çember

ya dışındasındır çemberin
ya da içinde yer alacaksın
kendin içindeyken kafan dışındaysa

çaresi yok kardeşim
her akşam böyle içip, kederlenip mutsuz olacaksın
meyhane masalarında kahrolacaksın

şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın,
ya dışındasındır çemberin,
ya da içinde yer alacaksın.

can yücel

before the rain‘de çember demişken, bir de bu açıdan bakmak lazım.

19 mayıs

Bugün Ondokuz Mayıs, Mayısın ondokuzu! Sen ey Türk istiklâlinin koruyucusu, Sen ey ülkemizin geleceği, Ulusumuzun gözbebeği, Sen ey demirparmaklıklarda barfiks yapan, Ranzalarda parende atan Sportmen ve kahraman Türk Gençliği, Önünde senin bütün Kilit-bahirler açık, Ama herzaman Samsun’a çıkılmaz a, Bu sabah da avluda volta atmağa çık! can yücel

değişik

başka türlü bir şey benim istediğim,
ne ağaca benzer, ne buluta benzer;
burası gidi değil gideceğim memleket,
denizi ayrı deniz, havası ayrı hava;
nerde gördüklerim, nerde o beklediğim kız!
rengi başka, tadı başka.

can yücel

başkaldırısal çare

freud’un sedirine uzanıp ‘humor’u bize açıklamasını istediğimizde, denkleştirebildiğimiz sonuç şu: kişi, dış baskıların hışımı karşısında kend-özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için ‘humor’u bir savunma mekanizması olarak kullanmaktadır. bu ‘savunma’ apansız bir paradoksla, bir ters-yüzle, bir başkaldırıya, bir saldırıya dönüşmektedir. buna ‘baskının, acının üstüne gidiş’ de diyebiliriz. freud’un verdiği örnekte, idam mahkumu, bir pazartesi sabahı sehpaya götürülüyor; celladına dönüp ‘bu hafta amma güzel başladı!’ veya ‘bu bana iyi bir ders olacak!’ deyiverecektir. işte bu sözle, daha doğrusu bu davranışla kazandığı nefes payı, bu ‘feci akibet’ karşısında kişiliğinin dağılıp gitmemesini sağlayacak, olayı nesnelleştirerek serinkanlılıkla gözlemleyip algılamasına elverecektir. dava, ‘acı’nın karşısında özünün bütünlüğünü koruma davasıdır. böyle bir davranış ise doğadan bir hayli kopmuş, kentleşmiş, sanayileşmiş, dolayısıyla dış baskıların, insandan-insana ivmesi üstünde örgütlendiği toplumlarda ancak devreye girebilecektir. köylüklerde, kırsal toplumlarda ise geçer-akçe olan çare, tevekkül’dür. onun içindir ki biz de kentleştiğimiz, sanayileştiğimiz ölçüde o ‘humor’ denilen ‘başkaldırısal çare’nin dairesine yavaş yavaş girmekteyiz. (1983)

can yücel 

akis

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme…
Dudaklarım öpüşmekten mosmor…
Bir putum sanki ilahilerle
denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz…

Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
Bilakis

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme

can yücel 

anayasası insanın

kan yasası bu insanın:
üzümden şarap yapacaksın
çakmak taşından ateş
ve öpücüklerden insan!

can yasası bu insanın:
savaşlara yoksulluklara
ve binbir belaya karşın
ille de yaşayacaksın!

us yasası bu insanın:
suyu şavka döndürüp
düşü gerçeğe çevirip
düşmanı dost kılacaksın!

anayasası bu insanın
emekleyen çocuktan
uzayda koşana dek
yürürlükte her zaman

can yücel