çöl düşleri – VI

Cini Yakalamak Gelecek nesiller bizden bahsederken rahatsız kanepelerimizde uyandığımız cenabet sabahları anmadan geçmeyecekler. Akşamdan kalmalık. Tıraş köpüğü ve takım elbiselerin çağrısı. Sırt ağrısı. Açık unutulmuş televizyondan yayılan sabah haberlerinin leş kokusuna bulanmış rüya artıkları. Gözlerimizin üzerinde. Gözlerimin. Yastığımın altında ezilmiş paketten bir sigara çekip yakıyorum. Kül tablası devrilmiş. Köpeklerden biri ayak ucuma kıvrılmış topuklarımı yalıyor,

çöl düşleri – V

İsimleri Yitirmek Ahmet’in kellesi sehpanın üzerinde duruyor. Tam karşımda. Tepemizde sarı sarı ışıldayan ampulün koruması altında. Ölü. Gerçek. Huzurlu. Ahmet’in kellesi yani. Tepkisiz. Göz kapakları sıkı sıkıya kapalı. Birbirine bastırdığı dudakları, kaşlarının arasındaki çizgiler ve çenesini kaplayan sakallarıyla beni cesaretlendirmek istermiş gibi duruyor. Orada. Suratına suratına çarpıyorum sigaramın dumanını. Ahmet diyorum, içimden elbette, Ahmet benim

çöl düşleri – IV

JAPONLAR KİMDİR? Fırat ve Dicle vadileri içinde yer alan Bereketli Hilal bölgesinde yiyecek üretiminin düzlüklerdeki ırmak yataklarında değil de dağlarda ve tepelerde başlamış olduğundan bahseden bir kitap ile Miğfer Dibi savaşına katılan tarafların askeri stratejilerinden bahseden bir makale arasında herhangi bir fark göremiyorum artık. İkisi de aynı simülatik ciddiyete sahip çünkü. Analitik düzleme yatırdığımda yani.

çöl düşleri – III

ÇARPANLARINA AYIRMA Zaman zaman matematik problemi çözüyorum. Perspektifi kaybetmemek için. Ucuz şeyler. Kitapçılardan bir önceki yıla ait hazırlık kitapları satın alıyorum. Eski müfredat. KPSS. YGS. ALES. DGS. Büyülü kısaltmalar. Haramilerin mağarasına açılan kapıların anahtarları. Geriden takip ediyorum. Yoldayım ama. Nihayetinde sorular halen yanıtsız öyle değil mi? Bir sigara yakıp kanepeye uzanırım genelde. Çay. Kitaplar kucağımda.

çöl düşleri – II

KATATONİ Kanepede oturuyorum. Hemen karşımda, var oluş amacını asırlar evvel yitirmiş, taş devrinden kalma unutulmuş bir savaş makinesini andıran şömine. Kışa kadar mühürlenmiş demir döküm kapıları sıkı sıkıya bastırılmış kansız dudaklarıyla sizi tepeden tırnağa süzen meymenetsiz ilkokul öğretmenlerini düşürüyor aklıma. Sigara. Yani bir sigara yakabilsem iyi gelecek. Biliyorum. Genelde iyi gelir zira. Şöminenin üzerinde kitaplar

çöl düşleri – I

MADAME BOVARY ve PENGUENLERİ Film izliyorduk. Madame Bovary. İlk kez 1857 yılında basılan kitabın Amerikan uyarlaması. Çiftlik evleri, koruluklar, kadınlar ve adamlar vardı. Konuşuyorlardı. Madame Bovary ilk çağdaş realist roman sayılıyormuş. Öyle diyorlar. Kanepeye yayılmış üzerimden kayıp giden sahneleri takip ediyordum. Madame Bovary şu an içinde bulunduğum durumda izleyebileceğim türden bir şeymiş. Öyle diyorlar. Öyle