Menü Kapat

Etiket: dada (sayfa 1 / 4)

Dada Manifestoları & Diğer Metinler

ahlak doğurdu iyilikseverlikle merhameti, fil gibi, gezegenler gibi büyüyen ve iyi diye nitelenen o iki yağ topağını. iyilikle ilgisi yok onların. iyilik açıktır, aydınlıktır, kem küm etmez, uzlaşmaya ve politikaya aman vermez. bütün insanların damalarına çikolata akıtır ahlak. bu görevi buyuran doğaüstü bir güç değil, düşünce tacirleriyle üniversite tekelcilerinin tröstüdür. duygusallık: birbiriyle kavga eden ve sıkılan bir grup insanı görünce, takvimi ve bilgelik ilacını icat ettiler. şuna buna yafta yapıştırarak, filozoflar savaşı patlak verdi (bezirganlık, bilanço, inceden inceye, aşağılık önlemler) ve bir kez daha anlaşıldı ki merhamet bir duygudur, tıpkı sağlığı bozan, tiksintiyle ilintili ishal gibi, güneşe leke sürmek isteyen it heriflerin iğrenç çabasıdır.

tristan tzara yani orijinali “trist en tsara” dilimizde “vatanında hüzünlü” anlamına geliyor. asıl adı samuel rosenstock’tu ama biz tzara ile yola devam edeceğiz. karşımızda dada manifestoları var. bildiğimiz kadarıyla ilk önce norgunk basmıştı bu manifestoları o kitabın baskısı tükenmiş. sel yayıncılık manifestoların üzerinden  türkçeye ilk kez çevrilen 20den fazla diğer metinler (lampisteries) ekleyerek yine arşivlerde bulunması gereken bir hale getirmiş. destek olarak francis picabia’nın çizimleri de mevcut. bütün bunların sizi çoktan kitaba yönlendirmiş olması gerekiyor. şarkılar arasında ilaçlar ve bilgelik arayalım ve yeniden başlayalım.

dada manifestoları & diğer metinler
tristan tzara
türkçesi: elif gökteke
Sel Yayıncılık
2018, 126 sayfa
ISBN: 978-975-570-911-6

Damdan Düşen Yırtık Donlar

.

Kırmızı ışıklarda durmayan kara bisiklet çatı katından kanalizasyona fırlatıldı.
Hiç denenmemiş bir adımın yalnızlığı ve çıplaklığı esir.
Birbirini ısıran kuşlar besleyeceğim, hiç durmadan birbirini ısıran, içleyen, ölen ve dirilen kuşlar.
Biri, biri rakamlardan sildi, sıfırın bayramı yasak.
Z harfi kurtulsa alfabeden, peşine düşülür, temin ederim.

Bir sinir, hükmediyor.
Bir damar, avare.
Politik mi eller, politik mi eklemler, politik mi olum?
Susmak kilitli.
Delirmek kilitli.

Dinsin diye bir uçurtma yapmalıyım, hayaletlere varmalı.
Hareket ve umudu kavuşturamayan iskeleler imha edildi.
Konuşmayan yerlerimiz sapan besliyor.
Kimse gülmüyor ve şaka havlıyor, reçete bu.
Reçete bu.
Reçete bu.
Kurum katillerine esir olan silahlar isyan etti.
Kurum katillerine esir olan silahlar intihar etti.

..

Ellerinde taş gibi gururla avuç içleri gözüktü.
Ateş alkış tuttu.
Ağıtların nefesini içtiler.
Bilirsin artık o ağaçların uykusunda olduklarını.

Çiçek şapkaları kuyuda, gör başları güneş doğunca.
Fareler yastık altlarını imzalıyor.
Kanamayan bir yasa, kemirilen bir hayalettir.
Ağız göz yaprak içinde.
Kapa ellerini kulaklarını, örümcekler ağı tanıdı.
Kemirilen hayaletin dilini deşeyim.
Elektrik kesildi isyan yüzeyinde.

Duvar kanı yumrukluyor.
Geceyi gündüzü bölen anons uçurtmaları.
Küfür balon üflüyor.
Kirpiler bıyık altlarından diriliyor.

Duyun duyun, açmıyor ölüler.
Kapamaz toprağı bu dil.

Denizler tuttuğunu gömüyor, çukur yasasının emaneti bu.
Pijamanı sula, terliklerini yak.
Kan ısırıyor duvar.
Bir parmağını kesti rüzgar.
Teri kıran çekiç.
Robot damarlarla ağaç avuçlarında gaz kızartıldı.
Rezil çivi ile deşik korkular.
Patlama bacaksız.
Kül ateşten ağır.
Aklın dalgakıranı gri lacivert ablukada.
Elektronik çivilerle ağaçların avuçlarında gaz kızartıldı.

Seçim inliyor.
Baykuşun isyanı zift.

Seç, seç, seç.
Düzgün başa bu taraklar.
Diş çoktan gömüldü.

Ters göz.
Ters kanat.
Ters gaga.
Diz çöktü kurşun canavara.

İntihal Naaşı

Kibritleri birbirine vura vura kül grisini şirk koşan budist parlamentosuna ateist. Güç istencinden fışkıran erek kanları damla damla seken kurşun kemeri kin desenli ikibinonaltı boğum. Ertesi ertesine makamsız sela sanatsız kusmuk ağlayan gizli eşcinsel zorunlu homofobik imamlarım mezopotamya devşirme. IRK IRK IRK IRK IRK IRK IRK!

Bak bu pastel tonlu alaca kent manzarası apronunda felaket festivali havalimanın. Ellerimde kesici delici özgürlükler cinayetlere arzu dolu tecavüz. Gece inesice flamalarım firmalarıma ortak bankamatiklerimden boşalan erekte güvercinler. Mülteci kalmamışsa yerleşik tebaa da rendelerim.

Foucault okuyan bakkallarında kitle kısa camel ve iktidar. Habermas ödünç aldığım sucu büyük deposunda kapatılmış uyur. Deleuze gibi bastırılmış ergen azımsanan kırkını geçmiş bakir adamlarla kamusal alan fantezisi. Varsa mantığı geri getir anlamı bizim parktakilerle Canetti çiftleşsin.

Kulağımda pek uyarılı megafon kopmuş köprü cızırtısı ayağının. Anlık kara ekranlar mavi ekranlar küf teri yeşil. Klavyede savaş uçaklarından kurtarır beşi eksik F11. Teşekkür testislerine üçbirliği melami avesta. Kırk odalı harekât bezedim ölü ve sayısı saniye gözaltı. Gece günah olmadan çek tırnak birey makasını KIRP KIRP KIRP KIRP KIRP KIRP KIRP!

Uluya uluya okuduğum bu bildiriler görüntülü kâğıt konuşma rica ediyorum kıvır. Tank erlerimi simülasyonlarla elektrik kesilmeden tekrar doldur. Bürokratik salıncaklar cephelerimde çok kornalı nümayiş. İki dişil neden kalkışmasın senle aynı dili kullanmadan. İki dişil neden sevişmesin cevap ver bak dikte ile yalvardım.

Korku temelinde cesaret ben diliyle beslensin kısa mesajlar. Tapu bilinçli şark toprağında mezat tahterevallileriyle anılsın manifestolar. Eksik kodeks kökten ideolojiyle hukuk unsurlarından paslansın. Kirsiz alaşım evren umursamayadursun galaksi virüsleri. Küçük ölçekte buharlaşalım bir akşam ne olur.

Ya iki birey yan yana birey önermesi evren ucu bu bencil taş parçası ya da kalk zihnimizi silelim ya da kalk tereddüt imkânlı ölümler dinleyelim ya da son poğaçayı ruhumuzda bölelim ya da vahşet şölenlerine gidelim ya da vahşet şölenlerine gidelim ya DA DA DA DA DA DA DA!

dada bildirisi – 1918

Ailenin yadsınmasını doğuran her tiksinti ürünü dadadır; yerle bir edici eylemin, var güçle yumruklarda anlatılışı: DADA; incelik ya da uysal bir uzlaşmanın utangaç duygusuyla, günümüze değin yadsınmış tüm yolların tanınması: dada; doğuştan zavallıların dansı olan mantığın yok edilişi: DADA; tüm hiyerarşiler ve uşaklarımızca bir değer olarak ortaya atılan her tür toplumsal eşitsizliğin ortadan kaldırılması: DADA; eşyanın her biri ve tümü, duygular ve karanlıklar, görünüşler ve koşut çizgilerin belirgin çarpışması kavga için birer yoldurlar: DADA; belleğin ortadan kaldırılması: DADA; arkeolojinin ortadan kaldırılması: DADA; peygamberlerin ortadan kaldırılması: DADA; geleceğin ortadan kaldırılması: DADA; saflığın doğrudan ürünü olan her Tanrı’da tartışılmaz salt inanç: DADA; öbür küreye, uyum gözetmeksizin, zarif atlayış; haykırışçasına çınlayan disk gibi fırlatılmış sözün izlediği yol; ciddi, tasalı, utangaç, ateşli, güçlü, kararlı ya da tutkulu olsun, ona bağlı çılgınlıkları içinde tüm kişiliklere saygı; kilisesini, gereksiz, ağır tüm süspüsünden arındırmak, sevimsiz ya da sevdalı düşünceyi parıltılı bir çağlayan gibi tükürmek ya da onu göklere çıkarmak – olması ile olmaması bir büyük doyum duygusuyla- ve çalılıklardakine denk yoğunlukla, meleklerin vücutlarının ve ruhunun soylu ve altın kanı için saf, temiz böcekler. Özgürlük: DADA DADA DADA, kasılmış acıların uluması, çelişkilerin, aykırılıkların, kabalık ve tuhaflıkların, bağdaşmazlıkların sarmaşması: YAŞAM.

Tristan Tzara

patafizikçi doktor faustroll’un davranış ve görüşleri

Doktor Faustroll, 1898 yılında (yirminci yüzyıl [-2] yaşındaydı) Circassie’de ve altmış üç yaşında doğdu.

Ömrü boyunca hep o yaşta kalan Doktor Faustroll orta boylu bir adamdı, yani, tamı tamına ifade edersek, (8 x 1010 + 109 + 4 x 108 + 5 x 106) atom çapındaydı; Kral Saleh’in portreleri gibi teni altın sarısı, deniz yeşili bir bıyık hariç yüzü tüysüzdü; saçlar, güneş saatine göre değişen maun rengi müphemlikte, tek tek her bir teli, bir küllü kumral bir simsiyahtı; gözler, Dantzick likörü gibi hazırlanmış sıradan yazı mürekkebinden iki kapsül, içinde altın rengi spermatozoidler.

Kellik mikrobu yüzünden, bıyıklarını saymazsak, tüysüzdü. Mikroplar kasıklarından göz kapaklarına kadar olan tüm bölgeyi temizlemişlerdi. Doktor Faustroll, mikropların yalnızca genç saçlara musallat olduğunu bildiğinden, saçlarının ya da kirpiklerinin döküleceğinden endişe etmemişti. Kasıklardan ayaklara doğru olan bölge ise, kontrast halinde, satirlere özgü siyah kıllarla kaplıydı, çünkü Faustroll, görgü kurallarına dikkat etse de, bir erkekti.

alfred jarry, gerçeküstü tiyatronun atası, “olanaksız çözümler bilimi” olarak adlandırdığı patafizik ilminin öncüsü, dadacılık ile artaud’un vahşet tiyatrosunu etkilemiş bir isim. raymond queneau, boris vian ve georges perec gibi modern edebiyatın birçok ustasını da izinden süreklemiş. patafizikçi doktor faustroll’un davranış ve görüşleri de kendisini en iyi anlatan kült eserlerinden biri. ölümünden sonra yayınlanan bu roman jarry’nin bol bol sembolizm, sürrealizm ve absürt edebiyat içeren hayal dünyasında kaybolacağınız bir yolculuğa davet ediyor sizi. ayaküstü değil ama kendinizi vererek okumanız gereken kitaplardan. çünkü pek keyif alacağınızı biliyoruz. çünkü ışık ergüden çevirmiş.

Patafizikçi Doktor Faustroll’un Davranış ve Görüşleri
Alfred Jarry
Çeviri: Işık Ergüden
Sel Yayıncılık
2015, 136 sayfa
ISBN: 978-975-570-743-3

 

“Karşı-Sanat”ın Genç Bir Adam Olarak Portresi

I.

Karşı-sanat, ilk olarak Marcel Duchamp tarafından değil, duvarda asılı ya da çizili olan imgeye bakarken, onun neden ya da ne olduğunu anlayıp da nasıl olup da bu kadar pahabiçilemez bir nesne statüsüne yükseldiğini anlamayan herhangi biri tarafından keşfedilmiş olmalıdır.

II.

Karşı-sanat, sanata karşı değildir; olsa olsa, onu, koleksiyoner ve uzmanlar ordusunun gönderdiği sürgün diyarından geri çağırarak yeniden ele geçirmeye çalışan sanatçının bulduğu yeni biçimler topluluğu olarak tanımlanabilir.

III.

Karşı-sanat, “sanat” adına rağmen yaptığı işi ve kendini yeniden tanımlamanın peşinde olan sanatçının bir yan ürünüdür.

IV.

Karşı-sanat, sanatçıdır.

V.

Şayet, bir “karşı-sanat”tan söz edeceksek/ söz etmek zorundaysak, önce “karşı-sanatçı”yı tanımlamak zorunludur.

VI.

Bir “şey”in “karşı”sı, nasıl ki o şeyin içinden geçmek zorundaysa, -varlığının yegâne koşulu olmasa bile- tanımın kendi üzerine dönüşlülüğü gereği böyle olmak zorundaysa, karşı-sanatçı da önce sanatçıyı aşmak zorundadır. Aşılamamış sanatçı, karşı-sanat yerine “kitsch”i getirir.

VII.

Karşı-sanatçı, sanatçı olmadan önce ve olduktan sonra kuramcı olmalıdır. Arada, yalnızca kısa bir süreliğine, sezginin sınırları içine hapsedilmenin ne berbat bir şey olduğunu anlaması için, sanatçı olarak kalmasına izin verilebilir.

VIII.

Modernizm karşı-sanat değildir. Bununla birlikte, en azından 1863’deki Salon des Refusés’den (Reddedilenler Salonu) beri, karşı-sanat fikrinin kendisini modernizmden kesin çizgilerle ayırt etmek de olanaklı değildir. Onlar hiç istenmedikleri gibi birbirlerini de hiç istememiş olan, ama tek bir yüreğe sahip zavallı siyam ikizleridir.

IX.

Gustave Moreau adlı karanlık ruhlu adam, 1905 yılında, Matisse, Derain ve Vlaminck’i Salon d’Automne’u (Sonbahar Salonu) kuşatıp Donatello’ya karşı vahşi bir suikast planıyla görevlendirdiği için karşı-sanat, modernizmdir.

X.

Dada, karşı-sanatın salonlardan sokağa çıkma halidir.

XI.

Karşı-sanat, sanatta “ne” sorusu yerine “nasıl” sorusunu yeniden getirir.

XII.

Olanaklı bir karşı-sanat biçimi düşünülebilse bile, bu türden bir sanatın ruhu -bedenini henüz terk etmiş İsa gibi- her türlü biçimden iğrenecektir.

XIII.

Biçimin manipüle ettiği sanata karşı Picasso’nun başarısı, biçimi biçim yoluyla manipüle etmeyi, böylelikle Romantizmin Klasisizme karşı başlattığı kavgayı yeni bir aşamaya taşımayı becermiş olmasından gelir. Biçimin biçim tarafından manipüle edilmesi ve bu yolla kavrama dönüştürülmesi, sanata, biçime karşı yeniden söz alma şansı tanımıştır. Bu yüzden Picasso biçim-kesen olarak ilk karşı-sanatçıdır.

XIV.

Karşı-sanat, sanat adına, karşı-sanatı da karşısına almayı becerebiliyorsa, ancak, avangard olabilir.

XV.

Hiçbir sanat yoktur ki, içinde karşı-sanat fikrini barındırmıyor olsun. Sanat, Kant’ın söylediği gibi, kuramsal akılla kılgısal akıl arasında bir ara bölge, bir oyun alanı, bir özgürlük olanağı ise kendi kavramına karşı da çalışmalıdır. Bu onu zorunlu olarak karşı-sanat yapar. Ancak, burada, sanat piyasası üzerine konuştuğumuzu unutmamak gerekir.

XVI.

Duchamp, yalnızca bir fikirdir; Kant’ın Vasari’nin elinden kurtarmaya çalıştığı “sanat” fikridir. Belki şöyle söylemek daha yerindedir: Estetikçiyle sanat tarihçisi arasındaki kavgayı oyun oynayarak yeniden kurgulayan ve intikamını böylece alan bir satranç ustası.

XVII.

Karşı-sanat, yüksek-sanata karşı “sanat”ı yükseltmeyi amaçlamaktan başka ne isteyebilir ki?

XVIII.

Karşı-sanatın en büyük dilemması, olası tüm karşı-sanat biçimlerinin bizzat onun çeşitli türden uygulayıcıları tarafından tüketilerek sanatlaştırılmış olmasından gelir.

XIX.

Karşı-sanat üzerine herhangi bir uslamlama zinciri bizi, zorunlu olarak, Andy Warhol’u olumlamaya çıkarır.

XX.

Karşı-sanat, sanatın aksine birikimsel değildir; yığınsaldır. Üst üste, yan yana ve peş peşe, gelişigüzel atılmış kumaşlar gibidir. Kırkyama misali, sonradan ve zorlama dikişlerle birbirine tutturulmuş atık kumaşlardan değil, konfeti içinde bir araya gelmiş harcıâlem renklerden oluşur.

XXI.

Yirminci yüzyıla adını biz verdik, hatta bütün yüzyılların adını bu çağda ve biz verdik. Bu yüzden sanatlar, hiç de gerekli olmadığı halde, zorlama bir hiyerarşi içinde bir araya geldiler. Daha da kötüsü, sanatçıların kendilerine verilen adları/ kimlikleri gün geçtikçe daha çok benimsemiş olmasıdır. Olasılıkla, bir daha böyle bir şansımız olmayacak.

XXII.

Modern sanat, çağdaş sanat ya da güncel sanat yoktur; sadece sanat vardır ve o adlandırılmaya gerek duymaz. Sanatı adlandıranlar sanatçılar değildir ve böyle olduğu için adlandırma girişimi etiketlemenin ötesine geçmez. “Dil”, burada yine iktidar kurucu işlevini üstlenir. Karşı-sanat, dil sökme sanatı olarak da kimliklenebilir.

XXIII.

Sanat tarihinde 1960’lar için, akımların bir kavşakta el ele tutuşarak, Matisse tarafından çok önceden organize edilmiş halaya katılmalarıdır, denebilir. Ne var ki, bu, aynı zamanda halayın bertaraf olma anıdır da. Sanatçılar bir daha asla el ele tutuşmazlar. Buna rağmen, zaman zaman birinin çok uzaktan öbürüne seslendiği belli belirsiz işitilir.

XXIV.

Beuys’a bir kimlik seçebileceğini söylemiş olsalardı; o cinsiyeti olmayan bir travesti olurdu ya da şarkı söyleyen bir dilsiz.

XXV.

Karşı-sanat hiçbir şey değilse, bir sesler ormanıdır; Baudelaire’in yıllar önce fısıltısını duyduğu orman…

XXVI.

Deleuze’ü rahat bıraksalardı, sadece ıslık çalardı ya da ümitsizce kitaplarını Kant’ın yazmış olmasını dilerdi. Korkarım ki, bu, yine de, ondan alıntı yapma hastalığımızı gidermeye yetmezdi. Kendimize bir addan adlandırmalar beğenme alışkanlığımız baskın gelirdi.

XXVII.

Karşı-sanat “gündelik”in içinde, ama güncel değildir. “Gündelik” olanı tarihsel bir “an”mışçasına kabul eder; açıkça söylemese bile davranışları bunun böyle olduğunun altını her daim kalın kalın çizer. Buna karşın, “contemporary” içeriğiyle anlatılmaya çalışılan “güncel sanat”, karşı-sanattan beslenmektedir. Akrabalık ilişkileri hâlâ bir şeyleri anlatmaya kadirse; “güncel sanat” için, karşı-sanatla siyam ikizi olan modernizmin, en azından, üvey çocuğudur, demek kimse için garip kaçmayacaktır.

XXVIII.

Damien Hirst has returned to painting… (14 Oct. 2009 – BBC NEWS)

XXIX.

Karşı-sanatçının yapıtı olarak karşı-sanat, bir an için gerçeğe dönüşmüş “common sense” (ortak duyum) olarak düşünülebilir. Sezgiye hak ettiği yeri verelim; ama başta değil, ancak sona ulaştığımızda. O da, “bir an” için olduğunu unutmadan.

XXX.

Eğer ki, dil -kaçınılmaz olarak- bir iktidar üretme mekanizmasıysa; (Karşı)sanata (karşı)konuşmak gerekir.

(Artist Actual, 42, Temmuz-Ağustos 2011’de yayımlanmıştır.)

etilen sosyete . 2003 - 2019 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.