Primavera

Aynı isme sahip üç eser çıkabilir okuyucunun karşısına: bir resim, bir müzik, bir de şiir. Resim içlerinde en meşhur olanı; yıllarca depolarda beklemek zorunda kaldığından olacak, kendini göstermeyi de pek seviyor. Yaratıcısı -belki de Tanrı’sı demeliyiz, sonuçta resmedilen bütün ressama tapıyor olsa gerek- Sandro Boticelli, onu 1482 senesinde, Medici’nin düğününde ilkbaharı temsil etmesi için var

Rembrandt’ın Resmi Üzre

Karanlıklar arasından bir ışın Bir kadın vucuduna vuruyor Aşağıdan yukarıya Yıkanmak uzre Geceliğini kaldırmış Bacakları bütün kadınların bacaklarından Ama o ezele kalacak O bir ışın yüzünden Aydınlatan yaşamımızı Aydınlatan yalnızlığımızı Bir tek ışın yaşasın. Can YÜCEL

can yücel – rengahenk

Şiir bir umutsuzluktur. Elbette bir umutsuzluktur. Niçin mi? Umutsuz olmayan adamlar şiir yazamaz. Umutsuz olmayan adamlar resim yapamaz, mimar olamaz. Yaratıcı olamaz. Bu dediğim elbet yaşadığımız dünya için bir söz. Çünkü kağıt bir umutsuzluktur. Boş bir kağıt… Tuğlalar, briketler, çimentolar, hepsi umutsuzluktur. (…) Onların içinden bir umudu bulmaktır şiir. Onu bulmak için yazıyorum ben de…

vazgeçtim

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru, Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, Değil mi ki

Sorunsal Terimi Üzerine

Şimdilerde çoğu kişiye anlamı hala belirsiz gelecek ”sorunsal” terimi, Can Yücel’in 2. dönem Birikim dergisi çıkarken hatırlattığı gibi, ilk dönem Birikim’inin sol-sosyalist literatüre katkısıydı. Althusser’den devralınan kavramın öyle ahım şahım bir macerası olmadı, katkısı varsayılmadı, çarpık anlamlarıyla kullanıldığı bile oldu. Ama bu Althuseryen deyimin özellikle I. dönem Birikim dergisinin gerçekte ne olduğunu tamı tamına anlatan

gitmek

Bu günlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara… Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey… Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok. Bir kendisi… Bu yeter zaten. Herşeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim,