Etiket: charles bukowski

türlerin sonu

Yürüyen merdivenlerde ve asansörlerde inip çıkan insanlar, araba süren insanlar, garaj kapılarını uzaktan kumanda ile açan insanlar… Sonra yağlarını eritmek için jimnastik salonlarına gidiyorlar… 4.000 yıl sonra bacaklarımız olmayacak, ördeklere benzeyeceğiz… Bütün türler kendilerini yok ederler… Dinozorların sonu da böyle oldu… Canlı namına ne varsa yediler, sonra birbirlerini yemeye başladılar ve sonunda tek dinozor kaldı ve o orospu çocuğu da açlıktan öldü…

Charles Bukowski
“Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi ”

kadıköy underground poetix

2008 yılında dolaşıma sokulan ve özellikle ilk sayılarıyla ülke sınırları içerisinde hatırlanması gereken bir yayındı kadıköy underground poetix an itibariyle d&r’lardan ulaşabildiğiniz UP adında farklı bir formatta da devam etse de eski tadından alabildiğince uzak. biz okuma şerefine erişememişler için el atmış olalım. derginin ilk sayısı, .pdf formatında. sizindir. kerem’e de bin selam olsun!

muhteviyatın bir kısmı;

  • Richard Brautigan
  • William Seward Burroughs
  • Allen Ginsberg
  • Lew Welch
  • Gregory Corso
  • Todd Moore
  • Charles Bukowski
  • Andrei Voznesensky
  • Rafet Arslan
  • İnan Mayıs Aru
  • Şenol Erdoğan
  • Kathy Acker
  • Jean Genet
  • Ece Ayhan
  • Kerem Kamil Koç

indir . kadıköy underground poetix 1955 –  vol 18 (.pdf)

harikulade gözlü adam

“the man with the beautiful eyes” bukowskinin bir şiiri 1992’de yazmış. 1999’da jonathan hodgson ve jonny hannah izleyeceğiniz bu harika animasyonu tamamlamış. çevirisi de bizden olsun;

çocukluğumuzda
bütün pancurları
her zaman…
kapalı
tuhaf bir ev vardı
ve hiç ses çıkmazdı
o evden
bahçesini sarmaşık sarmıştı
severdik
sarmaşıkla
oynamayı
Tarzan
olduğumuzu hayal ederdik
(her ne kadar Jane olmasa da)
bir de
balık havuzu vardı
büyük bir havuz
ömrünüzde görebileceğiniz
en iri kırmızı
balıklar yüzerdi
o havuzda
ve insana alışıktı
balıklar
suyun üstüne çıkıp
elimizden ekmek yerlerdi
ebeveynlerimiz bizi
uyarmışlardı
“o evin önünden bile geçmeyin”
biz de
giderdik
tabii ki

o evde birinin
yaşayıp yaşamadığını
merak ederdik
haftalar geçtiği halde
kimseyi görememiştik…

sonra
bir gün
bir ses
geldi
evden
“ALLAH’IN CEZASI KADIN”

erkek sesiydi

sonra
ön kapı
açıldı
ve bir adam
çıktı
evden.

sağ elinde
bir şişe
viski.

otuz
yaşlarındaydı
ağzında
puro vardı
ve sakalı…
uzamıştı
saçı
karmakarışıktı
yalın ayaktı
üstünde atleti ile
pantolonu vardı
ama
gözleri
parlaktı.
pırıl pırıl
parlıyorlardı
ve
bize bakıp
“küçük beyler
eğleniyorsunuzdur
umarım?” dedi

sonra küçük bir
kahkaha atıp
içeri girdi.
biz ayrıldık.
bizim evin bahçesine
gidip
gördüklerimizi
düşündük.

ebeveynlerimizin
bizi o evden
böyle
harikulade gözleri olan
güçlü
ve doğal
bir adamı
görmemizi
istemedikleri için
uzak tutmaya çalıştıklarına
karar verdik.

ebeveynlerimiz
öyle olmadıkları için
utanıyorlardı
bu yüzden istemiyorlardı
o eve gitmemizi…

ama
o eve
sarmaşığa ve insandan korkmayan
kırmızı balıklara
yine gittik.
haftalar boyunca
bir çok kez.
ama o adamı bir daha
ne duyduk
ne de gördük.

pancurlar
her zaman olduğu gibi
kapalıydı
ve evden çıt çıkmıyordu.

sonra
bir gün
okuldan
dönerken
evin
önünden geçtik.

yanmıştı
hiçbir şey kalmamıştı.
dumanı tüten
karar demirler sadece,
havuza baktık…
ama su yoktu içinde
ve şişman
kırmızı
balıklar
ölüydüler havuzda,
kuruyorlardı
bizim
bahçeye gidip
konuştuk
ve evi
ebeveynlerimizin
yaktığına
karar verdik
onları ve
balıkları
öldürmüşlerdi
çünkü herşey çok güzeldi,
sarmaşıktan bile eser
kalmamıştı.

korkmuşlardı
harikulade gözlü
adamdan.

ve…
biz de
hayatımız boyunca
başımıza böyle birşeyler geleceğinden,
o adam gibi
güçlü ve harikulade insanları
yaşatmayacaklarından ve
bir çok insanın bu yüzden
öldürüleceğinden
endişe ettik.

charles bukowski

zarları yuvarla

eğer deneyecekseniz, sonuna kadar deneyin.
başka türlü düşünüyorsanız, hiç başlamayın bile.

eğer deneyecekseniz..
bu kız arkadaşlarınızı, karılarınızı,
akrabalarınızı, işlerinizi kaybetmek
anlamına gelebilir.
ve belki de aklınızı.
sonuna kadar gidin.
sonucu,
üç veya dört gün yemek yememek
bankta donmak
hapse girmek
küçük düşmek
veya yalnızlık olabilir.

yalnızlık bir lütuftur.

diğerleri ise sabrınızın
gerçekte ne kadar yapmak istediğinizin
sınanmasıdır.

reddedilmeye ve en garip
ihtimallere rağmen yaparsınız.
ve hayal edebileceğiniz
herhangi bir şeyden bile daha iyidir.

eğer deneyecekseniz,
sonuna kadar deneyin.
bunun gibi başka bir his yoktur.
tanrılarla birlikte yalnız olursunuz.
ve geceler, ateşle alevlenirler.

hayatı dos doğru kusursuz kahkahaya
süreceksiniz, varolan
tek güzel dövüş
o.

charles bukowski

evet evet

tanrı

tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydı

senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı

bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren’in üzerine boşaldı.

c.b.

henry miller . yengeç dönencesi

… her yer böyleydi. ekmek istiyorsan koşum takımlarını kuşanmak zorundaydın, uygun adım yürüyecektin. dünya yeşil bir çölle kaplı, betondan ve çimentodan bir halı. üretim! daha çok cıvata, daha çok tel örgü, daha çok köpek maması, daha çok çim biçme makinesi, daha çok rulman, daha çok patlayıcı, daha çok tank, daha çok zehirli gaz, daha çok sabun, daha çok diş macunu, daha çok gazete, daha çok eğitim, daha çok kilise, daha çok kütüphane, daha çok müze. ileri! zaman bastırıyor…

yengeç dönencesi fransa’da yayımlandıktan sonra abd’de 30 yıl yasaklı kalabilmiş bir saldırı henry miller’ın insanlığa dair yaptığı. son derece dürüst, can yakıcı ve sarsıcı kitabı tanımlamak için kullanılan sıfatlar arasında. bir dostumun yorumu aslında durumu özetliyor; louis ferdinand celine’nin bir altı, charles bukowski’nin bir üstüdür.

yengeç dönencesi

siren yayınları
çeviren: avi pardo
288s. ~ 14×20 cm.
istanbul . 2012
1. basım
isbn: 9786055903367