliyor, muhalefet üzerine yayın yapan medya kuruluşları kapatılıyor. cumhurbaşkanını eleştirdiğiniz noktada hakaretten gözaltına alınıyorsunuz. bu esnada iktidarda olanlar devletin kaynaklarını halkın değil kendi çıkarları için kullanmaya başlıyor, bunun yanında bu kaynaklardan toplumun geneline göre daha çok beslenen bir destekçi sınıf yaratıyor. teoride bağımsız olan yasaları kendi çıkarları doğrultusunda halka tekrar sormaya gerek kalmadan değiştirebiliyor.

yani pek sevdiğimiz futbol analojisi üzerinden özetleyecek olursak, muhalefet olarak rakip takım federasyonun açıkça desteklediği kendi takımı. maçlarınıza atanan hakemler bütün kararları rakibiniz lehine alıyor. kendi taraftarlarınız stada alınmazken bazıları stad dışında dövülüyor ve öldürülüyor. sizin takımınız taç atışlarında çok tehlikeli oluyorsa kurallardan taç kavramı çıkarılıyor. fakat rakibiniz serbest vuruşlarda tehlikeli ise herşeyin serbest vuruş olduğu şekilde kurallar değişiyor. bu arada rakip takım taraftarları sürekli kendi takımlarının ve ligin ne kadar mükemmel olduğuna ve sizin takımınızın ligi iptal etmeye yönelik çalıştığına yönelik yayın okuyor. bunlara rağmen muhalefet taraftarları maç öncesi çok heyecanlı, bu sefer kazanacaklarına inanıyor. maç sonucu belli olduğunda da bütün bunlara rakip takım taraflarının sebep olduğunu, bir daha bu ligi değil, başka ligleri izleyeceğini söyleyip bir sonraki maçı beklemeye başlıyor.

lafı uzatmadan sonuca emma goldman’ın yaklaşık 100 yıl önce söylediği oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasadışı ilan edilirdi sözünü kullanabiliriz. ya da şaşırmadığımızı, yaşananların diktatörlük reçetesinin başarılı bir uygulaması olduğunu tekrar ifade edebiliriz. peki alternatifiniz ne diyeceklere de arşive yönebilirsiniz deriz. dilediğiniz milli iradeye saygı duyabilirsiniz. ne de olsa “demokratik” bir ülkede yaşıyoruz.

diktatörlük. reçete.

işte, günümüzde her türden otokratın başarısını sağlayan reçete.

içindekiler:
– çok yoksul milyonlarca yurttaş.
– derin eşitsizlikler.
– müstehcen bir zenginlikle birlikte görülen hayal edilemez bir yoksulluk.
– adaletsizlik, dışlama ve ırk ayrımcılığı.
– her yerde mevcut bir çürüme ve yozlaşma.
– “biz durumu kontrol ediyoruz, burada hiçbir şey olamaz” diyen, ikna olmuş, küstah bir politik ve ekonomik seçkin grubu.
gözden düşmüş politik partiler.
– demokrasiden, politikadan ve politika yapanlardan hayal kırıklığına uğramış, duyarsız bir orta sınıf.
– uyuşukluk, israf ve yozlaşma temelli bir salamura içinde uzun süre marine edildiği için yumuşamış bir parlamento, adalet ve silahlı kuvvetler. bir yargıç, senatör ya da general satın almak kolay olmalı.
– sahiplerince, kendi ekonomik ya da politik çıkarlarını güçlendirmek için kullanılan medya.
– etkisizleştirilmiş, başka önceliklerle oyalanan ya da askeri maceralara fazlasıyla batmış yabancı bir süper-güç.
– uyanık olmakta zorlanan ve diğer ülkelerin nasıl yönetildiğiyle gerçekten ilgilenmeyen uluslararası kamuoyu.
– parmakla gösterilebilecek bir dış güç. CIA ideal örnektir. ama komşu bir ülke de olabilir. ya da deri rengi farklı olan göçmenler. eğer hiçbiri işe yaramıyorsa, yahudileri ve mossad’ı deneyin.
– iyi silahlı, iyi hazırlanmış ve rejime karşı koyanları parçalamaya hazır “halk milisleri.” bu milislerin çok kalabalık olması şart değil. onları oluşturan kaba sapa tiplerin, dayak atarak, öldürerek, kaçırarak ya da diğer şiddet biçimlerini uygulayarak halkı yıldırması yeterli.

hazırlık:

  1. bazı kesimleri diğerleriyle karşı karşıya getiren bir kampanya sayesinde en yoksul nüfusu iyice sarsın. kin, seçim hıncı ve ekonomik popülizm serpin. toplumsal tencereyi kaynatarak bütün uyumu buhar edip uçurun.
  2. demokratik seçimler sırasında iktidarı ele geçirin. rakipleriniz yozlaşmış ve gözden düşmüşse ve oy satın almayı biliyorsanız bunu kolayca başarırsınız. kampanya sırasında yozlaşmaya karşı mücadele ve yoksullardan çaldıklarını zenginlerden alma iradenizi ilan edin.
  3. seçimleri kazandıktan sonra başka seçimler örgütleyin ama sakın onları kaybetmeyin. seçimler demokrasiyi savunmaya değil, tabağınızı süslemeye yarar.
  4. başkana sadık subaylar atayarak üst düzey askeri komutayı tazeleyin. onlara her türden hediye vererek ödüllendirin, coşkusunu yitirmiş olanları cezalandırın. onları sürekli ispiyonlayın.
  5. yargıçlara karşı da aynı şekilde davranın.
  6. referandum yoluyla anayasa değişikliği elde etmeyi hedefleyen bir kampanya başlatın. kamu hizmetinde çalışanları oy kullanmaya mecbur edin ve bazı muhalefet üyelerinin bu inisiyatife karşı olduğundan emin olun. muhalefetin geri kalanını, oylarının hiçbir ağırlığı olmadığı konusunda ikna edin.
  7. yeni anayasa yurttaşların bütün haklarını garanti etmelidir, özellikle de en yoksulların. aynı zamanda da onların görev ve yükümlülüklerini asgariye indirgemelidir. yoksulluğu azaltacağınıza ve eşitsizlikleri ortadan kaldıracağınıza dair söz verin. anayasa metnine geçici maddeler ekleyin. bunlar sokaktaki insan için anlaşılamaz bir dilde kaleme alınmış olsun, güçler ayrılığını zayıflatsın ya da ortadan kaldırsın, otoriyeti başkanın ellerinde toplasın ve onun kendini sonsuzca temsil etmesini sağlasın.
  8. muhalefeti gözden düşürün, alçaltın, içlerinden adam seçin, satın alın ve ezin.
  9. medyayı kontrol edin. kimsenin dinlemediği birkaç eleştirel sese hoşgörü gösterin. bu sizi basını susturmakla suçlayanları susturmanızı sağlayacaktır.
  10. üçüncü maddeyi sonsuza dek tekrarlayın.

afiyet olsun!

internet ve sansür – I

merhaba sevgili etilen okurları. yıllardır gelecek sansürü anlatırken beklediğimiz günlere kavuştuk. hoşgeldin 1984 dediğimiz ve internet sansürünün yoğunlaştığı bu günlerde gerçeklikten uzak ilginç yorumlar görüyoruz özellikle network tarafında. bilişim sektörüne dokunan bir insan olarak vatana millete katkımız bulunsun diyerek mevcut durumu ve sansürü açıklayalım istedik. merak etmeyin mümkün olduğu kadar bilale anlatır gibi anlatmaya çalışacağız.

öncelikle biraz başa dönüp internet‘ten başlayalım. internet birçok insanın düşündüğünün aksine bağlanılan tek bir kutu değildir. aksine birbirine bağlı ya da bağımsız bilgisayarları birbirine bağlayan bir ağdır. adı üzerinde internetwork’tur – onun kısaltması olarak internet adını almıştır. milyonlarca birbirine bağlı bilgisayardan oluşur. websitelerinin saklandığı server denilen şeylerde biraz daha gelişmiş bilgisayarları ifade eder. başka bir şey değildir.

internette diğer bilgisayarları nasıl bulacağız, nasıl erişeceğiz arkadaş düşüncesi ile tcp/ip protokolü üzerinden konuşalım denmiştir. yani her bilgisayarın bir ip adresi vardır. ev adresi gibi düşünebilirsiniz – misal 192.168.0.1 – bir bilgisayarın adresidir. bütün konuşma bu adresler üzerinden yapılır. fakat bu ağı oluşturan kafası çalışan abilerimiz beyler IP üzerinden bu iş zor olur isim neyin düşünelim demiştir. dns (domain name server) yani bildiğin domain isim bilgisayarı bu amaçla oluşturulmuştur.

siz bir websayfasına bağlanmak istediğinizde – misal (https://www.etilen.net/nedir) – tarayıcıya arkadaşım bana “www.etilen.net” sunucusundan “htpp” yöntemini kullanarak “nedir” sayfasını getir dersiniz. tarayıcı www.etilen.net sunucusunun adresini bilmez, nereden bilsin. bir bilene sormak ister. burada bilen de dns sunucusudur. yani gider der ki abicim “www.etilen.net”in adresi ne der. dns sunucusu da hacı onun adresi “94.199.206.44” der. sonra tarayıcı o IP’deki bilgisayara gider. merhabalar ben “etilen.net” sitesindeki “nedir” sayfasını istiyorum der. siteyi tekrar söyler çünkü aynı adres üzerinde birden fazla site olabilir. bilgisayar da size arkadaşım sayfa bu diyerek sonucu gönderir.

şimdi gelelim sansüre. ne oluyor da benim tarayıcım, bir adrese gitmek istediğinde sayfa görüntülenemiyor. bugüne kadar ne oluyordu;

internet için ee parayı kime veriyorum noktasında, isp’ler devreye giriyor. internet service provider – yani internet hizmeti verici şirketler. misal bildiğiniz ttnet. bunlar senin internet ağına dahil olmanı sağlıyor ve pek tabii bu isp’lerin kendi dns sunucuları var. bugüne kadar devletimiz x bir siteyi yasakladığında tarayıcı isp’ye hocam “www.twitter.com”un ip adresi nedir diye sorduğunda dns sunucusu gerçek ip adres yerine  “yasakladık biz onu” sayfasına yönlendirir. yani yalan söyler. bugüne kadar google dns gibi farklı siteleri kullanarak bu yasağı aşıyor olmanızın sebebi budur. çünkü google dns yalan söylemez ve gerçek adrese yönlendirir.

google dns görece kolay bir çözüm olduğundan sansürcü zihniyet dns sunucularını engellemiştir. yani gerçek adresi sormak için gittiğiniz kapıya olan yolu kapatmıştır. bunu yapmak için de router denilen cihazları kullanır. router trafik polisi gibi çalışır, bu yoldan gelen adamı buraya gönder der. senin IP adresi üzerinden kim olduğunu bildiği için de türkiye’den gelen ip adreslerini google dns sayfasına yönlendirme arkadaşım der ve dns çözümünüz de yalan olur.

google dns ölürse başka dns mi yok dediğinizde tekrar twitter’a erişememişsinizdir. burada da IP bazlı engelleme gelir. yani ne yapmışlardır, sen dns’ye ulaşıp doğru ip’yi bile bulsan yine bu router dediğimiz arkadaşlara bu ip’den gelen cevabı bu ülkeden gelen arkadaşlara iletme şeklinde tembihlemişlerdir. dolayısıyla erişememişsinizdir. ip bazlı tembihleme hoş değildir çünkü aynı ip üzerinde onlarca site barınabilir. yok yere sansürlenmek istenmeyen alakasız sitelerde yalan olabilir.

daha fazla uzatmayalım, bu yazımızda özetle engellemeyi nasıl yapıyorları anlatmaya çalıştık. önümüzdeki yazıda da bu engelleri nasıl aşabiliriz ve nasıl aşmalıyızı anlatacağız. sorunuz ya da özel olarak yazmamızı istediğiniz bir konu var ise bir yorum kadar yakınız.

 

 

diktatörler

“Suriye için artık söz bitmiştir. Bu alçakça katliamlar, bu soykırım girişimleri, bu insanlık dışı vahşet, artık gitmekte olan bir rejimin ayak seslerinden başka bir şey değildir. Biz bu sahnenin benzerini Irak’ta, Saddam rejiminde gördük. Biz bu sahnenin benzerini, Libya’da, Kaddafi rejiminde gördük. Biz bu sahnenin benzerini, Mısır’da, Mübarek rejiminde gördük. Kendi hırsı, kendi koltuğu, kendi ikbali ve istikbali için, halkına silah çevirenler, halkına helikopterlerden bomba yağdıranlar sadece ve sadece kendi sonlarını hazırlarlar. Bütün diktatörler korkaktır. Bütün diktatörler zalimdir. Bütün diktatörler, ülkelerinin düşmanlarından değil, kendi halklarından çekinirler.” – tayyip erdoğan.

sen sus sözlerin konuşsun.

Erdoğan, 105 araçlık bir konvoy, 2.500 polis, 8 TOMA ve 20 zırhlı araçla ODTÜ’ye ulaştı. Başbakanı protesto etmek için toplanan öğrenciler ile polis arasında olaylar yaşandı.