Etiket: çocuk

Barış

Barış koydum adını. Durmaksızın ağlıyordu. Bir an hiç susmayacak sandım. Çok hareketleydi. Annesinin yanına getirdiklerinde sarıldı annesi. Ağlaması kesilmişti. Hafif bir tebessüm belirdi yüzünde. İşte geldim der gibi.

Farklı hissediyordum ona karşı. Böylesi duygular bana hiç uğramamıştı. Hayalimde yaşardı hep, şimdi ise annesinin kucağında bana gülümsüyordu.

Annesi ona sarılmış, tarifi olmayan bir duyguyla ikisi de uyumuştu. Uzun uzun baktım onlara. Huzurun, mutluluğun tablosuydu bu. Kutsal bir duyguydu bu hissettiğimiz.

Yerimde duramıyordum. Hastanenin duvarlarına sığamıyordum. Bir tohum ekmiştik dünyaya. Barış demiştik ona. İsminin öneminden habersiz, öylece yatıyordu. Onu elimden geldiği kadar eğitmeliydim. İsminin hakkını vermeliydi. Öyle bir oğul büyütmeliydim ki en ölümcül yaralara merhem olmalıydı. Savaşların değil, sevginin silahı olmalıydı. Benim için evlat buydu işte.

Evlat gerçek bir tohumdur fakat yolunu kendi belirler. Ya bataklıkta açar öteye gidemez yada yeşerip filizlenir yarınlara.  Barış götürür dünyaya. Yoldaş olur insanlara.  Tercüman olur duygulara. Mücadele eder yaşamak için. Değerlerini yitirmeden süregelmek için. Kimi zaman kalem olur insanlara, ses olur tüm dünyaya duyurur. Ekmeği olmayana aş olur. Evsizlere sıcak bir yuva, kimsesizlere şefkatli bir anne olur.

Yavaşça kavradım oğlumu, kollarıma aldım. Pencere kenarına yöneldim. Gözlerimi ayırmadan ona bakıyordum. Kıpraşmadan, derin derin uyuyordu. Olan bitenden habersiz, olabildiğine masum, savunmasız. Tek hissettiği ona olan sevgimizdi. Güneş yükselmeye başlamış yüzünün sağ tarafını okşar gibi ısıtıyordu. Gece boyu uyumamıştım onu beklemiştim. Şimdi de uyuyamazdım. Gözlerimi ayırmadan ona bakıyordum. Annesine de bana da benzememişti. Birdenbire girivermişti hayatımıza ama en ufak bir yabancılık hissetmiyordum. Yıllardan beri beklediğim, gelmesi benim için zorunluluk olan bir şey gibiydi. Geç bile kaldığını hissettiriyordu bana. Hayalimde daha fazla yaşatamazdım gelmeliydi artık. Görmeliydim onun büyüdüğünü.

Bir evlat büyütmek isterdim hep. Hayatın kirinden uzak, akarsu içinde çağlayan bir su gibi saf ve temiz olsun. Sevgi götürsün, aksın dünyanın dört bir yanına.  İnsanlığa güneş gibi doğsun. Isıtsın insanları ayırt etmeden. Bahane bulmadan. Beklentiye girmeden.

Işık olsun aydınlatsın yarınları.  Filizlensin umut olsun yarınlara.

Evet barış koydum adını.  Yağmur olsun, yağsın istedim yakıp kavuran ateşe inat. Gözü yaşlı çocuğa merhem olsun istedim yaşamın kavgasına inat. Tüm renkler olsun içinde içimizdeki karanlığa inat.

Ben bir evlat büyütmek istedim, sadece yaşamasın, yaşatsın istedim. Adı da Barış olsun istedim.

RE

Kalabalık şehirler, özellikle de İstanbul, gözlem yapmayı sevenler için biçilmiş kaftan. Her semtinde, her sokağında başka başka insanlar, başka başka hikayeler…

Ben, gözlediğim insanları, kendimce kahramanlaştırırım; kimisi masalımın iyi adamı kimisi ise kötü adamı olur.

Bugün öyle güzel bir kahramanla karşılaştım ki… Ben onu masalımın kahramanı haline getirmedim. O, direk geldi kondu başrole.

Velhasıl; iki saatlik İstanbul trafiğinin ardından Kadıköy Rıhtım’a attım kendimi. Eminönü vapur iskelesi önünde beş genç yerde oturuyordu. Önlerinde pankartlar, baretler ve karanfiller vardı. Sessiz çığlıktı o oturuş.

Bir sokak çocuğu yanaştı bisiklet ile içlerinden birinin yanına. Biraz sohbet ettiler, sonra kahramanımız şapkasını çıkarıp çocuğun kafasına taktı; hava sıcaktı, güneş geçmesindi başına. Omzunu sıvazladı çocuğun ve gülümseyerek ayrıldı yanından.

Kahraman sıfatını alacak ne yaptı ki diyorsun ya içinden hani; GÜLÜMSEDİ. Sadece sıcak bir gülümseme ve minik bir hediye.

İnsanları kahraman ilan etmemiz için fazla sebebe gerek yok bence, böylesine içten bir dokunuş ve gülümseyişle bir kahramana sahip oldu çocuk.

Nice çocukların nice kahramanlara ihtiyacı var hep.

QR KOD OLMAK

Sanallık üremektedir. Dünyada kırk yaşına gelmiş sanal bir insan yoktur. Sanal çocuklarımız vardır. Sanal çocuk olmak: Dünya’da, daha kendini var etmeden kendi ikincini yaratıp onunla zaman geçirmektir. Sanalını yaratmak için önce kendine ait olan şeyleri tüketmelisin ve tüketirken zevk almalısın. Hedonist olgun bir insan gibi zevk alarak yapılmalı. Bir diğer anlamda sosyal kişiliğini, davranışlarını ve isteklerini filtreden geçirmelisin. Bu arınma işlemi varlık olarak seni var eden gerçekliği azaltır ve parçalara ayırır. Sanal yuvan için kullanacağın kişiliğin baştan yetiştireceğin bir çocuğun içine aktarılacaktır. Sanal yuvadaki sen daha çocuksundur çünkü. Filtrelenmiş sanal kişiliğin,kendisini cihazın içinde bambaşka mesafelerin içine sokar. Kendi zamanına, kendine ait kişiselliği ve mahremiyete sahiptir. Sanal bir şehre ve şehirlerde yaratılan geleneklere sahiptir. Beslenmeye ve giyinmeye ihtiyacı vardır. Gerçek zaman ile paralel doğrultuda ilerleyen sanal zaman çelişki yaratır. Günlük olarak sınırsız sayıda çelişkiler ve bilgiler akışı, gerçekleştiği hem sanal ve hem gerçek Dünya’da bölünmüşlük yaratır.Camdan duvarların yarattığı sessizlik yanılsaması otoritesini sürdürür sanal alemde, her yer yansımadır, her yer hareket halindedir. Bu sefer insanların ve arabaların yolculuğu değil; fikirlerin, düşünceler hareket halindedir. Fikirleri taşıyan sanal çocuklar birbirlerini ezme yarışı içinde hızlı hızlı sanal dünya ile gerçek dünyayı ayıran dijital duvarın önüne koşarlar. Bütün alışveriş burada gerçekleşir. Gerçekliği teslim alan sanallık tekrar gerçek olur. Şimdi ise gerçek insan – sanal çocuğun annesi – sanal çocuğuna kaynak olarak kullanığı özelliklerini gerçek hayatında kullanacaktır.İletişim dönüştükçe bilgi de dönüşür, yerin, zamanın ve mekanın önemi kalmaz. Sürekli dolanan bilgi akışı : Üst üste yığılmış insanlara, sıkış tıkış giden otobüslere ve dolmuşlara benzer, sabahtan akşama kadar damarlarınızı sıkıştırır. Gerçek sen, sanal çocuğunu sürdürmek için sanal dünyanın içinde filtrelemeye devam eder. Bir süre sonra, filtreden geriye dijital ahlakın kalır geriye. O da neyin nesi ise artık. Davranışın elektronik tepkilere dönüşür. Elektronik tepkiler yaşamsal tepkilere dönüşür. Kaçınılmaz bir çelişki olur insan.
QR: Quick reaction.

Ece Ayhan – Yalınayak Şiirdir

1. Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim

Emrazı Zühreviye Hastanesi’ne kapatıldı anamız
Adıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandır

Şeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran’da
Acı Bacı’nın acı bilmez uçurtma çocuklarına

Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?

2. Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim

Babamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanede
Acaba halk nedir diye düşünür arada işittiği

Dudullu’dan tâ Salacak’a koşarak alkışlayalım
Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocukları

Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?

“çocuk kurtuluş cephesi” boyama kitabı

IFL ya da Infant Liberation Front ya da Çocuk Kurtuluş Cephesi, 1972 yılında 10 yaşın altındaki çocuklar için kurulmuş bir terörist organizasyon. fakat bu anarşist grup sahip oldukları genç üyelerin grup manifestosunu anlayacak okuma becerelerini geliştirmedikleri için ciddi bir etki yaratmakta geri kalmış.

ILF01-www-scarfolk-blogspot-com

buna rağmen 1973 yılında bir dönüm noktası yaşanmış ve ILF daha erişilebilir-anlaşılabilir bir boyama kitabı yayınlamış. bu boyama kitabı grubun amaçlarını yansıtan ve üyelerin yatmadan önce kolaylıkla yapılabilecekleri terör aktivitelerini içeren bir çalışma olmuş. kısa sürede çok ciddi ses getiren bu kitap, çevredeki bütün çocuk parklarında dağıtılmış.

ILF02-www-scarfolk-blogspot-com

ILF’in temel amacı dünyanın çocuklar tarafında yönetilmesini sağlamaktı fakat aynı zamanda “(onların izinlerini almaya gerek kalmadan) bütün yetişkinleri ortadan kaldırmak” istediler. bunu başarmak için grup bütün sınırları zorladı. çocukların orduları (ödevlerini yaptıktan sonra) sokakları kolaçan etmeye ve yetişkinleri avlamaya başladı, sadece 1976 yılında 250 yetişkin kaderine mahkum oldu ve ortadan kayboldu.

ILF03-www-scarfolk-blogspot-com

1978 yılında 50 yaşındaki araştırmacı gazateci Arthur Grubbe’nin 3 yaşındaki bir kız gibi grubun içine sızması sonrasında grup dağıldı. Grubbe ILF’in hükümet tarafından yetişkin yaşa geldiklerinde sivil destek hizmetlerine yerleştirebilecek sosyopatlar yetiştirmek için gizlice desteklenen bir organizasyon olduğunu ortaya çıkardı.

Grubbe bir ünlü haline geldi ve Arthur ismi 1979 yılında en popüler kız ismi oldu.

polis şiddeti boyama kitabınız kitaplığınızda değil mi?

naif yerimizden vurdular bizi

Sabi bir kan aktı
Lekesi çıkmaz artık beyazların.
Ağır metal kokan niyetimiz oksitlendi.
Kirli paslı,
Allı güllü büyüdük.
Büyümek denilen soysuz bir zaman kaybı işte.
Kaybımız bize ziyan…
Aklın ehlileşir
Ruhun törpülenir.
Kendinden geriye sen kalırsın.
Ve …
Traş ettiğin kılların arasına saklanmış bitlerin katilisin artık.
Köşe başından gülümsediğin hayatın pezevenki.
Bir çocuk doğdu kanlar içinde
Bir çocuk öldü kanı senin zihninde.