Etiket: bukowski

bukowski, yürüyen merdivendeki kız

bukowski’nin en çok dikkat eden şiirlerinden yürüyen merdivendeki kız’ın (girl on the escalator) yönetmen kayhan lannes Öözmen tarafından kısa filme uyarlanmış hali. gayet başarılı bir yorum olmuş. aşka bir de bu açıdan bakın…


Yürüyen merdivene biniyorum,
Genç bir adamla çok hoş bir kız
Var önümde.
Kızın pantolonu ve bluzu tenine yapışmış.
Yukarı çıkarken
Kız bir ayağını
Bir basamak yukarı yerleştiriyor
Ve kıçı büyüleyici bir biçim alıyor.
Genç adam etrafına bakınıyor.
Endişeli bir hali var.
Bana bakıyor.
Başımı çeviriyorum.
Hayır, genç adam, bakmıyorum,
Sevgilinin kıçına bakmıyorum.
Kaygılanma, ona da sana da saygı duyuyorum.
Hatta, her şeye saygı duyuyorum: büyüyen çiçeklere,
Genç kadınlara, çocuklara, bütün hayvanlara, değerli
Ve karmaşık evreninize, her şeye ve herkese.
Genç adamın biraz rahatlamış
Olduğunu hissediyor ve seviniyorum
Onun adına.
Sorununu biliyorum: kızın bir
Annesi var, babası var, belki de bir kız kardeşi
Ya da ağabeyi, ve kuşkusuz bir sürü sevimsiz
Akrabası ve dans adip flört etmeyi seviyor ve sinemaya
Gitmeyi seviyor ve bazen aynı anda sakız çiğneyip
Konuşuyor ve aptal televizyon dizilerine bayılıyor ve
Gelişmekte olan bir aktris olduğunu düşünüyor ve
Her zaman çok güzel görünmüyor ve ürkütücü
Bir öfkesi var ve arada sırada çıldırdığı oluyor ve
Telefonda saatlerce konuşabiliyor ve yakında bir yazını
Avrupa’da geçirmek istiyor ve ona neredeyse yeni
Bir Mercedes almanı istiyor ve
Mel Gibson’a âşık ve annesi ayyaş ve babası ırkçı
Ve bazen çok fazla içtiğinde horluyor ve yatakta genellikle
Soğuk ve bir gurusu var, 1978 yılında çölde İsa’yla karşılaşmış
Bir tip, ve dansçı olmak istiyor
Ve şu anda işsiz ve ne zaman şeker ya da peynir yese
Migreni tutuyor.
Kızı yürüyen merdivende
Yukarı çıkarışını izliyorum, kolunu
Korumak ister gibi beline
Dolamış, talihli
Olduğunu düşünüyor,
Kendini çok özel
Buluyor, dünyada hiç kimsenin
Sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu düşünüyor.
Ve haklı, çok
Haklı, kolunu
O bağırsak,
Mesane,
Böbrek,
Akciğer,
Tuz,
Sülfür,
Karbon dioksit
Ve
Balgam
Yığınına dolarken.
Şans
Dilerim.

türlerin sonu

Yürüyen merdivenlerde ve asansörlerde inip çıkan insanlar, araba süren insanlar, garaj kapılarını uzaktan kumanda ile açan insanlar… Sonra yağlarını eritmek için jimnastik salonlarına gidiyorlar… 4.000 yıl sonra bacaklarımız olmayacak, ördeklere benzeyeceğiz… Bütün türler kendilerini yok ederler… Dinozorların sonu da böyle oldu… Canlı namına ne varsa yediler, sonra birbirlerini yemeye başladılar ve sonunda tek dinozor kaldı ve o orospu çocuğu da açlıktan öldü…

Charles Bukowski
“Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi ”

harikulade gözlü adam

“the man with the beautiful eyes” bukowskinin bir şiiri 1992’de yazmış. 1999’da jonathan hodgson ve jonny hannah izleyeceğiniz bu harika animasyonu tamamlamış. çevirisi de bizden olsun;

çocukluğumuzda
bütün pancurları
her zaman…
kapalı
tuhaf bir ev vardı
ve hiç ses çıkmazdı
o evden
bahçesini sarmaşık sarmıştı
severdik
sarmaşıkla
oynamayı
Tarzan
olduğumuzu hayal ederdik
(her ne kadar Jane olmasa da)
bir de
balık havuzu vardı
büyük bir havuz
ömrünüzde görebileceğiniz
en iri kırmızı
balıklar yüzerdi
o havuzda
ve insana alışıktı
balıklar
suyun üstüne çıkıp
elimizden ekmek yerlerdi
ebeveynlerimiz bizi
uyarmışlardı
“o evin önünden bile geçmeyin”
biz de
giderdik
tabii ki

o evde birinin
yaşayıp yaşamadığını
merak ederdik
haftalar geçtiği halde
kimseyi görememiştik…

sonra
bir gün
bir ses
geldi
evden
“ALLAH’IN CEZASI KADIN”

erkek sesiydi

sonra
ön kapı
açıldı
ve bir adam
çıktı
evden.

sağ elinde
bir şişe
viski.

otuz
yaşlarındaydı
ağzında
puro vardı
ve sakalı…
uzamıştı
saçı
karmakarışıktı
yalın ayaktı
üstünde atleti ile
pantolonu vardı
ama
gözleri
parlaktı.
pırıl pırıl
parlıyorlardı
ve
bize bakıp
“küçük beyler
eğleniyorsunuzdur
umarım?” dedi

sonra küçük bir
kahkaha atıp
içeri girdi.
biz ayrıldık.
bizim evin bahçesine
gidip
gördüklerimizi
düşündük.

ebeveynlerimizin
bizi o evden
böyle
harikulade gözleri olan
güçlü
ve doğal
bir adamı
görmemizi
istemedikleri için
uzak tutmaya çalıştıklarına
karar verdik.

ebeveynlerimiz
öyle olmadıkları için
utanıyorlardı
bu yüzden istemiyorlardı
o eve gitmemizi…

ama
o eve
sarmaşığa ve insandan korkmayan
kırmızı balıklara
yine gittik.
haftalar boyunca
bir çok kez.
ama o adamı bir daha
ne duyduk
ne de gördük.

pancurlar
her zaman olduğu gibi
kapalıydı
ve evden çıt çıkmıyordu.

sonra
bir gün
okuldan
dönerken
evin
önünden geçtik.

yanmıştı
hiçbir şey kalmamıştı.
dumanı tüten
karar demirler sadece,
havuza baktık…
ama su yoktu içinde
ve şişman
kırmızı
balıklar
ölüydüler havuzda,
kuruyorlardı
bizim
bahçeye gidip
konuştuk
ve evi
ebeveynlerimizin
yaktığına
karar verdik
onları ve
balıkları
öldürmüşlerdi
çünkü herşey çok güzeldi,
sarmaşıktan bile eser
kalmamıştı.

korkmuşlardı
harikulade gözlü
adamdan.

ve…
biz de
hayatımız boyunca
başımıza böyle birşeyler geleceğinden,
o adam gibi
güçlü ve harikulade insanları
yaşatmayacaklarından ve
bir çok insanın bu yüzden
öldürüleceğinden
endişe ettik.

charles bukowski

zarları yuvarla

eğer deneyecekseniz, sonuna kadar deneyin.
başka türlü düşünüyorsanız, hiç başlamayın bile.

eğer deneyecekseniz..
bu kız arkadaşlarınızı, karılarınızı,
akrabalarınızı, işlerinizi kaybetmek
anlamına gelebilir.
ve belki de aklınızı.
sonuna kadar gidin.
sonucu,
üç veya dört gün yemek yememek
bankta donmak
hapse girmek
küçük düşmek
veya yalnızlık olabilir.

yalnızlık bir lütuftur.

diğerleri ise sabrınızın
gerçekte ne kadar yapmak istediğinizin
sınanmasıdır.

reddedilmeye ve en garip
ihtimallere rağmen yaparsınız.
ve hayal edebileceğiniz
herhangi bir şeyden bile daha iyidir.

eğer deneyecekseniz,
sonuna kadar deneyin.
bunun gibi başka bir his yoktur.
tanrılarla birlikte yalnız olursunuz.
ve geceler, ateşle alevlenirler.

hayatı dos doğru kusursuz kahkahaya
süreceksiniz, varolan
tek güzel dövüş
o.

charles bukowski

evet evet

tanrı

tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydı

senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı

bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren’in üzerine boşaldı.

c.b.

henry miller . yengeç dönencesi

… her yer böyleydi. ekmek istiyorsan koşum takımlarını kuşanmak zorundaydın, uygun adım yürüyecektin. dünya yeşil bir çölle kaplı, betondan ve çimentodan bir halı. üretim! daha çok cıvata, daha çok tel örgü, daha çok köpek maması, daha çok çim biçme makinesi, daha çok rulman, daha çok patlayıcı, daha çok tank, daha çok zehirli gaz, daha çok sabun, daha çok diş macunu, daha çok gazete, daha çok eğitim, daha çok kilise, daha çok kütüphane, daha çok müze. ileri! zaman bastırıyor…

yengeç dönencesi fransa’da yayımlandıktan sonra abd’de 30 yıl yasaklı kalabilmiş bir saldırı henry miller’ın insanlığa dair yaptığı. son derece dürüst, can yakıcı ve sarsıcı kitabı tanımlamak için kullanılan sıfatlar arasında. bir dostumun yorumu aslında durumu özetliyor; louis ferdinand celine’nin bir altı, charles bukowski’nin bir üstüdür.

yengeç dönencesi

siren yayınları
çeviren: avi pardo
288s. ~ 14×20 cm.
istanbul . 2012
1. basım
isbn: 9786055903367