Etiket: cini yakalamak

çöl düşleri – VI

Cini Yakalamak

Gelecek nesiller bizden bahsederken rahatsız kanepelerimizde uyandığımız cenabet sabahları anmadan geçmeyecekler. Akşamdan kalmalık. Tıraş köpüğü ve takım elbiselerin çağrısı. Sırt ağrısı. Açık unutulmuş televizyondan yayılan sabah haberlerinin leş kokusuna bulanmış rüya artıkları. Gözlerimizin üzerinde. Gözlerimin. Yastığımın altında ezilmiş paketten bir sigara çekip yakıyorum. Kül tablası devrilmiş. Köpeklerden biri ayak ucuma kıvrılmış topuklarımı yalıyor, diğeri ise karşı kanepeye sırt üstü serilmiş ve salonun çıplak zemininde beş, altı, yedi adet bok öbeği sayabiliyorum. Sinekler uçuşuyor havada. Yeşil yeşil. Siyah siyah. Vızır vızır. Uyanış. Hem de tam alemlere halife olarak gönderilen insana yakışır biçimde. Öyle değil mi lan diye homurdanıp ayak ucumdakinin kahverengi kafasına hafif bir tekme atıyorum. Hırlıyor, kuyruğunu sallıyor. Sigaramın kalanını oturur vaziyette içebilmek için yattığım yerden doğruluyorum. Parmak aralarımda ve kanepenin üzerinde yeni yeni yanık lekeleri var. Balkon kapısından içeriye haziran güneşi dökülüyor, dışarıda herifin biri çim biçiyor (kokusunu alabiliyor, makinenin gürültüsünü duyabiliyorum) televizyonda Messi’nin dün gece attığı goller dönüyor. Geriniyorum. Telefonda bir mesaj, koşudan döndükten sonra beni ara diyor.

Her sabah koşarım ben. Sigaramı bitirip zemine dağılmış bok öbeklerini toplar, üst kata çıkıp sabah dileğimi diler ve kendimi dışarı atarım. Yaklaşık yedi buçuk kilometre. Vücudum benim muhallebi kasemdir. Üzerine işeyeceğim cami duvarım, içine gömüleceğim neşeli simülasyonumdur. Onu dövdürürüm. Vücudumu. İp atlar, ağırlık çalışır, adamın canını götünden çeken karın antrenmanları yaparım. Yorgunluk da tüm ucuz uyuşturucularla aynı çalışma prensibine sahiptir zira. Çok alıp az verir. Bir parça rahatlık için abanabildiğiniz kadar abanmanızı abanmanızı abanmanızı bekler sizden. Ucuz uyuşturuculara bayılırım. Zor yükselir, hızlı düşersiniz. Abartıdan, gösterişten uzaktırlar ama. Dramatize edilmemiş, ham. Sırtınızdan aşağıya süzülen ter damlaları götünüze kaçarken bunlardan hiçbirini yapamazsınız zaten. Titrek adımlarınızı birbiri ardına sıralamak vardır yalnızca. Pıt pıt pıt. Belirsiz gelecekteki anlamsız molaya ulaşmaktır tek gaye. Şimdiden sıcacık olmuş bir kaldırım taşına sırılsıklam yığılmak ve kahvaltı niyetine mideye indirdiğiniz bitki çayını içerde tutmaya çalışmak. Vıcık vıcık yapıştırıcıyla dolu bir poşedi ağzınıza dayayıp derin derin pek derin nefesler çekmek gibi.

Ne kadar yorulursak o kadar iyidir yani. Ben ve diğer benler için elbette. Öyle fısıldanıyor çünkü ruhuma. Kim fısıldıyor? Samimiyet mi istiyorsunuz diye soruyor sesin sahibi. Hakikat? O zaman bırakacaksınız kendinizi büyük görmeyi. Kolaya kaçmayı. Aynanın karşısında kıyafetlerinizi düzeltmeyi bırakacaksınız. Her okyanusu aşabileceğinizi düşünmeyi. Öz saygıyı yitireceksiniz, yitirin. Düşebildiğiniz kadar dibe. Ellerinizi bağlayıp boynunuzu bükecek, ben kimim ki, ben ne bilirim ki demeyi öğreneceksiniz. Benim ne önemim var ki. Ancak öyle genişler görüşünüz. Kendine olan inancını bütünüyle yitirmiş insandaki keskin berraklık kimde vardır başka? Gönül rahatlığıyla ben istemiyorum diyebilir o. Peki diyebilir. Sen öyle diyorsan diyebilir. Artık inanılmayacaktır anlattığınız hikayelere, inanılmasın. Yumruğununuz kuvvetine. Öfkenizin ateşine. Yeniden ayağa kalkmakla alakalı Hollywood düşleri kurmak anlamsızdır o noktadan sonra. İntikam planları yapmak. Zirvede uğuldayan rüzgara seslenmek. Ne sizi kabul edecek bir yuva ne de yaslanmanızı bekleyen aşina omuzlar. Yalnızca sefilliğinizin sonsuz samimiyeti.

(daha&helliip;)