Etiket: budizm

1000 gün

hiei dağı, kyoto’nun kuzeybatısında kalan bir dağ. yani japonyadayız. dağın özelliğinden biri binlerce yıldır yapılan ruhani pratikler. ve bizim konumuz “kaihōgyō” ve arkasındaki grup tendai budistleri. başlığa 1000 gün dememizin sebebi bu pratiğin süresi ve bilindiği kadarıyla son yüzyılda sadece elliden daha az sayıda rahip bunu tamamlayabilmiş.

bu istatistik zorluğu konusunda yeterli ipucu vermedi ise devam edelim. çünkü tahmin edebileceğiniz anlamda bir zorluğun ötesinde.  “kaihōgyō” doğrudan çeviri ile “dağın etrafında dolanma” anlamına geliyor. dolayısıyla dağ ve doğaya olan bağlılık önemli. fakat daha ziyade meditasyon tarafında bir önemi var ki bu rahiplerin yaptığı şey hayatın nihai anlamda özüne inmek.

kaihōgyō süresince aldığınız eğitim 7 yıl sürüyor ve fakat bu öğretmenin sonu olduğu anlamına gelmiyor. çünkü öğrenme rahibin içinde büyümeye ve yayılmaya devam ediyor.

nihai anlamda öz dedik, bunun temel sebebi de hem ruhani hem de fiziksel olarak bütün gereksiz şeylerden arınmış olmak. “doiri” dedikleri yine uç noktalarda dolanan bir örnekleri var. 5. yılın sonunda 9 gün boyunca yiyecek, su ya da uyku olmadan yaşamınıza devam ediyorsunuz. bu arada budist tanrısı acala’nın mantrasını 100.000 kere tekrarlıyorsunuz. 2015 yılında 41 yaşındaki bir rahip bunu başarmıştı.

sonuç olarak bu yolculuğu ayakta yapıyor olmaları bütün amacın hareket olduğu anlamına gelmiyor – sadece aydınlanmaya ulaşmak için bir araç çünkü yürüş boyunca kendilerini ağaçlarda, nehirlerde ve saflıkta kaybediyorlar. dağın ritmi ile ruhlarını tekrar tekrar geceden sabaha uyandırıyorlar.

gece boyunca 250 durak noktaları var ve sadece bir kez bütün şehire karşı dua etmek için bir ağaç altına oturuyorlar. bu pratik 100 günlük bölümlere ayrılıyor

  • 1. yıl: 100 gün üst üste 40 kilometre koşuyorsunuz, her gece 1.30’da 1 saatlik dua’nın ardından
  • 2. yıl: 100 gün üst üste 40 kilometre koşuyorsunuz
  • 3. yıl: 100 gün üst üste 40 kilometre koşuyorsunuz
  • 4. yıl: 100 gün üst üste 40 kilometre koşuyorsunuz, bunu 2 kere toplamda 200 gün ile tamamlıyorsunuz
  • 5. yıl.: 100 gün üst üste 40 kilometre koşuyorsunuz, bunu 2 kere toplamda 200 gün ile tamamlıyorsunuz
  • 6. yıl: 100 gün üst üste 60 kilometre koşuyorsunuz.
  • 7. yıl: 100 gün üst üste 83 kilometre koşuyorsunuz ve 100 gün üst üste 40 kilometre koşuyorsunuz

insanın sınırlarının olmadığını ve neler yapabileceğini gösteren bir başka örnek “kaihōgyō” sizin için pek tabii ekstrem olacaktır ama ayağa kalkıp harekete geçmeniz için bir takım ilhamları vermesi dileğiyle. konu hakkındaki diğer kaynaklara nasıl uğraşacağınızı biliyorsunuz.

“beat”, yıpranmış, üstünde tepinilmiş anlamına geliyor. büyük savaş sonrasının “yitik” kuşağından sonra biraraya gelen tehlikeli bir avuç adamın adını koyduğu “beat” kuşağı, bir döneme imza atmakla kalmadı. 60’lar boyunca amerika ve avrupa’da etkisini gösterdiği gibi kentsel ve toplumsal hareketlerin, sivil itaatsizliğin dilini oluşturuyordu. yitik kuşağın inançsızlığının, intiharı kayıtsızlığın yerini beat kuşağında yırtıcı bir inanç ihtiyacı almıştı. ginsberg, eşcinsel özgürlük hareketinin bayrağı olduğu gibi, iktidarı sarsacak her noktada bayrak salladı. 1960 yılında televizyona çıkıp marihuana kullanımının serbest olmasını savundu. vietnam savaşına karşı protestoda bulunduğu için 1967’de tutuklandı. bir yıl sonra da başka bir gösteride göz yaşartıcı bombayı kafasına yedi. 1965 yılında hoover’i kendisini tehlikeli vatandaşlar listesine koymakla suçladı. çünkü daha sonra da yıllarca ülkesine döndüğünde hava alanında çırılçıplak soyunup aranıyordu. bu çok doğaldı. allen ginsberg, 70 yıllık hayatında hep tehlikeli bir vatandaş olarak kalmayı başardı. hippileri’in babası oldu. 1965’te londra’ya gitti. oradaki şiir okuma gecesi londra’daki “yer altı” kültürünün oluşmasını başlattı. pink floyd ve the soft machine oradan çıktı. bob dylan’la çalıştı, onun filminde oynadı. 1968 yılında chicago’daki büyük savaş aleyhtarı toplantıya burroughs, jean genet ve terry southern’la birlikte katıldı.

allen ginsberg, hippilerin etrafında toplanacakları bir deyim üretti: “çiçek gücü”. budizmle tanıştı ve ilk budist şiir okulunun açılmasına ön ayak oldu. hayatı boyunca şiirin, müziğin, çiçeğin kazanacağına inandı. 80’lere de boyun eğmedi. her şeyin kabul gördüğü, iktidarın, yeni dünya düzeninin ve kayıtsızlığın dünyasında o şiire, dostlarına ve müziğe tutkundu. punk-rock’a inandı. clash topluluğuyla sahneye bile çıktı.

allen ginsberg öldüğünde “beat” kuşağının, hippilerin, 68 kuşağının, kısacası savaş sonrası kuşakların bir babası öldü. yıl 1997’ydi. fazla gürültü kopmadı.

yıldırım türker